ABD ile Çin arasında yeni dönem mi başlıyor? Trump’ın Çin politikası neden değişti?

Dr. Barış Adıbelli, Kızılelma programının 2. bölümünde ABD-Çin ilişkilerindeki değişimi ve yeni küresel güç dengelerini değerlendirdi. Adıbelli, iki ülke arasındaki rekabetin ekonomik, siyasi ve teknolojik boyutlarına dikkat çekti.


Haber365 YouTube kanalında Seda Ateşoğlu’nun sunumu ve Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Barış Adıbelli’nin yorumlarıyla yayınlanan "Kızılelma" programında bu kez ABD-Çin ilişkilerindeki değişim, yeni küresel güç dengeleri, Tayvan meselesi, Rusya’nın konumu ve teknoloji rekabeti ele alındı.

Trump’ın Çin politikasındaki değişim

Donald Trump’ın geçmişte Çin’e yönelik çok daha sert bir politika izlediğini hatırlatan Dr. Barış Adıbelli, ABD Başkanı’nın son dönemdeki söylemlerinin önceki dönemle belirgin biçimde farklılaştığını söyledi.

Trump’ın geçmişte Çin’i ABD açısından önemli bir tehdit olarak konumlandırdığını anlatan Adıbelli, bugün ise Pekin ile stratejik ilişkilerin geliştirilmesinden söz edildiğine dikkat çekti.

Adıbelli, bu değişimin ABD-Çin ilişkilerinde yeni bir sayfanın açıldığına işaret ettiğini ifade etti.

"Çin'in Amerika'ya muhtaç olduğundan daha fazla Amerika Çin'e muhtaç"

Çin medyasının ABD ile Çin arasındaki stratejik ilişkileri bir gemiye benzettiğini aktaran Adıbelli, Pekin’in iki ülke arasındaki ilişkinin istikrarlı bir rotada ilerlemesini istediğini söyledi.

Çin siyasi kültüründe sembollerin ve benzetmelerin önemli bir yere sahip olduğunu belirten Adıbelli, Washington’ın mevcut ekonomik ve küresel koşullarda Pekin’e ciddi ölçüde ihtiyaç duyduğunu savundu:

"Çin'in Amerika'ya muhtaç olduğundan daha fazla Amerika Çin'e muhtaç."

Trump’ın Çin üzerinde ekonomik ve siyasi baskı kurmaya çalıştığını ancak bunun beklenen sonucu vermediğini ifade eden Adıbelli, Çin’in küresel ekonomik ağırlığını koruduğunu belirtti.

Şi Cinping’den karşılıklı destek mesajı

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in açıklamalarına da değinen Adıbelli, Çin’in yeniden yükselişi ile Trump’ın “Amerika’yı yeniden büyük yapma” hedefinin birbirine engel olmak zorunda olmadığı yönünde mesaj verildiğini söyledi.

Adıbelli, Şi’nin iki ülkenin aynı anda güçlenebileceğini ve birbirlerinin kalkınmasını engellemek yerine destekleyebileceğini savunduğunu aktardı.

İki ülke arasındaki rekabetin tamamen sona ermesinin beklenmediğini belirten Adıbelli, Şi Cinping’in rekabetin çatışmaya dönüşmemesi gerektiğine işaret ettiğini söyledi:

"Rakip olalım ama rakip birbirimizi yakalamak için olsun."

Adıbelli, bu yaklaşımın ABD ile Çin arasında daha kontrollü ve sınırları belirlenmiş bir rekabet modeline işaret ettiğini ifade etti.

"Bizim işbirliğimiz olmadan da dünyadaki pek çok sorunu çözmek zor olacaktır"

ABD ile Çin arasındaki ilişkinin yalnızca iki ülkeyi ilgilendiren bir mesele olmadığını vurgulayan Adıbelli, Şi Cinping’in küresel sorunların çözümünde Washington-Pekin işbirliğine özel önem verdiğini söyledi.

Adıbelli, Çin liderinin yaklaşımını şu sözlerle aktardı:

"Bizim işbirliğimiz olmadan da dünyadaki pek çok sorunu çözmek zor olacaktır."

Bu sözlerin yeni küresel güç dengesine ilişkin önemli bir mesaj taşıdığını belirten Adıbelli, geçmişte ABD ve Sovyetler Birliği için kullanılan anlayışın bugün giderek ABD ve Çin üzerinden şekillendiğini ifade etti.

"Barış içerisinde birlikte yaşayalım"

Şi Cinping’in kullandığı söylemlerin Soğuk Savaş dönemini hatırlattığını belirten Adıbelli, “barış içinde birlikte yaşama” anlayışının Çin dış politikasında uzun yıllardır kullanılan temel kavramlardan biri olduğunu söyledi.

Adıbelli, Şi’nin yaklaşımını şu sözlerle aktardı:

"Barış içerisinde birlikte yaşayalım."

