Bir halkın bayrağını elinize aldığınızda, onun tarihini ve geleceğine dair sorumluluğu da hissedersiniz. Gagavuzya’dan ziyaretime gelen heyetin hediye ettiği bayrak bana bunu düşündürdü. O bayrak, yüzyıllardır dilini, kimliğini ve yurdunu korumaya çalışan Gagavuz Türklerinin iradesini temsil ediyor.

Bugün o irade ciddi bir sınavdan geçiyor. Gagavuzya’nın özerkliği hukuken varlığını sürdürüyor; fakat kendi kendini yönetmesini sağlayan yetkiler giderek daralıyor. Moldova’nın Romanya ile birleşmesi tartışması ise soydaşlarımızın geleceği açısından daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor: Moldova kendi bağımsızlığından vazgeçerse Gagavuz Türklerinin geleceğine kim karar verecek?

Bu sorunun cevabını aramak için geçmişe bakmak gerekiyor.

Gagavuzlar, Türkçenin Oğuz koluna mensup, büyük çoğunluğu Ortodoks Hristiyan olan Türklerdir. İnançları üzerinden Türk kimliklerini tartışmaya açmak, tarihlerini ve dillerini görmezden gelmektir. Türk dünyasıyla aralarındaki bağ, günlük siyasi tercihlerden çok daha köklüdür.

1812’de Besarabya’nın Rusya’ya geçmesinden sonra Gagavuzların hayatı, farklı devletlerin yönetimi altında şekillendi. Romanya ve Sovyet dönemlerini yaşadılar. Sınırlar değişti, yönetimler değişti; ancak kendi geleceklerini belirleyen kararların çoğu başka başkentlerde alındı. Sovyet döneminin Ruslaştırma etkisi, bugün de dil ve eğitim hayatında hissediliyor. 

Bu nedenle Gagavuzların Rusça konuşmasına bakarak onların Türk kimliğini sorgulamak yerine, Türkçelerini neden yeterince yaşatamadıklarını sormamız gerekiyor. Bir toplumun ana dilini koruyabilmesi için okul, öğretmen, kitap, yayın ve ekonomik imkan gerekir. Kimlik, yalnızca iyi niyetle korunamaz.

Türkiye bunu geçmişte görmüştü. Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Bükreş Büyükelçiliği döneminde Gagavuzlarla kurduğu bağlar, Türkçe eğitim ve gençlerin Türkiye’de öğrenim görmesi için yürüttüğü çalışmalar bunun örneğidir. Bugün de aynı duyarlılığın daha güçlü imkanlarla sürdürülmesine ihtiyaç vardır. 

Sovyetler Birliği çözülürken Moldova’da yükselen Romanya ile birleşme düşüncesi, Gagavuz Türklerinde ciddi bir gelecek kaygısı doğurdu. Kendi dillerinin, kimliklerinin ve siyasi varlıklarının yeni düzende nasıl korunacağını sorguladılar. Bu ortamda gelişen siyasi hareket, 19 Ağustos 1990’da Gagavuz Cumhuriyeti’nin ilanına ulaştı. Bu yapı uluslararası tanınma kazanmadı; ancak Gagavuz halkının kendi kendini yönetme iradesini açıkça ortaya koydu. 

Ardından Türkiye’nin de katkı sağladığı barışçı çözüm geldi. Süleyman Demirel’in arabuluculuk rolünün bulunduğu süreç sonunda, 23 Aralık 1994’te Gagavuzya’nın özel hukuki statüsünü düzenleyen kanun kabul edildi. Gagavuzlar, bağımsız Moldova içinde kendi varlıklarını koruyacak bir özerk yönetim üzerinde uzlaştılar. 

Bu uzlaşmanın içeriği önemlidir. Gagavuzya’ya kendi Halk Topluşu, seçilmiş Başkanı, yerel düzenleme yetkileri ve dil hakları tanındı. Özerklik, bir halkın siyasi ve kültürel varlığını koruyabilmesinin hukuki zemini olarak kuruldu. 

