Gürcü Rüyası: Tiflis’in Bitmeyen İnkârı

Gürcü Rüyası: Tiflis’in Bitmeyen İnkârı
Dr. Elçin Başol
05.04.2026 Pazar 21:13 | Son Güncelleme: 05.04.2026 Pazar 21:13

Gürcistan’ın yıllardır bir inkâr üzerine kurmuş olduğu Abhazya meselesini doğru yerden başlatmak gerekiyor. Çünkü tartışmanın dili hem akademik çevrelerde hem de basında daha en baştan yanlış kuruluyor. Abhazya Cumhuriyeti, Sovyet düzenine Gürcistan’ın sıradan bir alt idari birimi olarak değil, 1921’de ayrı bir siyasal birim yapı olarak, yani Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti statüsüyle girdi. Ardından Gürcistan ile “özel birlik anlaşması” temelinde bağlandı; 1931’de ise bu statü düşürülerek Gürcistan içinde özerk cumhuriyet konumuna indirildi. Bu tarihsel seyir, tek başına bile şunu göstermeye yeterli aslında: Abhazya’nın bugünkü bağımsızlığı sonradan icat edilmiş yapay bir söylem değil, tarihsel bir siyasal varlığın, bir devletin ve statü bilincinin devamıdır. Bu nedenle Abhazya’yı “Gürcistan’dan kopmuş bir bölge” diye anlatmak eksik değil; doğrudan siyasal olarak yönlendirilmiş bir anlatıdır.

Tam da bu nedenle Gürcistan iç siyasetine bakarken, iktidar ile muhalefet arasındaki görünür farklara fazla kapılmamak gerekir. Tiflis’te partiler birbirleriyle sert biçimde çatışabiliyor; Batı’yla ilişkiler, Rusya’yla temas, seçim meşruiyeti ya da hukuk devleti başlıklarında farklı tonlar kullanabiliyorlar. Ancak konu Abhazya olduğunda, bu farklılıkların büyük bir kısmının eridiğini görüyoruz. İktidardaki Gürcü Rüyası ile muhalefetin ana damarları arasında, Abhazya’nın bağımsız bir siyasal özne, bir devlet olarak kabul edilmemesi noktasında ciddi bir süreklilik var. Ayrım, hedefte değil yöntemde: biri bunu daha yumuşak, diğeri daha açık bir dille savunuyor yalnızca.

Gürcistan’da Abhazya hakkında üretilen ve her ne hikmetse akademi ve basın tarafından da kabul gören yalan resmî söylemin en sorunlu tarafı da burada başlıyor. “Toprak bütünlüğü”, “işgal”, “geri dönüş” gibi ifadeler, ilk bakışta hukuki ve diplomatik kavramlar gibi duruyor. Oysa bunlar aynı zamanda güçlü ideolojik araçlar. Çünkü bu kelimeler, Abhazya’yı kendi iradesi olan bir siyasal varlık olarak değil, Tiflis’in egemenlik çerçevesi içinde tanımlanması gereken bir nesne olarak konumlandırıyor. Başka bir deyişle, Gürcü siyasetinin temel refleksi Abhazya’yı anlamak değil, Abhazya’yı yeniden tanımlamak. Gerçeklikle hiçbir bağı olmayan bu Gürcü söylemi de dünyanın büyük bir kısmı tarafından kör bir biçimde kabul görüyor.

Bu çerçevede Gürcü Rüyası’nın yıllardır dolaşıma soktuğu “stratejik sabır” söylemi özellikle dikkat çekici. Bu politika dışarıdan bakıldığında özellikle Batı veya Rusya tarafından ihtiyatlı, savaş karşıtı ve dengeli görünebilir. Nitekim parti (Gürcü Rüyası), Abhazya ve Güney Osetya konusunda “barış” ve “doğru zamanı bekleme” fikrini ön plana çıkarıyor. Ancak bu yaklaşımın gerçekte neyi ertelediğine bakıldığında, karşımıza barıştan çok bir an önce sorunun çözülmesi için gerçekleşmesi gereken tanımanın ertelenmesi çıkıyor. Yani “stratejik sabır”, Abhazya’nın siyasal varlığını tanımadan, onunla eşit düzeyde bir siyasal gerçeklik olarak yüzleşmeden, sorunu zamana yaymanın adı burada. Bu nedenle söz konusu politika nötr değildir; Gürcü milliyetçiliğinin daha rafine, daha diplomatik, daha az bağıran biçimi. 

Muhalefet ise aynı çizginin daha sert, daha çıplak versiyonunu temsil ediyor. Özellikle Saakaşvili sonrası çizgide de bütünüyle terk edilmeyen “devletin yeniden tesisi” dili, Abhazya’yı hâlâ geri alınacak bir alan gibi düşünüyor. Bu yaklaşımın iktidardan farkı, daha açık konuşması. Fakat siyasal öz aynı ve “Gürcü Rüyası” aynı kalıyor: Abhazya Cumhuriyeti, kendi kaderini tayin etmiş bir devlet değil; Gürcü devlet tasavvurunun dışında düşünülmemesi gereken bir coğrafya olarak görülüyor. Bu yüzden Gürcistan’daki iktidar-muhalefet ayrımı, Abhazya söz konusu olduğunda çoğu zaman gerçek bir siyasal alternatif üretmiyor; yalnızca aynı milliyetçi hattın farklı üsluplarını üretiyor.

