Haber365 YouTube kanalında yayınlanan Pusula programının yeni bölümünde sunucu Seda Ateşoğlu'nun sorularını yanıtlayan Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Türkiye'nin önümüzdeki süreçte karşı karşıya kalabileceği 10 kritik jeopolitik riski değerlendirdi. Yaycı; Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimden NATO bildirgesindeki tuzaklara, Suriye'deki terör yapılanmasından Karadeniz ve Doğu Akdeniz'deki güvenlik krizlerine kadar çarpıcı açıklamalarda bulundu.
"Ortada İsrail'in olmadığı bir ABD-İran anlaşması yürümez"
ABD ve İran arasındaki anlaşma iddialarını değerlendiren Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, metnin uluslararası hukuka uygun olmadığını ve kontrollü bir gerilimin sürdürülmek istendiğini vurguladı:
"ABD ile İran arasında anlaşma yapıldı dendi; akademisyenler, gazeteciler alkışladılar. Ben o zaman da dedim, bu anlaşma yürümez. Uluslararası hukuka uygun bir anlaşma metni değil. 'ABD askeri güçlerini İran sınırlarından çekecek' deniyor; Bahreyn'deki 5. Filo'yu mu kaldıracak, kaç gemiyi çekecek belli değil. İran'ın nükleer kapasitesi olduğu gibi bırakılacak deniyor, hangi seviyede bırakılacak belli değil.
Anlaşmada Lübnan'da ateşkes var ama İsrail yok. İsrail anlaşmada imzacı değil ama İran'a saldıran en başat aktör. İsrail'i ve İran'ı denklemden çekerseniz ABD'nin Körfez'de olmasının, İsrail'in silahlanmasının ve işgallerinin hiçbir gerekçesi kalmaz. Dolayısıyla böyle bir düşmanın kontrollü bir şekilde muhafaza edilmesi onların varlık nedenidir. Hürmüz'ün kapanması petrol ve doğal gaz fiyatlarını yükseltir; cari açığımızı, ulaştırma giderlerimizi vurur ve bizi Kengel (Basra) Körfezi ülkeleri, ABD, NATO ve İran arasında taraf seçmeye zorlayabilirler."
"Düşüren ABD gemileridir, 'NATO Türkiye'yi korudu' havaları yapılıyor"
Türk hava sahası yakınlarında füzelerin düşürülmesi konusundaki algı operasyonlarına dikkat çeken Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, ABD ve NATO üsleri üzerinden yürütülen tehlikeyi şu sözlerle ifade etti:
"İran'dan ateşlendiği söylenen füzelerin Türk hava sahasına girerken 'NATO hava savunma sistemleri' tarafından düşürüldüğü söylendi. Düşüren aslında ABD gemileridir. Onlara NATO şapkası giydirdikleri için 'NATO Türkiye'yi korudu' diye havalar yapılıyor. NATO'nun 'Türkiye'nin hava savunmasını ben sağlayacağım' diye bir kararı veya taahhüdü yoktur.
Kürecik bir ABD üssü değil, bir NATO üssüdür. İncirlik ise bir Türk üssüdür, ABD'ye kullanım izni verilmiştir. Bölgesel savaş alanını genişletme çerçevesinde İncirlik'e ve Kürecik'e saldırı olabilir. Kim tarafından ateşlenirse ateşlensin, bu saldırıların Türkiye'ye sıçrama ve savaşı buraya genişletme ihtimali yüksektir."
"NATO bildirgesindeki büyük tuzak: 'Türkiye eliyle müdahale etmek isteyecekler'"
NATO zirve bildirgesindeki maddelerin Türkiye açısından taşıdığı risklere dikkat çeken Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, şu uyarılarda bulundu:
"Zirvede mehter takımıyla karşılanmak gurur verici bir duruş, buna bir şey demiyorum. Ancak asıl mesele zirveden çıkan bildirge. O bildirgede bizim açımızdan İran bağlamında iki büyük tehdit var. Birincisi; 'İran kesinlikle nükleer silah sahibi olmayacaktır' hedefi. İran 'nükleer silah geliştiriyorum' derse bu madde yürürlüğe sokulmak istenir. Türkiye'nin veto hakkı var ama baskıyla katılmak zorunda bırakılabilir.
