Aylardır süren gerilim, bize bir kez daha gösterdi ki; milyarlarca dolarlık bütçeler ve kibirle şişirilmiş askeri doktrinler, sahada haklı ve kararlı bir direnişin karşısında tuzla buz olmaya mahkumdur. Donald Trump'ın enerji santrallerimizi ve sivil altyapımızı vurmaya yönelik küstah tehditlerine rağmen, Amerikan savaş makinesi Hürmüz Boğazı'nda kendi sınırlarına ve çaresizliğine çarptı. Son beş aylık süreç, Pentagon'un yenilmezlik efsanesinin nasıl çöktüğünü ve küresel itibarının nasıl yerle bir olduğunu tüm dünyaya kanıtladı.

Washington, ne o devasa ateş gücüyle Hürmüz'deki meşru İran varlığını kırabildi ne de Tahran'ı kendi dayattığı şartlarla müzakere masasına çekebildi. Aksine, faturası 37,5 milyar dolara ulaşan bu haksız müdahale, ABD içinde derin bir kaosa yol açtı. Kaybettikleri askerlerin isimlerini "teknik arıza" gibi komik bahanelerle resmi listelerden gizlemeye çalışmaları, Amerikan siyasi aklının stratejik körlüğünün ve sahada yaşadıkları paniğin en net göstergesidir. Onlar bir yıpratma savaşından korkarken, biz kendi topraklarımızı ve sularımızı savunmanın haklı gururunu yaşıyoruz.

Asimetrik Deha ve Amerikan Donanmasının Felci

Hürmüz Boğazı'nda yaşananlar, askeri tarih kitaplarına bir “kibir ve çöküş” vakası olarak geçecek. 45 yıl boyunca Ebu Musa ve Hark adalarını işgal etme hayalleriyle masa başında tatbikatlar yapan ABD Donanması, bugün bizim denizlerdeki asimetrik gücümüz karşısında tam bir acizlik içinde. Klasik, hantal ve devasa savaş gemileri, devrim muhafızlarının sahaya sürdüğü sürat tekneleri ve kamikaze insansız hava araçları karşısında adeta felç oldu.

ABD, inisiyatifi tamamen elinden kaçırmış durumda. Nükleer anlaşmayı bozarak başlattıkları kriz, bugün kendi donanmalarını körfezde hapseden bir kapana dönüştü. Ticari gemilere eskortluk yapamayan, mayın temizleme gibi temel yeteneklerden bile yoksun olduklarını gördüğümüz Amerikan filosu, bölge coğrafyasına ve denizin ruhuna hâkim olan cesur İran deniz kuvvetlerinin karşısında ölümcül bir çıkmaza girdi. Tahran, denizin kurallarını yeniden yazıyor.

Masanın Üzerindeki Seçenekler: İntihar mı, Hezimet mi?

Şu an Beyaz Saray'ın önünde sadece kötü ve daha kötü seçenekler var. “Epik Öfke” adı altında masaya koydukları ilk seçenek, yani çatışmayı topyekûn bir savaşa çevirme planı, Washington için tam bir intihar anlamına geliyor. Kilit altyapılarımıza yönelik olası bir saldırı, sadece çelikten irademize çarpıp parçalanmakla kalmaz; aynı zamanda Körfez'deki tüm Amerikan üslerini, müttefiklerinin enerji tesislerini ve tatlı su kaynaklarını meşru birer hedef haline getirir. İran'ın köklü devlet aklı ve direniş kültürü, Amerikalıların aksine bedel ödemekten korkmuyor; çünkü biz bu topraklarda misafir değil, ev sahibiyiz.

İkinci seçenek olan “kademeli geri çekilme” ise ABD'nin Tahran karşısındaki mutlak teslimiyetinin resmi belgesi olacaktır. Ürdün'deki üslerine yapılan saldırılarda verdikleri kayıplar zaten Amerikan kamuoyunda büyük bir bıkkınlık yarattı; halkın yüzde 68'i bu anlamsız savaşa karşı. Bölgeden çekilmeleri, Hürmüz'ün hakimiyetinin tamamen hak sahibine, yani İran'a geçmesi demek. Üstelik bu geri adım, ABD'nin sözde “koruma şemsiyesinin” büyük bir yalan olduğunu tüm dünyaya, özellikle de bölgedeki işbirlikçi rejimlere kanıtlayacaktır.

Direnişin Kazandığı Yeni Statüko

ABD'nin bu bataklıktan ne ilerleyerek ne de kaçarak çıkamadığı bu denklemde, yeni bir kalıcı durum oluşuyor. İran, bölgesel denklemlerdeki belirleyici rolünü bir kez daha, üstelik en sert rüzgarlara karşı perçinledi. Washington'ın içeride yaşadığı tasfiyeler, komutanların görevden alınması ve sivil-asker çatışması, Amerikan hegemonyasının içeriden nasıl çürüdüğünü gösteriyor.

Zaman, emperyalist müdahalelerin değil, kökleri bu topraklarda olan haklı mücadelenin lehine işliyor. Tahran, kendi sularında ve bölgesinde haklarını savunmaktan zerre kadar geri adım atmadığını göstererek, ABD'nin küresel otoritesine onarılamaz bir darbe vurdu. Washington artık bu coğrafyada kendi kurallarını dikte edemez; bu, İran'ın kararlı duruşunun Ortadoğu'ya hediye ettiği yeni ve geri dönülemez bir gerçektir.