Üstelik aynı kanun, gelecekte ortaya çıkabilecek temel bir tehlikeyi de hesaba kattı. Birinci maddenin dördüncü fıkrası, Moldova’nın bağımsız devlet statüsünün değişmesi halinde Gagavuz halkına dış kendi kaderini tayin hakkı tanıyor. Bu hüküm, Moldova başka bir devletle birleşirse Gagavuzların geleceğinin kendilerine rağmen belirlenemeyeceğini savunmak için açık bir hukuki dayanaktır. 

Gagavuz Türkleri 2014’te de iradelerini ortaya koydular.

2 Şubat 2014 halkoylamasında, Gagavuz Türkçesinde yayımlanan Ana Sözü gazetesinin seçim kurulundan aktardığı sonuçlara göre, ilgili soruya cevap verenlerin yüzde 97,22’si Moldova’nın Avrupa Birliği’ne katılmasına karşı çıktı. Moldova’nın bağımsızlık statüsü değişirse kendi geleceğini belirlemeye ilişkin düzenlemeye destek ise yüzde 98,09 oldu. 

Rakamları doğru kullanmalıyız. Yüzde 97,22, doğrudan Romanya ile birleşme sorusunun sonucu değildir. Ancak Gagavuz temsilcileri, halkoylamasının siyasi anlamını bağımsız Moldova içinde yaşama ve Romanya devletinin parçası olmama iradesi olarak da ifade ettiler. Bu yaklaşım, kendi Halk Topluşlarının resmi açıklamalarına yansıdı. 

Moldova makamları halkoylamasını hukuka aykırı kabul etti ve bağlayıcı saymadı. Buna rağmen ortaya çıkan siyasi mesaj görmezden gelinemez: Gagavuzların çok büyük bir çoğunluğu, geleceklerinin kendilerine rağmen belirlenmesini istemiyordu. 

Bugün yaşananlar, bu kaygının neden devam ettiğini gösteriyor.

2023’te seçilen Başkan Evghenia Gutul’un Moldova hükümetindeki üyeliğinin onaylanmaması, Kişinev ile Komrat arasındaki gerilimin önemli başlıklarından biri oldu. Aynı yıl getirilen vergi iadesi düzenlemesi de Gagavuzya bütçesinin hareket alanını etkiledi. Moldova Anayasa Mahkemesi, Mart 2024’te bu mali düzenlemeyi iptal ederek özerkliği etkileyen kararlar için gerçek ve etkili danışmanın önemini vurguladı. 

Ancak kurumsal yetkiler üzerindeki daralma devam etti. Nisan 2025’te Halk Topluşu’nun bölgedeki savcılık makamları için aday önerme yetkisi kaldırıldı. Temmuz 2026’da ise bazı adalet, içişleri ve güvenlik görevlilerinin atanmasına katılım ile seçim kurulunun oluşumuna ve seçim düzenlemelerine ilişkin bazı yetkiler anayasaya aykırı bulundu. Merkezi makamlar bu kararları üniter devlet düzeniyle gerekçelendiriyor. 

Burada sorulması gereken soru şudur: 1994’te barışın temeli olarak kabul edilen yetkiler daraltılırken, o barışı ayakta tutan güven nasıl korunacaktır?

Özerklik, seçilmiş kurumların karar verebildikleri ölçüde anlam taşır. Halk Topluşu ve Başkanlık varlığını sürdürürken yetkilerinin azaltılması, halkın kendi yönetimi üzerindeki etkisini zayıflatır. Bayrağı bulunan fakat karar alanları daralan bir yönetim, zamanla kendi geleceğini savunmakta da zorlanır.