İkincisi; Hürmüz Boğazı'nda seyir emniyetinin sağlanması NATO'nun sorumluluğuna alındı. NATO buraya gemi gönderecek ve 'Türkiye sen de gönder' diyecek. Üstelik NATO üyesi olup da İran'a komşu olan tek devlet Türkiye. Bütün NATO bu işe girerse Türkiye eliyle girecekler; Belçika, Hollanda mı gelecek? Türkiye'yi öne sürecekler. Türkiye'ye durduk yere hava savunma sistemleri sevk edilmesi de bu işe dahil edileceğimizin en önemli delilidir."
"Mossad provokasyonu ile Türkiye'yi İran'la savaşa sokabilirler"
İran içerisindeki istihbarat zafiyetine ve olası provokasyonlara değinen Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, tehlikeli senaryoyu şöyle açıkladı:
"Mossad ajanları İran'ın içerisinde cirit atıyor; dini liderleri, komutanları öldürdüler, o kadar içine sızmış durumdalar. Oradan birileri, İran yönetimi istemese dahi Türkiye'ye iki tane füze sallasalar ve 'Biz de Türkiye'yi koruyacağız' deseler, Türkiye resmen İran'la savaşa sokulur. En tehlikeli husus budur."
"Suriye'de dolaylı olarak İsrail'le karşı karşıyayız; Kerkük-Banyas hattı Türkiye'yi baypas etme hamlesidir"
Suriye sahasında Türkiye ve İsrail'in karşı karşıya gelme ihtimalini değerlendiren Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, ABD ve İsrail'in bölgedeki adımlarını deşifre etti:
"Suriye'de dolaylı olarak İsrail ile zaten karşılaşmış vaziyetteyiz. Sınırımıza kadar gelen SDG/PKK, ABD ve İsrail'in örgütüdür. Ayrıca Irak-Kerkük petrolleri Suriye'deki Banyas Limanı'na taşınıyor, eski boru hattı rehabilite ediliyor.
Irak-Kerkük petrolleri Suriye'deki Banyas Limanı'na taşınıyor, eski petrol boru hattı rehabilite ediliyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Türkiye'yi baypas etmek demek. Kerkük-Yumurtalık hattı yerine Kerkük-Banyas hattının kullanılması Türkiye'nin jeopolitik önemini ve Kerkük-Yumurtalık hattının etkisini azaltır. Bunun mimarı da Tom Barrack'mış; bu adamın Türkiye lehine bir şey yaptığını ben hiç duymadım. Kerkük, Banyas ve 1920'lerde yapılmış olan İsrail limanlarına uzanan boru hatları çalıştırılıyor. Dolayısıyla Irak petrolü; ABD, İsrail ve İngiltere'nin eline geçmiş oluyor. Petrolün geçişi bile artık onların kontrolüne giriyor."
"Trump'ın 'Türkiye İsrail'e saldıracaktı' açıklaması bir övgü değil, İsrail'e verilen tehlikeli bir gerekçedir"
ABD Başkanı Donald Trump'ın Türkiye ve İsrail hakkındaki söylemlerini ve iç kamuoyundaki yanlış algıyı değerlendiren Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, şu uyarılarda bulundu:
"ABD Başkanı Trump büyük bir laf etti; 'Ben olmasam Türkiye İsrail'e saldıracaktı, İran'la birlik olacaktı, ben araya girdim de durdurdum' dedi. İsrail'e gerekçe veriyor, bundan sonraki senaryo için gerekçe hazırlıyor. Trump bunu boşu boşuna söylemiyor, birileri söylettiriyor. İsrail ve Amerikan derin devleti 'Bakın bizim endişelerimiz doğruymuş, Amerikan Başkanı bile söyledi, Türkiye bize tehdittir' diyecek. Bizden de 'Biz İsrail'e saldırmayı düşünmüyorduk' diye hiçbir yalanlama gelmedi. Bu açıklama ellerinde bir gerekçe olarak bulunuyor. O nedenle dolaylı değil, doğrudan bile karşılaşma ihtimalimiz yüksektir."
