Batı Asya'nın jeopolitik fay hatlarında yaşanan sarsıntıları ve küresel güç dengelerini yakından takip eden bir kalem olarak şunu net bir şekilde ifade etmeliyim: Haziran 2025'te yaşanan çatışmalar ve sonrasında ortaya çıkan stratejik tablo, İran'ın sözde "zayıflıklarını" değil, aksine emperyalist kuşatmaya karşı sergilediği muazzam kriz yönetimi kapasitesini ve direniş iradesini ortaya koymaktadır.

Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi'nin geçtiğimiz günlerde İran'da "Majaray-e Jang" (Savaşın Hikayesi) adlı YouTube programına verdiği kapsamlı son röportaj, sahadaki gerçekleri birinci ağızdan tarihe not düşmüştür. İçerideki bazı muhafazakâr yayın organları bu şeffaflığı "güvenlik sırlarının ve tünel konumlarının ifşası" olarak yorumlayıp eleştirse de; Irakçi bu yayında ABD ve İsrail ile yaşanan savaşın iç yüzünü, iç güvenlik planlamalarını, liderliğe yönelik saldırılardaki güvenlik boşluklarını ve Washington ile yürütülen müzakerelerin perde arkasını büyük bir cesaretle masaya yatırmıştır. Batı merkezli platformlar bu röportajı kendi çarpık merceklerinden okumaya çalışsa da, Irakçi’nin ifadelerinin satır araları, İran İslam Cumhuriyeti'nin nasıl titiz bir stratejik sabır ve diplomatik zeka yürüttüğünü kanıtlıyor.

Müzakere masasında ilkeli duruş ve “bahane bırakmama” stratejisi

Irakçi'nin de programda altını çizdiği gibi, Batı'nın dayatmalarına karşı uranyum zenginleştirme hakkından bir milim bile geri adım atmayan Tahran'ın bu tavrı, basit bir inat değil, ülkenin onurunu ve bağımsızlığını koruyan varoluşsal bir reflekstir. Baskı karşısında verilecek en ufak bir taviz, düşmanın zorbalığına boyun eğmek anlamına gelirdi.

İran diplomasiyi, Batı'nın uzlaşmaz tavrını ifşa etmek ve iç/dış kamuoyunda üretilebilecek “müzakere ile savaş önlenebilirdi” şeklindeki temelsiz argümanları çürütmek için ustaca kullandı. İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun da bu diplomatik sürece tam destek vermesi, askeri ve sivil kanat arasındaki muazzam uyumu ve devlet aklının bütünlüğünü gösteriyor.

Kod 110 Doktrini: Devrim Rehberi'ni hedef alacak herhangi bir saldırıya karşı doğrudan Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasını öngören bu strateji, İran'ın bölgenin şahdamarını elinde tuttuğunu ve hiçbir bedel ödemekten çekinmeyeceğini dosta düşmana ilan etmiştir.

Tehditten doğan yeni güç dengesi ve kırılan kibir

Savaşın ardından kurulan yeni denklem, Vaşington’un o kibirli “kayıtsız şartsız teslimiyet” hayallerini yerle bir etmiştir. İran'ın kararlı duruşu, ABD'yi İran'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve içişlerine karışmama prensibini kabul etmek zorunda bırakmıştır.

İran'ın sahaya sürdüğü simetrik misilleme doktrini ise bölgesel güvenlik mimarisini kökünden değiştirmiştir:

-Nükleer tesise karşı nükleer tesis, petrol altyapısına karşı bölgedeki petrol satışının sekteye uğratılması.

-ABD'nin coğrafi uzaklığının avantajını ortadan kaldırmak için, bölgedeki Amerikan üslerinin meşru misilleme hedefleri haline getirilmesi.

Bu kararlı tutum, ABD'ye lojistik destek sağlayan işbirlikçi bölge aktörlerine de ağır bir ders vermiştir. Amerikan gemilerine yakıt sağlayan Umman'ın vurulması ve ardından bu hizmetlerin kesilmesi, Körfez'deki Arap devletlerinin ise çaresizlik içinde kalması, bölgenin yeni sahibinin kim olduğunu göstermektedir. İsrail-ABD arasındaki çatlakların Tahran tarafından nasıl ustalıkla birer fırsata çevrildiği de ortadadır.

Yeraltındaki stratejik akıl ve kesintisiz devlet iradesi

Batılı istihbarat servislerinin asıl çöküşü, İran'ın füze kapasitesini yeniden inşa hızıyla gün yüzüne çıktı. ABD'nin eski usul yıpranma tahminleri çöpe giderken, İran hasar gören üslerin yeniden aktivasyon süresini 10-15 saatten 35-40 dakikaya indirerek muazzam bir teknolojik ve lojistik sıçrama gerçekleştirdiğini kanıtladı.

Irakçi'nin röportajında detaylandırdığı yeraltı komuta merkezleri ve tüneller, kriz anındaki kusursuz işleyişi gözler önüne seriyor. Piruzi Caddesi ve Derbend'in derinliklerindeki gelişmiş, hayatta kalma sistemleriyle donatılmış tünel ağları, devletin kalbinin hiçbir zaman durmadığını gösterdi. Düşmanın sızma girişimlerine karşı Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi üyelerinin eşzamanlı toplanmaması gibi alınan radikal ve zekice önlemler, sistemin esnekliğini ve hayatta kalma güdüsünü ortaya koymaktadır.

Yeni dönemde direnişin idealleri eskisinden çok daha güçlü görünüyor. Mücteba Hamaney'in şahsında sembolleşen mesaj oldukça net: Yöneticiler veya komutanlar değişse de İran İslam Cumhuriyeti'nin rotası, anti-emperyalist duruşu ve devrimci iradesi asla sarsılamaz. İran, kendisine kurulan tuzakları parçalayarak, kendi kurallarını dikte eden bir güç olarak ayakta.