Ortadoğu’nun birçok yerinde savaş, zulüm, katliam ve işgal
yaşanırken Türkiye; savunmadan diplomasiye, enerjiden güvenliğe, kriz
yönetiminden insani yardıma kadar girdiği pek çok kulvarda etkisini artırıyor.
Bu yükseliş bazı ülkelerde korku, bazı ülkelerde ise açık bir kaygı üretiyor.
Zihinlerinin arka planında aynı soru dönüyor:
“Türkiye’yi nasıl durdururuz?”
Oysa tarihin pek çok döneminde Türkler, tanıyana “Tanısan
seversin” duygusunu bırakmıştır. Elbette “tanımak”, “buyruk
altına girmek” demek değildir. Fakat tarihe hakkaniyetle bakıldığında şunu
görürüz: Osmanlı’nın birçok coğrafyada bıraktığı düzen ile modern çağın “özgürlük”
söylemi aynı şey değildir. Bugün bazı güç merkezleri (Örnek: ABD) “özgürlük”
kelimesini bir meşruiyet aparatı gibi kullanırken; Osmanlı pratiğinde
özgürlük daha çok inanç, dil, kültür ve yaşam tarzına müdahale etmeme
ilkesiyle okunur. Bu fark, kavramların içini boşaltanlarla kavramları bir düzen
ilkesine dönüştürenler arasındaki farktır.
Bu yüzden “fetih” ile “işgal” kavramları da
aynı değildir.
Fetih, bir coğrafyayı ele geçirmenin ötesinde adalet ve düzen inşası
iddiasıdır. İşgal ise çoğu zaman kaynağı alma, yönetimi tahakküme çevirme ve
kimlikleri dönüştürme girişimidir. Tarih, ikisinin de örnekleriyle doludur.
Osmanlı’nın çok kültürlü yapısına dair tarihsel örnekler de
var: Avrupa’nın farklı dönemlerinde baskı gören toplulukların bir kısmı (Örnek:
Yahudiler), can güvenliği ve hayat düzeni için Osmanlı’ya sığınmıştır. Bu,
romantik bir masal değil; tarihsel realitedir.
Gelelim asıl meseleye: Bugünün dünyasında güç, sadece
tankla-topla kurulmaz. Algı, finans, medya, lobicilik ve ağlar… Bunlar
artık modern çağın savaş alanlarıdır. Siyonizm güdümlü Yahudiler uzun vadeli
davranır: planlı, gizli ve sessiz; kurumsal hafızaya yatırım yapar, hedef
koyar, uzun yıllar boyunca da hedefe sadık kalırlar.
Bu noktada kritik ayrım şudur: Bir inanç grubunu veya
bir halkı toptan yaftalamak başka şeydir; ideolojik/siyasal örgütlenmeleri,
lobi ağlarını, devlet politikalarını eleştirmek başka şeydir. Bugün Filistin
meselesinde ses yükselten, işgalin hukuksuzluğunu söyleyen, sivillerin
öldürülmesine karşı çıkan Yahudi kökenli insanlar da vardır. Buna rağmen
dünya kamuoyunda daha görünür olan, genellikle güçlü lobi ağlarına ve
medya/finans etkisine sahip organizasyonlar olan Siyonizm güdümlü Yahudilerin
söylemleridir. Bu görünürlük, “haklılık” üretmez; sadece etki
kapasitesi üretir.
Türkiye’nin farkı tam burada belirginleşiyor: Türkiye,
sadece askeri güçle değil; tarihsel hafıza, sahaya temas ve insani refleks
ile hareket ediyor. Ortadoğu ve Afrika halklarının birçoğunda görülen “Osmanlı
geri gelsin” söylemi de aslında bir nostalji değil, çoğu zaman bir adalet
ve düzen arayışının dışavurumudur. İnsanlar, “bugünün düzeni” içinde
ezildiklerinde geçmişteki bir dengeyi idealize edebilirler. Bu duygu doğru
yönetilmelidir.
Her millet kendine has karakteristik özellikleri mevcuttur.
Alman disiplinle anılır.
Japon pratiklikle anılır.
Türk ise cesaret, merhamet ve adaletle anılır. Ve evet, bize
“barbar” diyenler de var. Bu yanlış değil. Şunu net söyleyeyim: Eğer “barbarlık”
zalime karşı durmaksa, sivili hedef alan işgale itiraz etmekse, ihanete karşı
refleks geliştirmekse; o yaftayı taşıyanlar önce kendi aynalarına baksın.
Türkiye’nin caydırıcılığı tam da buradan gelir: Yanlışa “Dur” diyebilecek
irade.
Sonuç şu: Türkiye’yi “sindirme” hayali kuranların
elindeki araçlar belli: içeriden bölmek, algıyla yıpratmak, ekonomide
sıkıştırmak, diplomatik yalnızlaştırma üretmek. Ama bunların hiçbiri, toplumun kültürel
yapısı ve devlet aklı güçlü kaldıkça kalıcı sonuç vermez. Türkiye’nin gücü,
sadece potansiyel gücünden değil; Türk Milleti’nin cesaretinden,
adaletinden ve köklü tarihinden gelir.
Bu yüzden soruyu değiştirelim:
Türkiye’yi hangi çılgın durduracakmış?
- Türkiye’yi hangi çılgın durduracakmış? 08.02.2026
- Hakikat, Teori ve Karanlık Bağlar: Epstein Dosyası’nın Görünmeyen Yüzü 06.02.2026
- Epstein Dosyası bir Skandal Değil ! Kurulan Sistemin Bir İfşasıdır 03.02.2026
- Krizde Rekabeti Para Değil Strateji Belirler 30.01.2026
- Ticaret Savaşları 27.01.2026
- Tümünü Gör