"Suriye'de Türk kamuoyundan gizlenen anlaşma: Kırmızı bültenle aranan teröristler bakan yardımcısı yapıldı"
Şam yönetimi ile SDG/PKK arasında imzalanan gizli anlaşmayı ve vahim sonuçlarını deşifre eden Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, şu açıklamalarda bulundu:
"Ankara’daki Diplomasi Forumu'nun olduğu gün Şam’daki yönetimle bu PKK yönetimi imza attılar, bir anlaşma imzaladılar. Bunu Türk kamuoyundan gizliyorlar, hiç konuşulmuyor. Ben tepki koyunca Suriye haber ajansından haberi sildirdiler. Biz bunları PKK/YPG’nin organlarından öğreniyoruz. Özerk yönetim tanınıyor, gelirlerin yüzde 40’ını bu özerk yönetim alıyor, bakan yardımcılıklarının hepsini PKK’lılar alıyor.
Suriye'nin Millî Savunma Bakan Yardımcısı kim biliyor musunuz? Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı terörist. İçişleri Bakan Yardımcısı kim? Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı terörist. Genelkurmay İkinci Başkanı kim? Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı adam.
Türkiye bundan sonra kendi eliyle desteklediği bu anlaşmayla SDG/PKK’ya operasyon yapamaz hale geldi. Neden? Operasyon yaparsa bundan sonra Suriye ordusuna karşı yapmış olacak. Bu durum Türkiye'nin sınırlarını zorlayabilir."
"AB Kıbrıs temsilcisiyle görüşen vatanperver değildir, bir kripto-Yunan/Rumcudur"
Kıbrıs meselesinde Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği (AB) üzerinden yürütülen diplomatik süreçleri eleştiren Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, şu ifadeleri kullandı:
"Tufan Erhürman’a ve KKTC Cumhurbaşkanı’na soruyorum: 'Kıbrıs sorunu' diyorsunuz, sana göre Kıbrıs sorunu nedir sayın Erhürman? Rum’a göre nedir? Bunları nasıl bağdaştıracaksınız, bir açıklayın.
Çözüm planı diye dayattıkları şey çok tehlikeli. BM Genel Sekreteri adaya ne zaman geliyor biliyor musunuz? Tam Bizim Barış Harekâtı’nı düzenlediğimiz haftada geliyor. Mesaj veriyor. 'Çözeceğim' diyor. Nasıl çözecek? 'Toprak vereceksin, ortak yönetim oluşturacaksın' diyor. Yani Türkler Güzelyurt’u, Maraş’ı verip Rumlara teslim edecek. Başarılı olmazsa ne olacak? Toprak gitti. Masada hep kaybeden biz olacağız. Garantörlük için de 'Merak etmeyin, NATO ya da büyük devletler garanti olsun' diyorlar. Aynen Girit elimizden nasıl çıktıysa, Kıbrıs’ı da öyle çıkaracaklar. Türkiye dışarıda kalacak, Rum kesimi NATO üyesi olacak.
NATO ve AB’nin güya garantörlüğü konuşuluyor. Bir de AB ilk defa Kıbrıs için özel temsilci atadı. Sen kimsin de atıyorsun? Türkiye AB üyesi mi? Rumların, Yunanların istediği gibi temsilci atıyorlar. Burada altını çizerek söylüyorum: AB’nin atadığı bu temsilciyle görüşen vatanperver değildir. Kıbrıs Türk’ünü düşünen değil, Yunan-Rum oyununa zemin hazırlamak isteyen bir kripto-Yunancı, Rumcu birisidir."
