Yaptırımların Sonu; İran’ın Yükselişi

Yaptırımların Sonu; İran’ın Yükselişi
Serhat Latifoğlu
25.03.2026 Çarşamba 09:53 | Son Güncelleme: 25.03.2026 Çarşamba 09:53

27 Mart 2021’de İran ile Çin arasında imzalanan 25 yıllık kapsamlı iş birliği anlaşması, klasik bir ekonomik ortaklığın ötesinde, küresel güç dengelerini yeniden şekillendiren stratejik bir kırılma noktasıdır. Bu anlaşma, yalnızca enerji ticareti ve yatırım boyutuyla değil; İran’ın Çin öncülüğündeki Kuşak ve Yol Girişimi’ne entegrasyonu ve paralelinde gelişen güvenlik, teknoloji ve savunma iş birlikleriyle çok katmanlı bir dönüşüm sürecini başlatmıştır. Ardından İran’ın BRICS’e katılımı, ülkenin Batı merkezli finansal ve ticari sistemden kademeli kopuşunu hızlandırmış; yaptırımlara karşı dayanıklılığını artırarak yeni bir jeoekonomik eksenin parçası haline gelmesini sağlamıştır. Bu gelişmeler, İran’ı yalnızca bölgesel bir aktör olmaktan çıkarıp, çok kutuplu dünya düzeninin kritik bileşenlerinden biri haline getirmektedir.

BATI YAPTIRIM MİMARİSİ VE KIRILGANLIĞI

1979 İran Devrimi’nden bu yana Batının uyguladığı yaptırımlar, özellikle 2012 sonrası dönemde zirveye ulaşmıştır. Bu yaptırımlar İran ekonomisini ciddi şekilde zayıflatmış; petrol ihracatı düşmüş, enflasyon artmış ve ekonomik daralma yaşanmıştır. Ancak bu yaptırım modelinin temel zayıflığı, küresel sistemin geniş katılımına bağımlı olmasıdır. ABD’nin 2018’de nükleer anlaşmadan çekilmesi sonrası Çin, Rusya ve hatta Avrupa’nın tam uyum göstermemesi, sistemin etkinliğini zayıflatmıştır. İran alternatif ticaret yolları ve gölge ağlar üzerinden ekonomik faaliyetlerini sürdürmeyi başarmıştır. Bu durum, Batı yaptırımlarının sürdürülebilirliğinin aslında kırılgan olduğunu ortaya koymuştur.

BRICS: YAPTIRIMLARA KARŞI YENİ KALKAN

BRICS ülkeleri, Batı yaptırımlarına karşı alternatif bir ekonomik ve finansal sistem oluşturma potansiyeli taşımaktadır. Rusya’nın 2022 sonrası yaptırımlara rağmen ekonomik çöküş yaşamaması bu modelin en somut örneğidir. Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerle ticaretini yeniden yönlendirmiş, alternatif ödeme sistemleri geliştirmiş ve SWIFT dışı finansal kanallar kullanmıştır. Bu sayede Batı yaptırımları beklenen etkiyi yaratmamıştır. İran’ın 2024’te BRICS’e katılması, bu modelin İran için de geçerli hale gelmesi anlamına gelmektedir. Böylece İran:

  • Dolar dışı ticaret yapabilmekte
  • Alternatif finansal sistemlere erişebilmekte
  • İkincil yaptırımlardan korunabilmektedir

Bu durum, Batı’nın ekonomik baskı araçlarını yapısal olarak zayıflatmaktadır.

KYG VE BRICS’İN JEOPOLİTİK ETKİSİ

İran-Çin anlaşması, ekonomik iş birliğinin ötesinde askeri ve teknolojik bir dönüşüm anlamına gelmektedir. Çin’in sağlayacağı yatırımlar ve altyapı projeleri İran ekonomisini yeniden yapılandırırken; Rusya ve Çin kaynaklı askeri teknoloji transferleri İran’ın askeri kapasitesini artırmaktadır. 

Bu süreçte İran:

• Daha gelişmiş füze sistemlerine

• İleri hava savunma teknolojilerine

• Gelişmiş iletişim ve istihbarat altyapısına erişim sağlamaktadır. 

2025–2026: KRİTİK MÜDAHALE PENCERESİ

ABD ve İsrail açısından 2025–2026 dönemi “son fırsat penceresi” olarak değerlendirilmiştir. Bunun üç temel nedeni vardır:

1. İran’ın füze ve İHA kapasitesinin hızla artması

2. Çin’in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile ilişkilerin normalleşmesi

3. BRICS sayesinde ekonomik yaptırımların etkisinin azalması

Bu gelişmeler, İran’ın zaman içinde daha da güçleneceği ve müdahale maliyetinin artacağı anlamına gelmektedir. Bu nedenle ABD ve İsrail açısından ‘askeri seçenek kaçınılmaz’ hale gelmiştir.

