Hani Rabbim meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” Demişti…] Bakara 30

“Yaratılan bu halife fizik ve metafizik bir ortaklığın hayat buluşudur. “

Halife; "birinin yerini almak, birini temsil etmek ve onun adına yetki kullanmakla görevlendirilen yani vekalet verilen anlamına gelir. İnsana verilen bu Vekaletin sınırlarını yüce Rabbimiz belirler ve denetler. En geniş kapsamlı olanlar arasında da ilim ve yetki farklılıkları vardır. 

Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmaya gayret eden ehli hal olan ehli zikir kullar “Hikmet” sahibi kılınırken; Halife olarak yaratılma amacına aykırı yaşayan süfli kullar da vardır. 

Kur'an-ı Kerim'de ve Hz. Muhammed'in hadislerinde hem cin şeytanları hem de insan şeytanları (şeytanlaşmış insanlar) olduğu açıkça belirtilir.

Rabbim bizleri bu hale düşmekten esirgesin.

Manevi Babam yol başım rehberim Pir-i Galibi H. Galip Hasan Kuşçuoğlu Hz. bahsettiğimiz hikmet sahibi olma konusunda; “Hikmet gönülde bir nurdur ki, sahibi o nur ile vesvese ve ilhamı birbirinden ayırır. Hikmet, Kur'an'ın nurudur. İlim ve amelin hakikatını bilmek, kalbi mekr ve hileden temizlemektir. Hikmeti, hayatı ve yaşantısı emr-i ilahiye uyumlu hazret-i insanın her halinde görmek mümkündür!..” demektedir.

Hikmet elle tutulur maddi bir fiziki nesne değil manevi fizik üstü yani metafizik bir olgudur. Ruh ve gönül ile bağlantılıdır. İkram sahibi Rabbimizin ikramıdır… Bu ikramı hazmeden ve bundan aldığı enerji ile yaşayan Hakk aşığı insanların zikir ve namazları onların miracıdır. Kişiye özgü İlim sahibi kılınma hediyesidir. 

“İlim kendin(i) bilmektir” anahtar sözünü terennüm eden ve Hz. İnsan olabilen Yunus Emre’miz kendi miracından yansıttığı deyişler ile dirilik ve rehberlik vasfını kesintisiz sürdüren hazine bir kişiliktir. Halen her zikir halkasında nefes veren bu aziz mürşidi Kâmil kulundan Allah razı olsun. Bizlere hakkını helal etsin inşallah...

Kendini bilmenin zahiri ve batıni, yani; fizik ve metafizik yönlerini tefekkür etmek ince ince düşünmek gerek. Düşünmek Allah emridir. Herkesin kendi akli kapasite ve ilim düzeyine göre kâinatı, varlıkları ve Yaratıcı'nın delillerini düşünmesi ve düşünmesi gerekir. 

Nitekim Yusuf Suresi 105. Ayette; “Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki onlar bu delillerden yüz çevirerek geçip giderler.” Der. O delilleri görmek mana gözünün kabiliyetine bağlıdır. Hikmet sahibi kâmil mürşitler bu konuda yetenekleri geliştiren manevi destekleri sağlamakla görevlidirler.

Önemle belirtilmesi gereken bir hususa değineceğim; “Allah'ın zatının ne olduğu konusunda düşünmek caiz değildir; çünkü insan aklı O'nun mahiyetini anlamaya yeterli değildir. Düşünülmesi gereken nokta Müsavvir Allah'ın sanatı ve sıfatları yani esmalarıdır.”

 Allah cc alemleri ve bizi ilminin ürünü olan düşüncesinde var etti.

Tek varlık vardır o da Allah’tır. Tevhid bunu söylüyor. Biz yokuz “Âdem” yok demektir. Biz yaradanın düşüncesinde hayat bulduk. Düşünmek yaradan ile yarattığı insanın bağıdır. O bizim düşüncemizde biz onun düşüncesindeyiz. Alim olan Allah’ın ilim deryasında yüzüyoruz. Balıklar deryada yüzer de suyu görmezler…  

Metafizik ve tek varlık olan hatta metafizik ortamı yaratan yüce Allah’ın fiziki bedenle yeryüzüne yaşamak ve kendine vekalet etmek üzere kuranda ifade edilişi ile “Halifesi” olarak görevlendirerek gönderdiği insanın yaşadığı beden yeryüzüne uyumlu biçimde topraktan yaratılırken manevi görevleri için kendi ruhundan üfleyerek insanın ruhu var etmiştir. 