"Girit’e İsrail konuşlandı: Mavi Vatan’daki gemilerimize ve balıkçılarımıza yönelik saldırılar artabilir"
Doğu Akdeniz’deki Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail ittifakının Türkiye’yi çevreleme adımlarını değerlendiren Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, tehlikenin Mavi Vatan’a yansımasını şöyle anlattı:
"ABD hem Yunanistan’a hem GKRY’ye silah yığıyor. İsrail de Yunanistan’a füzeler, İHA ve SİHA’lar veriyor. Dahası var: İsrail, Girit’e konuşlandı! Nereden çıkarıyorum bunu? Sumud Filosu’na İsrail botları nereden müdahale etti? Girit’ten! Girit’in desteği olmasa o küçücük botlar Girit’in batısında müdahale edebilir miydi? İsrail soykırımını protesto eden eylemcileri nereye götürdüler? Girit’e!
Dolayısıyla Girit’te artık İsrail var. Adalarda İsrail’in silahları, sensörleri var ve savunma ittifakı imzalıyorlar. Bu nedenle önümüzdeki süreçte Türkiye’nin deniz yetki alanlarında; Mavi Vatan’ında, Gök Vatan’ında balıkçılarımıza, yatlarımıza ve ticaret gemilerimize yönelik saldırılar, ihlaller daha da artabilir."
"Karadeniz’deki mayın ve SİHA tehdidi İstanbul’u ve Boğazlar'ı büyük tehlikeye sokuyor"
Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Karadeniz’de Türk deniz ticaretinin ve Boğazlar'ın büyük bir risk altına girdiğini belirten Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, felaket senaryolarına karşı uyardı:
"Karadeniz’de Türk bağlantılı, Türk sahipli, Türk bayraklı gemilerin hepsine saldırılar olmaya başladı. Saldırıları hem Rusya hem Ukrayna yapıyor. Serseri mayınlar, İDA’lar (İnsansız Deniz Araçları), SİHA’lar, dalgıçların yapıştırdığı mayınlar var. Kerç Boğazı kapandı, Rusya ve Ukrayna limanları güvensiz hale geldi.
Esas tehlike şu: Düşünün ki Boğaz’a bu serseri mayınların veya İDA’ların girdiğini... Ya da bir gemiye yapıştırılmış mayının Boğaz’da veya Boğaz yaklaşma sularında patlatıldığını. İstanbul ne büyük tehlikeye girer biliyor musunuz? Ticaret gemilerine, tahıl taşıyan gemilere saldırmak savaş suçudur. Kim vuruyorsa Türkiye’nin bunların hepsini dava etmesi lazım. Liman önlerimizde ve Boğazlarımızda dalgıç tespit sonarları, mayın tespit sonarları ve karakol faaliyetleriyle çok ciddi tedbirler almak zorundayız."
Gıda krizinin uluslararası güçler tarafından nasıl bir istismar aracına dönüştürülmek istendiğini deşifre eden Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Türkiye’nin kararlı duruşunu vurgulayarak sözlerini tamamladı:
"Sadece Ukrayna’nın ürettiği tahıl 600 milyon insanı besleyecek kapasitede. Rusya ve Ukrayna’daki gemi vurulmaları dünyada ciddi bir gıda enflasyonu ve gıda kıtlığı yaratacak. İşte tam bu noktada durumu istismar etmeye kalkanlar var. 'Bu dünya için çok önemli, Karadeniz’de ve Boğazlar’da güvenli koridor oluşturalım, buraya uluslararası bir güç koyalım' diyerek bunu fırsata çevirmek isteyen çevreler var.
Türkiye bu oyuna karşı çok akıllıca davranıyor. 'NATO diyorsanız ben zaten NATO üyesiyim. Bulgaristan ve Romanya da NATO üyesi, başkasına ne gerek var? Mayın temizleme harekâtını biz yaparız' diyor. NATO’nun en büyük mayın filolarından biri bana aitken iki tane yabancı gemi mi gelip yapacak? Şeytanın sağdan yanaşması gibi Montrö’yü delmeye çalışanlara karşı uyanık olmamız lazım. Türkiye’nin Karadeniz’deki bu tarafsızlık ve güvenlik politikası son derece yerindedir."
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!