ABD Irak'ı kime bıraktı? Türkiye Irak'tan asker çekmeli mi? ABD'nin karanlık oyunları

Kızıl Elma programının yeni bölümünde Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Barış Adıbelli; ABD’nin Irak’tan çekilme kararını, Afganistan ve Pakistan hattında yaşanan gizli istihbarat savaşlarını, DAEŞ/IŞİD ve PKK/YPG üzerinden oynanan küresel kumarı değerlendirdi.


Haber365 Youtube kanalında Seda Ateşoğlu’nun sunumuyla yayınlanan Kızılelma programının yeni bölümünde, Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Barış Adıbelli, ABD’nin Irak’tan asker çekme kararı, bölgede oluşabilecek jeopolitik riskler ve Türkiye’ye yansımaları değerlendirildi.

ABD’nin çekilme hamlesinin arka planına ve istihbarat stratejilerine dikkat çeken Dr. Adıbelli, askerlerin fiziki olarak çekilmesinin sahadaki ABD varlığının tamamen bittiği anlamına gelmediğini vurguladı.

"IŞİD/DEAŞ bir hayalet örgüt: Bitti söylemi büyük bir kumar"

ABD’nin Irak’tan çekilme sürecini tamamladığını ilan ederken DEAŞ ile mücadelenin bittiğini öne sürdüğünü belirten Dr. Barış Adıbelli, bu söylemin gerçeği yansıtmadığını söyledi. DEAŞ'in sınırları, belirgin bir merkezi veya klasik kampları bulunmayan bir "hayalet örgüt" olduğunu vurgulayan Adıbelli, yapının uykuya yatarak zamanı geldiğinde yeniden ortaya çıkarıldığını belirtti. El-Kaide’nin ardından sahaya sürülen bu yapının İsrail yerine Müslüman coğrafyasında yıkım yarattığına dikkat çeken Adıbelli, ABD’nin DEAŞ ile mücadele kılıfı altında bir diğer terör örgütü olan PKK/YPG ile müttefiklik kurmasını tarihteki en tehlikeli ve hukuksuz kumar olarak niteledi.

"ABD çıktı ama CIA halen orada"

ABD’nin Irak’taki askeri çekilme sürecini değerlendiren Dr. Barış Adıbelli, düzenli ordunun çekilmesinin ABD’nin bölgedeki varlığının bittiği anlamına gelmediğini belirtti. Biden yönetiminin geçmişte Afganistan’dan çekilirken stratejik üsleri ve dinleme tesislerini tamamen bırakmasının büyük bir istihbarat zafiyeti yarattığını hatırlatan Adıbelli, Washington'ın Irak’ta aynı hatayı tekrarlamadığına dikkat çekti. ABD düzenli askeri birimlerini ve lojistik güçlerini çekse de bölgedeki CIA varlığını, izleme ve dinleme altyapısını ile özel operasyon birimlerini korumaya devam ettiğini ifade etti.

"Irak'ta pamuk ipliğine bağlı denge ve Şii milis güçlerin yükselişi"

Irak'ta Sünniler, Kürtler, Türkmenler ve Şiiler arasında son derece kırılgan bir iç dengenin bulunduğunu vurgulayan Adıbelli, ABD ordusunun çekilmesinin en çok Şii gruplara ve İran'a yaradığını belirtti. Ali el-Sistani’nin tek bir fetvasıyla kurulan Haşdi Şabi, Bedir Tugayları ve Ketaib Hizbullah gibi yapıların sahanın en belirleyici gücü haline geldiğini ifade eden Adıbelli, Sistani’nin manevi otoritesi ve Mukteda el-Sadr’ın siyasi ağırlığı karşısında Irak hükümetinin ve diğer etnik grupların sıkıştığını vurguladı. ABD’nin Irak işgalinden bu yana uyguladığı yanlış politikaların Şii milisleri kontrolsüz biçimde devleştirdiğini kaydetti.

"İsrail bölgesel kaostan besleniyor: Mezhep savaşı planı"

İsrail’in Orta Doğu stratejisinin "istikrarsızlık ve kaos" üzerine kurulu olduğunu belirten Adıbelli, Suriye’de düzenin sağlanmasının İsrail’i rahatsız ettiğini söyledi. İsrail’in asıl hedefinin Körfez ülkeleri ile İran’ı karşı karşıya getirmek ve süreci bölgesel bir Sünni-Şii mezhep savaşına dönüştürmek olduğunu vurguladı. Türkiye ve Suudi Arabistan gibi aktörlerin bu kışkırtmalara karşı sağduyulu davrandığını ifade eden Adıbelli, İsrail'in Türkiye’yi de bu çatışma ikliminin içine çekebilmek için provokasyon arayışını sürdürdüğünü söyledi.