Hicr Suresi 28. Ayette; “Onu biçimlendirip içine ruhumdan üflediğim zaman…” Denilirken, Secde suresi 9.Ayette; “Sonra onu düzenledi ve ona ruhundan üfledi. Size kulaklar, gözler ve kalpler verdi. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!"

Buyrulmaktadır...

Secde 9 da Ruh’un var edilişi ile anılan duyu organlarına dikkat etmek lazım “kulak ve göz” deniliyor. 

Bazı duyuları bedenimizde duyarız. Tad alma, dokunma ve koku alma böyledir. Tad ağzımızda, koku burnumuzda, dokunma temas ettiğimiz uzvumuzladır. Görme ve işitme öyle değildir. Nereye bakıyorsak o gördüğümüz yerdedir. Uçağın sesi gökte, çekicin sesi vurulan yerdedir.

Bedenimiz de değildir. Hadisi Kutsi de mevlamızın dediği gibi … “Hu gören göz işiten kulak oluyor…” elimizi ayağımızı hayra vesile kılan da o değil mi?

İnsan ne yalnız beden ne de ruh. İkisini buluşturuluyor. Onları birbirine bağlayan ise, “can” dır… Can alındığında beden mezara ruh kabire gider…Her şey aslına rucu eder...

Kalp ve Beyin mezarda çürür. Gönül ve düşünceler yok olmuyor. Ruhla birlikte asli yurduna değerlendirilmek üzere hicret ediyor. 

Gönlün vardığı yere akıl varamaz. Zaten kemalata erenin akıl ile işi olmaz. Onun karar alması ve davranışlarının kaynağı artık razı olan gönlüdür…

Bu gönül erleri, Yasin suresi 21. Ayette; “Uyun sizden hiçbir ücret talep etmeden Hakkın yoluna gidenlere uyun” Emrine uygun biçimde rehberlik edenlere uyar. Onlardan öğrendiklerine göre yaşar ve insanlığa hizmet ve edindiği bilgileri tebliğ ederler.

Gönül madde ile mananın buluştuğu muazzam bir olgudur. Tasavvuf ilmi sadrdır. 

Sadr gönül demektir.

Mucize olan Kuran yazılı gelmedi. Peygamberimizin latif pak gönlüne indirildi. 

Yüce Allah’ın İslam nizamını yüklediği gönül ne denli önemlidir? Bunu iyice düşünmek gerekir.  

Beyin aklın evidir. Maddi sınırlar ile olan düşünce onun ürünüdür. Rabbim onunla gönülü ortak kılarak ruhun emrine vermiştir. Ahiret geleceğimiz bu ortaklığın dünya sınavındaki doğru karar ve uygulamalarla bire bir ilgilidir. Burada insan ve mekân konusunda bir şeyler ifade etmeye çalıştık, zaman boyutu eksik kaldı. Bu çok normal ve olması gereken bir durumdur.

İslam’da zaman; insan için yaratılmış en kıymetli ömür sermayesi ve geçici bir emanet olarak kabul edilir.

“Zamanın ilmi Allah'tadır" (veya "ilmi Allah katındadır") ifadesi, İslam inancında zamanın, geleceğin, kıyametin kopma vaktinin ve gaybın (bilinmeyenin) mutlak bilgisinin yalnızca Allah'a ait olduğunu ifade eden köklü bir inanç ve teslimiyet cümlesidir.

Biz dervişler asrı tan eylemeyiz yani zamanın getirdiklerini kınama eleştirme kötüleme yapmadan şükür ve gayrelerimizle çare ararız. Kuran’ı çağdaş bilgiler ışığında geleceğimizi aydınlatacak biçimde yorumlamaya gayret ederiz. Biliriz ki Allah gayrete aşıktır

Rabbim aşkını gönlümüzden eksiltmesin inşallah.