Dünya siyasetinde "Ekim Sürprizi" olarak bilinen o kritik kavram, tam kırk altı yıl önce Tahran’daki siyasi dönüşüm ve rehine krizi sürecinde şekillenmişti.
O dönemde Ronald Reagan’ın seçim ekibi, rehinelerin aniden serbest bırakılmasının Jimmy Carter’a sandıkta bir zafer getirmesinden endişe ederken, Tahran yönetimi satrancı çok daha farklı bir stratejik derinlikle oynuyordu.
Devrik Şah'a kucak açan ve yaptırımlar uygulayan Carter yönetimine karşı İran’ın izlediği net duruş, rehinelerin Reagan’ın 1981’deki yemin törenine kadar tutulmasıyla sonuçlanmış ve Washington'ın siyasi hesaplarını altüst etmişti.
Amerikan iç siyasetine doğrudan etki eden bu tarihi hamlenin bir benzeri, günümüzde yeniden şekillenme potansiyeli taşıyor. İsrail’in 27 Ekim’deki seçimleri ile ABD’nin 3 Kasım’daki ara seçimleri arasındaki o kritik bir haftalık zaman dilimi, Tahran’ın bölgesel dengeyi sağlama ve dış baskıları boşa çıkarma hedefleri doğrultusunda önemli bir stratejik fırsat penceresi sunuyor.
Bölgesel satranç ve yeni denklemler
Bu kritik zamanlamayı değerlendirmesi beklenen Tahran’ın, bölgedeki güç dengelerini kendi lehine pekiştirecek geniş çaplı bir hamle kurguladığı değerlendiriliyor.
Sahadaki iddialara göre bu strateji, İsrail’e yönelik doğrudan bir askeri yanıtı veya direniş eksenindeki yerel güçlerin devreye sokulmasını kapsıyor. Tel Aviv veya Hayfa gibi stratejik merkezlere yönelebilecek, hava savunma sistemlerini aşma kapasitesine sahip bir balistik füze dalgası, özellikle seçim öncesi atmosferde Binyamin Netanyahu dâhil hiçbir İsrail başbakanının tepkisiz kalamayacağı bir tablo ortaya çıkaracaktır.
Ancak Tahran'ın stratejik aklının asıl hedefinin de bu fevri tepki olduğu belirtiliyor.
Tel Aviv’in vereceği sert ve kontrolsüz bir karşılık, bölgesel harareti artırarak küresel petrol fiyatlarını tırmandıracak, bu da doğrudan Donald Trump ve Cumhuriyetçiler üzerinde ağır bir siyasi fatura yaratacaktır.
Bölgesel vizyona göre, böyle bir senaryodan güçlenerek çıkacak taraf, Amerikan iç siyasetindeki türbülansı kendi lehine çevirerek Washington ile Tel Aviv arasındaki çatlağı derinleştirecek olan Tahran yönetimi olacaktır.
Stratejik sabır
Amerikan toplumunun siyasi fay hatlarını dikkatle analiz eden Tahran, Washington'ın iç politikasına etki edebilecek hamleleri geçmişten bu yana titizlikle planlıyor.
Nitekim ABD yönetimi de bu güçlü bölgesel stratejiye karşı önlemler almaya, İsrail ile olan askeri ve istihbari koordinasyonunu en üst seviyeye çıkarmaya çabalıyor.
Gündemdeki karşı stratejilerden biri ise “stratejik sabır” formülü etrafında şekilleniyor. Olası bir bölgesel tırmanma durumunda İsrail’in savunmada kalarak misilleme hakkını her iki seçimin sonrasına ertelemesi planlanıyor. Tabii bu formülün işlemesi, ABD yönetiminin Tel Aviv'e acil bir tepki vermemesi için ciddi bir siyasi güvence sunmasını ve seçim sonrasına dair askeri taahhütlerde bulunmasını gerektiriyor.
ABD cephesi proaktif uyarılarla bu bölgesel stratejiyi zayıflatmaya çalışsa da yıllar önce Amerikan siyasetini derinden sarsan o stratejik aklın gölgesi bir kez daha Batı Asya’nın üzerine düşmüş durumda.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!