7 Ağustos’ta Türkiye, Pakistan ve suudi Arabistan Mekke ittifakı anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşmanın en öne çıkan maddesi üç ülkeden birisine yapılacak saldırı tüm ittifak mensuplarına yapılmış sayılacaktı. Mekke ittifakı tıpkı NATO’nun 5. Maddesine benzer bir maddeye sahip. Mekke ittifakı bir savunma paktı olarak kuruldu. 31 Ağustos’ta Stratejik siyasi ve Savunma komitesi ilk toplantısını İstanbul’da yaptı. Bu toplantıda Mekke Savunma İttifakı adı resmi olarak kabul edildi ve kurumsallaşma kararı alındı. Yani savunma paktı örgütüne dönüşme kararı alındı. Buna bağlı olarak sekretaryanın merkezi Riyad olması kararlaştırıldı ve başına da Pakistan’ı eski bir general atandı. Tüm bu süreç içerisinde Yemen’den Husiler Suudi Arabistan’a saldırılarını yoğunlaştırmaya devam ettiler. Özellikle İslam dünyası için kutsal mekanlara yapılan saldıralar bardağı taşıran son damla oldu. 5 Ekim günü Riyad’da Mekke savunma ittifakını oluşturan üç ülkenin dışişleri ve savunma bakanları ve ayrıca genel kurmay başkanları ikinci stratejik siyasi ve savunma komitesi toplantısını yaptılar.
5 Ekim’deki Riyad’daki Stratejik-Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısı, Mekke Savunma İttifakı’nı siyasi dayanışma çerçevesinden fiili askeri uygulama aşamasına taşıdı. Suudi resmi haber ajansı SPA’nın açıklaması ve Suudi basınındaki yansımalar, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın Riyad için askeri güç ve kabiliyetleri hızla konuşlandırmaya dönük karar aldığını göstermektedir.
Çıkan somut kararlar
• Komite, Suudi Arabistan’a yönelik mevcut güvenlik tehditleri nedeniyle acil toplandı; özellikle Mekke ve Medine’ye yönelik hedef alma girişimleri ile Suudi şehirleri, sivil ve ekonomik tesislerine dönük devam eden saldırıları en sert ifadelerle kınadı.
• Üç ülke, ortak savunma yükümlülüklerinin “derhal pratikte uygulanmasına” karar verdi. Bu, yalnızca diplomatik destek beyanı değil, önceden uzlaşılmış askeri kuvvetler ve yeteneklerin Suudi Arabistan’a sağlanması ve süratle konuşlandırılması için tedbir alınması demek. Uygulama, taraf devletlerin kendi ulusal mevzuatlarına ve onaylanmış düzenlemelere bağlı olacak. (Bu satır önemli)
• Amaç; müşterek hazırlık seviyesini, askeri entegrasyonu ve tehditlere karşı kolektif kapasiteyi yükseltmek olarak tanımlandı. Karar metni, caydırıcılığı saldırı sonrasında tepki vermenin ötesinde, saldırıyı baştan maliyetli ve riskli hâle getirecek biçimde kurmayı hedefliyor.
• Pakistanlı emekli Korgeneral Numan Mahmut, ittifakın ilk Genel Sekreteri olarak üç yıllığına atandı. Bu atama, ittifakın kalıcı bir komuta/koordinasyon altyapısına kavuşması bakımından kritik kurumsal sonuç.
• Komite, toplantı öncesindeki siyasi ve askeri istişarelerin önerilerini onayladı; üç devletin güvenliğinin birbirinden ayrılmaz olduğu vurgulandı.
Alınan kararlara rağmen her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre; 90.madde: Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak antlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
Mevzuatımıza göre antlaşma ilgili komisyonlara gelecek, bir uygun bulma yasası ile genel kurula gönderilecek burada kabul edilip Cumhurbaşkanının imzasına sunulacak ardından da resmi gazetede yayınlanacak. Bu birinci aşama… İkinci aşamada ise Türk askerinin yabancı bir ülkeye gönderilmesi meselesi var. Anayasa bunu da düzenlemiş ve yetkiyi TBMM’ye vermiş… Anayasanın 92. Maddesi:
(1) Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bunun bir de istisnası var. Anayasamız onu da şöyle düzenlemiş:
(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silahlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde Cumhurbaşkanı da, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilir.
Sonuç olarak hem antlaşmasının onaylanmasında hem de asker göndermede TBMM onayına ihtiyaç var. Zaten 5 Ekimdeki toplantıda çıkan kararlardan birisi de buna işaret ediyor. Karadaki ifade aynen şöyle: Uygulama, taraf devletlerin kendi ulusal mevzuatlarına ve onaylanmış düzenlemelere bağlı olacak. Bir başka deyişle her ülke öncelikle kendi ulusal mevzuatlarına göre onay işlemlerini halletmeleri gerekiyor. Muhtemelen TBMM’de muhalefet karşı çıksa AK Parti ve MHP oyları onay ve asker gönderme için yeterli olacaktır.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!