Başkan Gutul’un yasa dışı parti finansmanı davasında hapis cezası alması da bu gerilimi ağırlaştırdı. Gutul suçlamaları reddederek süreci siyasi hesaplaşma olarak nitelendirdi. Ancak hangi kişi hakkında hangi yargılama yürütülürse yürütülsün, kişisel ceza sorumluluğu ile Gagavuz halkının kolektif hakları ayrı tutulmalıdır. Bir siyasetçi hakkındaki dava, bütün bir halkın özerkliğini daraltmanın gerekçesi olamaz. 

Şimdi önümüzde 15 Kasım 2026 seçimleri var. Aynı gün Gagavuzya Başkanı ve Halk Topluşu seçilecek. Bu tarih resmi seçim belgelerinde doğrulanmış durumda. 

Bu seçimler, Gagavuzların kendi geleceklerini temsil edecek kurumları belirlemesi bakımından önem taşıyor. Yeni yönetimin özerklik haklarını nasıl savunacağı, Türkçenin yaşatılması için ne yapacağı ve birleşme tartışmaları karşısında halkın iradesini nasıl ortaya koyacağı yakından izlenmelidir. Türkiye’nin ilgisi, seçimden çıkacak kişinin kimliğine göre değişmemelidir. Esas olan soydaşlarımızın haklarıdır.

Romanya ile birleşme ihtimali de artık yalnızca geçmişten kalan bir endişe değildir. Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu, Ocak 2026’da böyle bir halkoylaması yapılması halinde birleşme lehinde oy vereceğini açıkladı. Bu bir birleşme kararı değildir; fakat düşüncenin devletin en üst düzeyinde dile getirildiğini göstermektedir. 

Romanya Anayasası ülkeyi milli, egemen, bağımsız, üniter ve bölünmez bir devlet olarak tanımlar. Gagavuzya’nın Moldova hukukundaki özel statüsünün birleşme sonrasında aynen korunacağı varsayılamaz. Böyle bir devamlılık, açık ve bağlayıcı anayasal güvenceler gerektirir. Aksi durumda Halk Topluşu’nun, Başkanlığın, mali yetkilerin ve Türkçenin statüsünün geleceği ciddi belirsizlikle karşılaşır. 

Bugünkü yetki daralmalarını gerçekleştiren kurumlar Moldova makamlarıdır. Romanya’nın mevcut Gagavuz özerkliğini bizzat kaldırdığına ilişkin bir karar ortaya koymadan böyle bir iddiada bulunamayız. Ancak birleşme halinde Gagavuzların kazanılmış haklarının ne olacağını sormak ve bu konuda güvence istemek zorundayız.

Benim yaklaşımım açıktır: Moldova bağımsız devlet olarak varlığını sürdürüyorsa, Gagavuzya’nın özerkliği bütün unsurlarıyla korunmalıdır. Moldova bağımsızlığından vazgeçerek Romanya ile birleşmeyi seçerse, Gagavuz Türklerinin de bağımsızlığı seçme hakkına saygı gösterilmelidir.

Kanundaki kendi kaderini tayin hakkı, otomatik uluslararası tanınma anlamına gelmez. Fakat bu durum hakkın yok sayılmasını da haklı çıkarmaz. Halkın özgür iradesinin ortaya konulması ve tercihinin uygulanacağı hukuki sürecin oluşturulması gerekir.

Türkiye’nin desteği bu nedenle eğitimden ekonomiye, kültürden diplomasiye uzanmalıdır. Türkçe eğitim ve yayın imkanlarının güçlendirilmesi, gençlere kendi yurtlarında gelecek sağlayacak yatırımların desteklenmesi ve özerklik haklarının takip edilmesi büyük önem taşımaktadır.

Ziyaret sırasında bana hediye edilen bayrağa bu gözle bakıyorum. O bayrak, Gagavuz Türklerinin yaşama ve kendi geleceklerine sahip çıkma iradesini hatırlatıyor.

Gagavuzya’nın geleceği hakkında karar verilirken son söz Gagavuz Türklerine ait olmalıdır. Soydaşlarımızın iradesi, başka başkentlerin siyasi hesaplarına feda edilemez.