Bu ifadenin Çin dış politikasındaki tarihsel çizgiyle örtüştüğünü anlatan Adıbelli, Washington ile Pekin arasında doğrudan çatışmadan kaçınan bir rekabet modelinin öne çıktığını belirtti.

ABD-Çin yakınlaşmasında Rusya ne olacak?

Washington ile Pekin arasındaki yeni dönemin Rusya açısından yaratabileceği sonuçlara da değinen Adıbelli, ABD’nin aynı anda hem Çin hem de Rusya ile karşı karşıya gelmesinin stratejik açıdan güç olduğunu ifade etti.

Geçmişte Henry Kissinger döneminde izlenen Amerikan politikasını hatırlatan Adıbelli, Washington’ın iki büyük güçten biriyle yakın ilişki kurarak diğerine karşı denge oluşturma stratejisini uzun yıllardır kullandığını anlattı.

ABD ile Çin’in geçmişte Sovyetler Birliği’ne karşı da yakınlaştığını hatırlatan Adıbelli, Washington-Pekin işbirliğinin tarihsel açıdan tamamen yeni bir durum olmadığını söyledi.

Tayvan meselesinde Çin’in öncelikleri

ABD ile Çin arasındaki en önemli anlaşmazlık alanlarından biri olan Tayvan meselesini de değerlendiren Adıbelli, Pekin yönetiminin kısa vadede önceliğinin ekonomik ve teknolojik kalkınmasını tamamlamak olduğunu ifade etti.

Çin’in 2050 yılına kadar güçlü bir iç tüketim pazarı oluşturmayı, Batı’ya bağımlılığını azaltmayı ve teknoloji alanındaki kapasitesini artırmayı hedeflediğini belirten Adıbelli, Pekin’in Tayvan konusunda aceleci davranmadığını söyledi.

Adıbelli, Tayvan meselesinin aynı zamanda Çin’i çevreleme ve baskı altında tutma politikasının araçlarından biri olarak kullanıldığını savundu.

ABD’li çiftçiler ve Çin pazarı

ABD ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin Amerikan iç siyaseti üzerindeki etkilerine de değinen Adıbelli, özellikle ABD’li çiftçilerin Çin pazarına duyduğu ihtiyaca dikkat çekti.

Trump’ın Çin’e yönelik tarife politikasının ardından Pekin’in bazı Amerikan ürünlerinin alımını azaltmasının çiftçiler üzerinde baskı oluşturduğunu anlatan Adıbelli, bu durumun Trump’ın kendi seçmen tabanında da tepkiye neden olduğunu söyledi.

Çin’in ihtiyaç duyduğu tarım ürünlerini farklı Asya ülkelerinden temin edebilecek alternatiflere sahip olduğunu belirten Adıbelli, ABD açısından Çin pazarını kaybetmenin önemli ekonomik sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.

"Dünya küçük bir köy haline geldi"

Küreselleşen dünyada ülkelerin birbirinden tamamen bağımsız hareket edemediğine dikkat çeken Adıbelli, üretim, ticaret ve teknoloji alanlarında güçlü bir karşılıklı bağımlılık oluştuğunu söyledi.

Adıbelli, bu durumu şu sözlerle anlattı:

"Bakın dünya küçük bir köy haline geldi. Küreselleşen bir dünyadayız. Herkes herkese muhtaç."

Kuzey Kore’nin Çin’e olan bağımlılığını örnek gösteren Adıbelli, ABD’nin de bilgisayar ve yarı iletken sektörlerinde Asya’daki üretim merkezlerine ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

Teknoloji ve çip rekabeti

ABD ile Çin arasındaki rekabetin en önemli alanlarından birinin teknoloji olduğunu belirten Adıbelli, yarı iletken üretimindeki küresel bağımlılık zincirine dikkat çekti.

ABD’nin bazı teknoloji alanlarında Tayvan, Japonya ve Tayland’a ihtiyaç duyduğunu anlatan Adıbelli, Çin’in de yapay zeka teknolojilerini geliştirebilmek için ileri seviye çiplere erişmek zorunda olduğunu söyledi.

Pekin’in kendi çip teknolojisini geliştirmeye yönelik planlar yaptığını belirten Adıbelli, mevcut tabloda ABD ile Çin’in teknoloji alanında da birbirinden tamamen kopmasının kolay olmadığını ifade etti.

Trump’ın görev süresi ve Çin politikası

Trump’ın önündeki siyasi takvimin ABD-Çin ilişkilerinin geleceğini de etkileyebileceğini belirten Adıbelli, ABD Başkanı’nın görev süresinin son bölümüne yaklaştığını söyledi.

Trump’ın Kongre’de güç kaybetmesi halinde dış politikadaki hareket alanının da daralabileceğini ifade eden Adıbelli, kalan dönemde Pekin ile ilişkileri daha istikrarlı bir zemine oturtmaya çalışabileceğini savundu.

Adıbelli, Trump’ın bundan sonraki yaklaşımına ilişkin değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:

"Çinle ilişkileri düzeltip gidecek."

Yorumlar

0

Henüz yorum yapılmamış

Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!