"Bab el-Mendeb ve Kızıldeniz'de küresel güçlerin örtülü oyunu"

Bab el-Mendeb Boğazı ve Kızıldeniz’deki Husi hareketliliğine değinen Dr. Adıbelli, Somali korsanlarına karşı anında müdahale eden Batı dünyasının Husiler karşısındaki sessizliğini sorguladı. ABD ve ABD basınının Husilere Çin ve Rusya’nın destek verdiğini iddia ettiğini hatırlatan Adıbelli, arkadaki asıl amacın Suudi Arabistan’ı İbrahim Anlaşmaları ve bölgesel pazarlıklarda yeniden ABD masasına oturtmak için baskı altında tutmak olduğunu ifade etti.

"IŞİD bir hayalet örgüt: Bitti denilen yerde yeniden çıkabilir"

IŞİD/DEAŞ’in klasik terör yapılanmalarından farklı bir yapıda olduğunu belirten Dr. Adıbelli, örgütü bir "hayalet" olarak nitelendirdi. PKK gibi belirli bir kampı veya sabit bir yürütme merkezi bulunmayan bu yapının adeta uykuya yattığını ve zamanı geldiğinde yeniden uyandırıldığını vurguladı. ABD’nin IŞİD ile mücadele bahanesiyle bir diğer terör örgütü olan YPG/PKK ile müttefiklik kurmasını ise tarihteki en tehlikeli kumar olarak tanımladı. Suriye hapishanelerinden boşaltılan 7 bin IŞİD'li mahkumun ve SDG kaynaklı binlerce silahlı unsurun akıbetinin belirsiz olduğunu belirterek yeni güvenlik krizlerine dikkat çekti.

"Türkiye askerini çekmemeli: Terörün bitişi için o kara kaplı defter şart"

Jeopolitik sınırların güvenlik boşluğu kabul etmeyeceğini söyleyen Adıbelli, Irak hükümetinin Başika ve sınır ötesindeki Türk askeri varlığının sonlanması yönündeki çağrılarına karşı Türkiye’nin kendi milli güvenliği için sahada kalması gerektiğini vurguladı. Terörle mücadelede sadece silah bırakmanın yeterli olmadığını belirten Adıbelli, örgütlerin arkasındaki dış desteğin ve arşiv kayıtlarının ortaya çıkarılması gerektiğini belirterek şu çağrıda bulundu:

"Benim için silahları bırakmaları yeterli değil. Bize o kara kaplı defteri, arşiv kayıtlarını versinler. Kimin ne kadar mermi verdiğini, kimlerin arkalarında olduğunu görmeden, o mimarları ortaya çıkarmadan terör tamamen bitmiş sayılmaz."

Dubai-Tel Aviv uçağı olayı ve İsraillilerdeki korku iklimi

Dubai’den Tel Aviv’e giden uçakta yaşanan pilot krizini ve toplumsal algı boyutunu değerlendiren Adıbelli, bu durumun psikolojik bir kırılma noktası olduğunu ifade etti. Tıpkı 11 Eylül sonrası yaşanan süreçte olduğu gibi, bundan sonraki dönemde İsrailli yolcular arasında Arap ve Müslüman pilotların kullandığı uçaklara binme konusunda derin bir korku doğacağını belirtti. Olay üzerinden yürütülen propaganda ve kahramanlık söylemlerinin kısa vadeli milliyetçi refleksleri beslese de derinleşen toplumsal güvensizliği kapatamadığını kaydetti.

"Netanyahu İsrail'in 50 yıllık geleceğini ipotek altına aldı"

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun bölgede geri dönülemez bir nefret iklimi yarattığını belirten Dr. Barış Adıbelli, Netanyahu’nun olası bir siyasi yenilgi sonrasında ailesiyle birlikte ABD’ye yerleşebileceğini, ancak ağır faturanın bölgede yaşamak zorunda olan İsrail halkına kalacağını söyledi. Gazze’de yaşanan yıkımın ortasında büyüyen genç neslin önümüzdeki 10-20 yıl içinde bu politikalara karşı büyük bir öfkeyle yanıt vereceğini vurgulayan Adıbelli, Netanyahu'nun kendi ülkesine ve halkına ihanet ederek İsrail’in 50 yıllık geleceğini ipotek altına aldığını dile getirdi.

"Büyük İsrail projesinin temeli petrol değil, tatlı su kaynaklarıdır"

İsrail’in yayılmacı politikalarının arkasındaki asıl jeopolitik motivasyonun su kaynakları olduğunu belirten Adıbelli, İsrail’in dünyadaki finansal ve petrol gücüne erişimi olduğunu ancak tatlı su kaynağını satın alamadığını söyledi. Litani Nehri, Golan Tepeleri ve geçmişte Türkiye’den Manavgat suyunu talep etme girişimlerinin arka planında bu stratejinin yattığını ifade eden Adıbelli, bölgedeki tatlı su kaynakları kontrol edilmeden İsrail’in "Büyük İsrail" hedeflerine ulaşamayacağını vurguladı.

Yorumlar

0

Henüz yorum yapılmamış

Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!