Günlerdir, bazı kişiler ve grupların provokasyonları meyvesini verdi Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev, Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine katılmadı. MİT’in başarılı operasyonuyla yakalanan sakallı ve başörtülü MOSSAD ajanlarının görevdaşları, görevlerini yaptılar ve iki ülke arasında kısa süreli de olsa gerilim çıkarmayı başardılar.
Azebaycan’daki başörtüsü yasağı konusunda elbette ki bizlerin de üzüldüğü noktalar oldu. Ama en fazla yapacağımız şey kardeşimize tavsiyelerde bulunmaktı. Ama Azerbaycan’ın egemenlik haklarını çiğnemeye yeltenecek boyuta vardıranlar çıktı. “Siz bizim kardeşimizsiniz. Tavsiyede bulunacak olursak biz bu yasaklardan bir kazanç elde etmedik, bunu bilin” demek varken Azerbaycan’a, Devlet Başkanına, Devletine edilmedik hakaret, yapılmadık saldırı bırakmadılar.
İsrail’le ilişkileri boyutunda da öyle...
Oysa her ülkenin jeopolitiği, dış politika meseleleri, tehdit algıları farklı olabilir. 200 yıldır Türkmençay Anlaşması ile coğrafyasının önemli bir kısmını kaybetmenin travmasını yaşayan, üstüne daha yakın zamanda, 30 yıl önce Karabağ coğrafyası soykırımla işgal edilen, üstüne bu iki hadisede İran’ı düşman saflarına tahkimat yaparken tespit eden bir ülkenin “düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığıyla İsrail’le kurduğu ikili ilişkileri saldırı gerekçesi gördüler. Elbette İsrail dünyanın en lanet devletidir. Elbette Netanyahu bir soykırımcıdır. Ama bizim de 7 Ekim 2023’ün hemen öncesinde İsrail’le temas kurduğumuzu ne çabuk unuttular. Ayrıca Azerbaycan hem Filistin devletini tanımış hem de Filistin’e destek için verilen tüm BM kararlarına imza atmış bir devletken...
Üstüne şartlar da, Türk Devletleri Teşkilatı’nın, Türkistan coğrafyasının aynen Mekke İttifakı gibi lehine şartlar sunarken ve dünya dengelerinde etki yapabileceği bir avantajdayken, Emperyalist-Siyonist ittifakın tohumları sahaya sürüldü ve Türkistan’ı birbirinden ayrı düşürecek en kritik ittifaka saldırı oldu: Türkiye-Azerbaycan ittifakına.
Unutmayın. O sakallı MOSSAD ajanını unutmayın. Aynen bir dönem Atatürkçülük adı altında bu ülkenin değerlerine ihanet eden Emperyalist-Siyonist ajanları gibi, dini duygularımızı istismar eden küçük bir azınlığa da dikkat etmek gerekiyor.
Benzer şekilde Türkiye ile Azerbaycan arasına girebilecek kara kedilerin arkasında İran unsurları olabileceğini de unutmamak lazım. Çünkü iki kardeş devletin güçbirliğini, (aslında öyle olmamasına rağmen) tehdit olarak algılayan Tahran’da bir güç dinamiği var. Bu güç dinamiği aynı zamanda Hocalı’da soykırım yapılırken, Karabağ işgal edilirken, Zengezur Koridoru inşa planı yapılırken hep karşı safta yer almıştı. Onlar da iki kardeşin arasındaki gerilimden çıkar elde etmeye çalışacaklardır.
Aman dikkat diyelim...
Bir not daha düşelim: Türkiye içinde “Bizim sayemizde Karabağ’ı aldınız” diyerek Azerbaycan’ı küçük düşüren paylaşımları nefretle karşılıyorum. Azerbaycan’ın 2908 kahramanını şehit vererek kazandığı zafer, anasının ak sütü kadar helaldir ve Azerbaycan Türklerine aittir. Biz elbette 1990’larda başlayan işbirliği sürecinde üzerimize düşeni yaptık, yapmaktan da onur duyarız. Ama soykırım dahil olmak üzere Karabağ işgal sürecinin acısını yaşayan Azerbaycan Türkleri, zaferin de onurunu yaşamaktadır.
Kurtuluş Savaşı’nda biz de dışarıdan gerek yürekten gerekse de kendi ulusal çıkarları çerçevesinde çevremizden ve kardeşlerimizden destekler aldık. Onlar çıkıp “Bizim sayemizde Kurtuluş Savaşı’nızı kazandınız” dese biz bunu kabul eder miyiz? Asla. O savaşı biz, kahramanlarımızı şehit vererek kazandık.
