Not: Bu yazıyla birlikte Haber365’te yazmaya başlıyorum. Bu imkânı sağlayan herkese teşekkür ederim.
Türkiye artık klasik anlamda sadece ekonomik dalgalanmalarla değil, doğrudan jeopolitik ve jeoekonomik kuşatma ile karşı karşıyadır. Bugün ekonomi politikaları; faiz, enflasyon ve büyüme tartışmalarının çok ötesine geçmiş, doğrudan millî güvenliğin bir parçası haline gelmiştir. Artık mesele sadece “nasıl büyüyeceğiz?” değil, mevcut jeopolitik şartlarda “nasıl ayakta kalacağız ve nasıl güçleneceğiz?” sorusudur. Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, parçalı ve reaktif politikalar değil; savunmadan finansa, enerjiden gıdaya kadar uzanan bütüncül bir ekonomik güvenlik doktrinidir.
SAVUNMA HARCAMALARI: YÜK DEĞİL, KALDIRAÇ
Devletler bütçelerinin önemli bir kısmını savunmaya ayırarak maliye politikasını etkiler. Savunma sanayisine (örneğin havacılık ve uzay, siber güvenlik, silah üretimi) yapılan yatırımlar, askeri hazırlığı sağlarken ekonomiyi de canlandırır. 800 milyar dolar ile dünyanın en büyük savunma bütçesine sahip olan ABD’nin savunma bütçesinin ARGE ve teknolojik gelişmeye olan katkısı büyüktür. ABD, 1945’ten beri dünyanın en büyük savunma bütçesine sahiptir. ABD ekonomisinin gelişmiş ülkeler içinde en güçlü büyüme performansı göstermesinde ve teknolojik üstünlüğü sağlamasında hiç şüphesiz savunmaya ayrılan kaynakların büyük katkısı vardır.
TİCARET SAVAŞLARI: SERBEST PİYASA BİR EFSANEDİR
Devletler korumacılık ve gümrük tarifeleri aracılığıyla stratejik sektörlerini (örneğin yarı iletkenler, çelik) yabancı rekabetten korurlar. İhracat kontrolleri aracılığıyla hassas teknolojilerin (örneğin yapay zekâ, yarı iletkenler, nükleer teknoloji) rakip ülkelere satışının sınırlandırılması amaçlanır. Yabancılar ve hasım ülkelere bağımlılığı azaltma politikaları ile tedarik zincirinin güvenliği sağlanır. Örnek olarak CHIPS Yasası aracılığıyla çip üretimi Tayvan'dan ABD'ye geri getirildi. Buna savunma sanayimizde son on yılda uygulanan millileştirme politikalarını da güzel bir örnek olarak gösterebiliriz.
ENERJİ: BAĞIMSIZLIĞIN TEMELİ
Ekonomik şokları önlemek için istikrarlı enerji arzının (petrol, gaz, yenilenebilir enerji) sağlanması şarttır. AB’nin yaşadığı ve halen devam eden enerji şoku ders niteliğindedir. Türkiye, Rusya başta olmak üzere komşu ülkelerden sağladığı boru hatları ve yatırımlarıyla enerji alımlarını çeşitlendirme konusunda önemli yol aldı. Petrol ve doğalgaz çıkarılmaya başlamasıyla birlikte enerji bağımlılığımızın kırılması konusunda tarihi adımlar atıldı. Petrol çıkarma adımlarımız sıklaştırılmalı, Mavi Vatan’da doğalgaz aramaları kararlılıkla devam ettirilmelidir.
FİNANSAL SİSTEM: TÜRKİYE’NİN EN ZAYIF HALKASI
Ekonomik yaptırımlar, döviz kontrolleri, SWIFT kısıtlamaları, bankacılık sektörünün siber güvenliği gibi başlıklar ‘finansal güvenlik’ kapsamındadır. Ekonomik yaptırımlara karşı ne kadar dayanıklıyız? Bu konu Türkiye’nin zayıf karnıdır. Bunun en temel nedeni 1980 sonrası uygulanan neoliberal IMF politikalarıdır. Neoliberal politikaların yurt içinde oluşturduğu sermaye sınıfı, bürokrasi ve akademiye uzanan ağ hala çok güçlü. Bu ağ milli ekonomi politikaları uygulanması konusunda en büyük engel olarak karşımıza çıkıyor. Mandacılık ve Batı’ya ekonomik bağımlılıkla Osmanlı’nın son yüzyılında karşılaştık. Cumhuriyet’in kuruluşunda uygulanan politikalarla Batı’nın uzantısı komprador çete ezilmişti. Bugün yine benzer bir sorunla karşı karşıyayız. Ya Batı yanlısı mandacı çete ekonomik, bürokratik, siyasi ve akademik uzantılarına kadar tasfiye edilecek ya da Türkiye zayıf karnından vurulmaya devam edecek.