Burada özellikle altı çizilmesi gereken bir nokta var. Abhazya’yı savunmak, meseleyi romantikleştirmek ya da bölgedeki tüm sorunları inkâr etmek anlamına gelmez. Aksine, en temel gerçeklikle yüzleşmek anlamına gelir: Abhazya, onlarca yıldır kendi kurumları, kendi siyasal sınıfı, kendi güvenlik anlayışı ve kendi toplumsal hafızasıyla yaşayan bir devlet yapısıdır. Bu gerçekliği yok sayarak kurulacak her çözüm dili, daha baştan başarısız olmaya mahkûmdur. De facto devlet literatürünün yıllardır vurguladığı gibi, uluslararası tanınma eksikliği bir siyasal varlığın fiilî kurumsallaşmasını ortadan kaldırmaz. Abhazya tam da bu nedenle “geçici istisna” değil, kalıcı bir siyasal olgudur.

Üstelik Abhazya’yı yalnızca Rusya’nın uzantısı gibi göstermek de aynı derecede indirgemeci bir yaklaşımdır. Evet, Rusya belirleyici bir stratejik partner ve tanınma aktörüdür; bunu inkâr etmek mümkün değildir elbette. Fakat bu, Abhazya’nın kendi iç siyasi iradesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Nitekim 2024 sonunda Rusya ile yapılan yatırım anlaşmasına karşı Abhazya’da gelişen protestolar ve bunun sonucunda yaşanan siyasal kriz, Abhaz toplumunun Moskova’yla ilişkide bile kendi sınırlarını koruma refleksine sahip olduğunu gösterdi. Ardından 2025 başındaki seçim süreci de, bütün sınırlılıklarına rağmen, Abhazya’nın salt dışarıdan yönetilen edilgen bir alan olmadığını yeniden ortaya koydu. Yani Abhazya ne Tiflis’in iddia ettiği gibi “geri dönecek bir bölge”, ne de bazı dış gözlemcilerin varsaydığı gibi tamamen başkaları adına hareket eden boş bir jeopolitik alandır. Kendi siyasi iradesi vardır ve o irade, gerektiğinde Moskova’ya da mesafe koyabilmektedir. 

Tam da bu nedenle, Rusya’nın da Gürcü tuzağına düşüp, hayali bir “Gürcü Rüyası”na kapılmaması gerekir. Tiflis’in yıllardır kurmaya çalıştığı çerçeve şudur: sorun, Gürcistan ile Rusya arasında yaşanan ve Abhazya’nın yalnızca sahnesi olduğu bir egemenlik krizidir. Oysa böyle bir okuma, farkında olmadan Gürcü anlatısını yeniden üretir. Çünkü bu çerçevede Abhazya yine özne değil nesne haline gelir. O yüzden Abhazya’yı savunan herkesin dikkat etmesi gereken temel ilke şudur: Gürcü milliyetçiliğine karşı çıkarken, Abhazya’yı yalnızca başka bir büyük gücün uzantısı gibi görme hatasına da düşmemek gerekir. Abhazya, öncelikle Abhazya’dır.

Bugün Kafkasya’da gerçek barışın önündeki temel engel askeri dengesizlikten önce siyasal dürüstlük eksikliğidir. Gürcistan devleti ve onun siyasal sınıfı, Abhazya konusunda dürüst davranmamaktadır. İktidar, “barış” ve “sabır” diliyle aynı eski egemenlik iddiasını daha kabul edilebilir göstermeye çalışıyor. Muhalefet ise aynı iddiayı daha yüksek sesle tekrar ediyor. Biri diplomatik ambalaj kullanıyor, diğeri açık slogan. Ama kutunun içi aynı: Abhazya’nın bağımsızlığını reddeden Gürcü devlet aklı ve hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olan “Gürcü Rüyası”.

Artık şu gerçeği açık biçimde söylemek gerekiyor: Abhazya, Gürcistan’ın “kaybettiği” bir yer değildir. Abhazya, tarihsel olarak ayrı bir siyasal gelişim çizgisine sahip olmuş, Sovyet döneminde dahi ayrı statü tecrübesi yaşamış, savaş sonrasında kendi kurumlarını kurmuş ve bugün de kendi siyasal iradesini sürdüren bir devlettir. Bu gerçeği reddetmek, Gürcü siyasetinin iç tüketimine hizmet edebilir; fakat sahadaki gerçekliği değiştirmez.

Diplomatik nezaket başka şeydir, siyasal hakikati gizlemek başka şey. Hakikat ise şudur: Abhazya’nın bağımsızlığı bir sapma değil, tarihsel ve siyasal bir sonuçtur. Kafkasya’da kalıcı istikrar da ancak bu sonucu inkâr ederek değil, onu ciddiye alarak kurulabilir.


haber365.com