Aynı şekilde terörle mücadelemizde de çeşitli ülkelerle işbirliği yaptık diye onlara “Bizim sayemizde PKK’yı yendiniz” dedirtir miyiz? Yine asla. Asker, polis, istihbaratçı, korucu, ilgili görevliler kahramanca görev yaparak, şehitler vererek PKK’yı “Terörsüz Türkiye” sürecine getirdik.
Aynı şekilde İkinci Dünya Savaşı’nda Normandiya çıkarması yapan ABD çıkıp Fransızlara “Bizim sayemizde Nazileri yendiniz” dese, Fransızlar bunu kabul etmez. Veya “Stalingrad savunmamız olmasa Naziler gerilemezdi” diye Sovyetler Birliği başa kaksa Avrupalılar kabul etmezdi. Aynı şekilde Sovyetler Birliği’ne de kimse “Nazileri bizim sayemizde yendiniz” diyemezdi. Herkes kendi vatanı için savaştı ve kazandı.
Azerbaycan da Karabağ’ı işgalden, kahraman Azerbaycan Ordusunun mücadelesiyle kazandı. Biz de onların yanında olduk. Olmasaydık abesti.
Neyse...
Gelelim, 13’üncüsü düzenlenen zirvesine...
Tarihi önemdeki zirve dün Ankara’da Türkiye’nin evsahipliğinde gerçekleşti. Dikkat çekici notlardan biri Victor Orban’dan sonra gelen Macaristan yönetimi, zirveye katılmadı. Daha önceki zirvelerde Orban mutlaka bulunuyordu. Ama Batı emperyalizmi, Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlenmesini istemiyor. Bu nedenle Macaristan’ı kendi kontrolünde tutma hesabı yapıyor.
“Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik” temasıyla gerçekleşen zirvede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşmadaki vurgular önemliydi:
“Mazimiz gibi istikbalimiz, sıkıntılarımız gibi başarılarımızla ortaktır. Her bir üyemizin millî hassasiyetlerini gözeterek kazan kazan anlayışıyla ortak çıkarlarımızı büyütmeye gayret etmeliyiz. Ben inanıyorum ki Türk dünyasını doğudan batıya uzanan güçlü bir ticaret, ulaştırma ve enerji merkezine dönüştürmek bizlerin elindedir. Trans-Hazar-Doğu-Batı Orta Koridoru, yarının ticaretine yön verecek stratejik bir hattır.”
Bazı eksikliklerin de giderilmesi gerektiğini vurgulayalım:
1- Değerli Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca hocamızla Radyo Sputnik’te yaptığımız telefon bağlantısında vurguladığı, ortak bir gümrük birliğinin zamanı gelmiştir. Ticaret ilişkiyi güçlendirecektir.
2- Yine değerli Doç. Dr. Levent Ersin Orallı ile yaptığımız sohbette aktardığı “Türk dünyasındaki üniversitelerin Türkiye’de denklikleri yok. Bunu çözmeliyiz” vurgusu önemli.
3- Spor müsabakalarında ortaklılar artırılmalı. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Prof. Dr. Kürşad Zorlu’nun Türk dünyasında bir futbol ekosistemi oluşturulmasına dikkat çekerek “Türk devletlerinde futbolcuların karşılıklı olarak yabancı değil, yerli statüsünde sayılması ve 2 yılda bir Türk Devletleri Futbol Kupası düzenlenmesi planlanıyor” bilgilerini aktarması kıymetli.
Güvenlik alanında da ortak yaklaşım geliştiriliyor. 2021’de İstanbul’da yapılan Sekizinci zirvede benimsenen “Türk Dünyası 2040 Vizyonu” metninin Güvenlik başlığı altında hedefler olarak şunlar yazıyor:
“Radikalleşme, şiddet içeren aşırılık, İslamofobi, yabancı düşmanlığı ve terörizm tehditleriyle mücadele etmek ve sınır güvenliğini sağlamak için Üye Devletler arasında işbirliği ve bilgi paylaşımı amacıyla bir ağ oluşturma,
Yasa dışı uyuşturucu ticareti, düzensiz göç, insan kaçakçılığı, yasadışı silah ticareti, organ kaçakçılığı, ekonomik, mali ve siber suçlar dâhil olmak üzere, ulus ötesi organize suçlarla mücadele için kolluk kuvvetleri arasında etkin işbirliği ve koordinasyonu sağlama,
İnsani yardım, eğitim ve sağlık hizmetleri de dâhil olmak üzere, daha iyi planlanmış müdahaleler gerçekleştirmek adına göç konularında çok taraflı iletişim kanalları ve işbirliği kurma...”
Özetle her provokasyona rağmen Türk Devletleri Teşkilatı çalışmaları güçlenerek sürüyor. Yani Türkistan’ın kervanı ürüyenlere rağmen yürüyor. Yürümeye de devam edecek.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!