KRİTİK TEKNOLOJİLER: GELECEĞİN SAVAŞ ALANI
Kritik altyapıların (ulaşım, telekomünikasyon, elektrik şebekeleri) sabotaj veya siber saldırılardan korunması için yatırım yapılması önemlidir. Stratejik avantajları korumak için kilit teknoloji sektörlerine (5G, yapay zekâ, kuantum bilişim, vb) hâkim olma politikaları uygulanır. Milli güvenlik ve ekonomik güvenliğin olmazsa olmazı olan altyapı yatırımları konusunda son on yılda çok iş yapıldı. Türkiye’nin istikrarlı bir şekilde yüksek oranlı büyümesinin altında bu yatırımların büyük katkısı vardır. Ancak kritik sektörlerin bazı başlıklarında yatırım konusunda hala adımlar atılamamıştır. Yapay zekâ, 5G, yarı iletkenler gibi kritik teknolojiler ikinci plandadır. Bu konunun sadece özel sektöre havale edildiği, kamunun etkisiz olduğu görülüyor. Oysa bu konu milli güvenlik konusudur ve sadece özel sektöre bırakılmayacak kadar hassastır.
GIDA GÜVENLİĞİ: TOPLUMSAL İSTİKRARIN ANAHTARI
Huzursuzlukların önlenmesi için istikrarlı gıda tedariğinin sağlanması önemli bir ekonomik güvenlik politikasıdır (örneğin, tahıl rezervleri, çiftçilere sübvansiyonlar). Kriz dönemlerinde ihracat yasakları (örneğin, Hindistan'ın 2023'te pirinç ihracatını kısıtlaması) getirilmesi, tarım sektörüne öncelikli teşvik ve desteklerin sağlanması gibi politikalar gıda güvenliği için gereklidir. Türkiye ne yazık ki bu konuda büyük zaaf içinde. Dünyada gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülkeyiz. Bir türlü kırılamayan bir aracı tüccar çetesi mevcut. Bu çetenin fiyatları istediği gibi şişirip fiyatları manipüle etme, gıda ihracatı yasağını engelleme gibi konularda lobi yapma kabiliyeti yüksek. Türkiye geçmişte bu sorunları kamu müdahalesini artırarak, doğrudan tüketiciye satış kanalları açarak ve çiftçileri kooperatifleştirerek aşmıştı. Bu önlemler bugüne uyarlanarak geliştirilebilir. Bir avuç asalak Türkiye’den büyük değildir.
JEOEKONOMİ: YENİ GÜÇ HARİTASI
Jeopolitik nüfuz kazanmak için ekonomik araçların kullanılması önemli ekonomik güvenlik araçlarından birisidir (örneğin, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi, ABD dış yardımı). Ekonomik baskıya karşı koymak için tek bir ülkeye aşırı bağımlık yerine ticaret ortaklarını çeşitlendirmeye gitmek gereklidir. Türkiye ihracat konusunda AB’ye aşırı bağımlıdır. Bu da bağımsız siyasi ve ekonomik politikalar izlemekte bir engel olarak karşımıza çıkıyor. Çin, Rusya ve Asya ülkelerine yönelik ihracatın geliştirilmesi zorunludur. Kalkınma Yolu projesi bölgede ekonomik etkinlik için önemli bir adımdır. Bununla birlikte Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde geliştirilecek kapsamlı ekonomik projelere ihtiyaç var. Ayrıca İslam İşbirliği Teşkilatı’nda etkin bir güç olmamıza rağmen bunu ekonomik faydaya dönüştüremememiz önemli bir eksikliktir.
DİJİTAL EGEMENLİK VE EKONOMİK İSTİHBARAT
Fikri mülkiyet hırsızlığını önleme politikaları ve siber güvenlik yasaları istihbarat ve ekonomik casusluğa karşı kullanılır. Batı kaynaklı sosyal medya ne yazık ki en büyük zaaflarımızda birisi haline gelmiştir. Ayrıca kamu kurumlarında kullanılan yazılımların millileşmemiş olması başka bir güvenlik zaafıdır. Milli sosyal medya, yazılım geliştirilmesi ve siber güvenlik konusunun tamamen milli şirketlere devredilmesi öncelikli teşvik ve destek konusu haline gelmelidir.
PLANLAMA, MİLLİLEŞTİRME, KALKINMA
Sonuç olarak, Türkiye’nin önündeki mesele bir ekonomi politikası tercihi değil, bir sistem tercihidir. Bugün dünyada güç sahibi olan ülkeler; serbest piyasa dogmalarına bağlı kalanlar değil, ekonomiyi stratejik bir araç olarak yönetenlerdir. Türkiye de benzer şekilde; planlama, seçici millileştirme, stratejik sektörlerde devlet öncülüğü ve finansal egemenliği esas alan yeni bir ekonomik mimariye geçmek zorundadır. Aksi halde ekonomik kırılganlıklar sadece refah kaybına değil, doğrudan jeopolitik zayıflamaya yol açacaktır. Yeni dönemde güçlü devletler, güçlü ekonomilerden değil; güvenli ve kontrol edilebilir ekonomilerden çıkacaktır. Türkiye için artık tercih değil, zorunluluk nettir; Yeni bir ekonomik güvenlik doktrini inşa edilmelidir.