The Odyssey, Nolan'ın gündemden düşmeyen taze vizyon filmi. Oyuncu kadrosu, çekim yöntemleri, Marvel’laşan destanlar, T-Rap göndermeleri, siyahi tanrı figürlerine kadar birçok açıdan tartışılıyor; Oscar kulislerinden Ege sahillerine kadar büyük gürültü koparıyor.

Gelin biz Odysseus’un gitmediği yoldan gidelim 

Troya Savaşı’ndayız...

Bir tarafta hırsı ve kibriyle deniz aşırı uzaklardan gelmiş işgalci Akhalar ve onların yenilmez savaşçısı Aşil

Diğer tarafta ise toprağını, evini ve insanını korumak için surların önüne çıkan Troyalı Prens Hektor.

Biri istila için orada, diğeri yurdunu savunmak için.

Peki, kim bu Troyalılar? 

Ege’nin iki yakasında ne kadar antik kent varsa hepsini bize yıllarca "Antik Yunan mirası" diye öğrettiler. Oysa ortada devasa bir kavramsal mülksüzleştirme ve tarihsel çarpıtma var.

Troyalılar, Anadolu’nun kadim halkı olan Luvilerdir. Konuştukları dil, mimarileri, gömü gelenekleri, özbeöz Anadolu kültürüdür. Homeros’un İlyada Destanı’nda Troya’yı savunmak için yardıma koşanların tamamı (Likyalılar, Karyalılar, Frigyalılar) Anadolu kavimleridir. Akhalar ise deniz aşırı işgalcilerdir.

Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu gibi Mavi Anadolu hümanistlerinin yıllar önce haykırdığı hakikat tam olarak budur: O insanlar yok olmadı; genleriyle, kültürleriyle, yaşam biçimleriyle bu toprağın hamuruna karıştılar. Onların mirası, Batı’nın değil, bizim mirasımızdır. Ama biz kendi hafızamıza sahip çıkmadığımız için Batı gelip o tarihi kendi öz malıymış gibi ambalajlayıp bize geri sattı.

Agamemnon zırhlısından Dumlupınar’a

Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale’ye dayanan ve Mondros Ateşkes Antlaşması’nın üzerinde imzalandığı İngiliz gemisinin adı tesadüf değildi: HMS Agamemnon. Yani Troya’yı yerle bir eden Akha Kralı Agamemnon’un adını taşıyordu. Batı, binlerce yıl sonra Troya’dan yarım kalan hesabını Çanakkale’de kapatmak istiyordu.

Ancak bu topraklar izin vermedi.

Sabahattin Eyüboğlu’nun aktardığı rivayete göre; Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Taarruz ve Dumlupınar Zaferi’nden iki yıl sonra (1924 yılında) Meçhul Asker Abidesi’nin temel atma töreni için Dumlupınar’a gitmiş. Savaş sahasını gezerken yanındakilere dönüp "Hector’un intikamını aldık" demişti.

Aynı rivayet, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettiğinde Troya kalıntılarını ziyaret edip söylediği sözler için de anlatılır. 

Bizim olanı hatırlama vakti

Nolan filmini çekti, Yunanistan da bu rüzgârı arkasına alıp kültür turizmiyle kasasını dolduruyor. Biz de Hollywood'un konuşmamızı istediği kısmı konuşuyoruz. Oysa Troya biziz. 

Troya bir Batı masalı değil, bu toprağın direniş hikâyesidir. 

Troya; havasını soluduğumuz, üzerinde yürüdüğümüz bu kadim Anadolu toprağının kendi direniş hikâyesidir. Hektor da onun halkı da bu coğrafyanın hamurudur.

Mavi Anadolu hümanistlerinin yıllar önce yaktığı meşale bize tam olarak bu sorumluluğu yüklüyor: tarihi Batı'nın merceğinden okumayı bıraktığımız gün; işte o zaman Hector’un intikamı alınmış olacak.

Haftaya görüşmek üzere.