ASKERİ STRATEJİNİN BAŞARISIZLIĞI

2026’da ABD ve İsrail tarafından başlatılan askeri operasyonun temel varsayımı, İran’ın hızlı bir şekilde çökeceğiydi. Ancak bu varsayım yanlış çıkmıştır.

İran:

• Dağıtık komuta yapıları geliştirmiş

• Füze ve İHA sistemlerini gizli ve korunaklı alanlara yaymış

• Uzun süreli savaş senaryolarına hazırlanmıştır

İlk saldırılar sonrası İran’ın karşılık verebilmesi ve hatta daha gelişmiş sistemleri rezervde tuttuğunu açıklaması, caydırıcılığını artırmıştır. Ayrıca Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, küresel enerji piyasalarında ciddi bir şok yaratmış ve savaşın maliyetini Batı için de yükseltmiştir.

ÇİN, RUSYA VE BRICS KOALİSYONU

İran’ın en büyük avantajlarından biri, arkasında doğrudan veya dolaylı bir koalisyonun bulunmasıdır.

• Çin: Enerji güvenliği ve Kuşak Yol stratejisi nedeniyle İran’ın zayıflamasını istememektedir

• Rusya: Askeri-teknik iş birliği ile İran’a destek sağlamaktadır

• BRICS: Diplomatik ve ekonomik koruma sağlamaktadır

Bu yapı, Batı’nın İran’a karşı tek taraflı baskı uygulamasını zorlaştırmaktadır. BRICS askeri bir ittifak olmasa da siyasi ve ekonomik anlamda güçlü bir koruma kalkanı oluşturmuştur. 

ÇIKMAZ VE STRATEJİK İKİLEM

Çatışmanın ilerleyen aşamalarında ABD ciddi bir stratejik ikilemle karşı karşıya kalmıştır:

• Hedefler gerçekleşmeden geri çekilmek = başarısızlık

• Savaşı tırmandırmak = büyük güç çatışması riski

• Diplomasiye dönmek = siyasi maliyet

İran ise sürecin kendi lehine işlediğini değerlendirerek geri adım atmamış ve müzakere talebinde bulunmamıştır.

YENİ KÜRESEL DÜZENİN İŞARETLERİ

Batı’nın yaptırım temelli küresel kontrol mekanizması yapısal olarak çözülmektedir. BRICS, Çin ve Rusya ekseninde oluşan alternatif sistem:

• Dolar merkezli finansal düzeni zayıflatmakta

• Yaptırımların etkinliğini azaltmakta

• Çok kutuplu bir dünya düzenini hızlandırmaktadır

İran bu sistemin en önemli test vakalarından biri olmuş ve bu süreçten daha güçlü bir aktör olarak çıkmıştır. 2030’a doğru Batı Asya’nın:

• Daha çok kutuplu

• Daha az Batı merkezli

• Yeni ekonomik ve askeri dengelere sahip bir yapıya dönüşeceği açıktır.

2021 İran-Çin anlaşması ve 2024 BRICS üyeliği, Batı’nın bölgedeki tek kutuplu hakimiyetini sona ermesine neden olan önemli etkenlerdendir. 2026’daki askeri müdahale ise bu dönüşümü durduramayan son girişim olarak yorumlanıyor. 

TÜRKİYE BRICS ÜYELİK SÜRECİNİ HIZLANDIRMALIDIR

Ortaya çıkan tablo, yalnızca İran’ın güçlenmesi değil; aynı zamanda Batı merkezli küresel sistemin yapısal sınırlarının görünür hale gelmesidir. Bu süreç, yaptırımların etkinliğinin azaldığı, alternatif finansal ve ticari ağların hızla güç kazandığı yeni bir döneme işaret etmektedir. Türkiye açısından bu dönüşüm, pasif bir denge politikasından ziyade, proaktif ve çok katmanlı bir stratejik konumlanmayı zorunlu kılmaktadır. BRICS ve benzeri yapılar, yalnızca ekonomik fırsatlar sunan platformlar değil; aynı zamanda kriz ve çatışma dönemlerinde ekonomik sürekliliği sağlayabilecek sistemik güvenlik mekanizmalarıdır. Türkiye’nin önündeki temel tercih, kısa vadeli finansal rahatlama arayışları ile uzun vadeli ekonomik egemenlik arasında net bir stratejik yön belirlemektir. Yeni küresel düzende kalıcı güç, dışa bağımlılığı azaltan, üretim kapasitesini artıran ve alternatif sistemlerle entegre olabilen ülkelerin elinde olacaktır.


haber365.com