Adalet Bakanı Akın Gürlek, beyaz et sektöründeki fahiş fiyat artışları nedeniyle sekiz ilde operasyon başlattı. Aralarında sektörün dev isimlerinin de bulunduğu on üç şirkete denetim kayyumu atandı, otuz iki kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Bu satırların yazarı olarak yıllardır şunu söylüyorum: Türkiye’de enflasyonun asıl sebebi tekellerin keyfi zamlarıdır; yani fahiş fiyat enflasyonudur. Nihayet bu gerçeğin üzerine somut bir adım atıldı. Bu adım, lafla değil eylemle atıldığı için tarihidir.
Yıllarca sadece Rekabet Kurumu raporlarıyla idari para cezaları kesildi. Şirketler o cezayı ödedi, sonra hiçbir şey olmamış gibi aynı oyuna devam etti; stokçuluk, keyfi zam, el altından fiyat birliği. Para cezası onlar için ‘işin maliyeti’ haline geldi. Bu yüzden caydırıcı değil, adeta ruhsat oldu. Kayyum uygulaması ise tam da bu kısır döngüyü kıran sert ve gerçekçi bir önlemdir.
"Mülkiyet hakkı" yaygarasına aldanmayalım
Bu operasyonların hemen ardından neoliberal, ana akım ekonomistler, iş dünyasının malum simaları harekete geçti. "Mülkiyet hakkına saldırı var", "serbest piyasaya müdahale ediliyor" diyerek meseleyi siyasallaştırıp, kara propagandayla bu tarihi adımı küçük göstermeye çalışıyorlar.
Bir an düşünelim; tarladan 5 liraya alınan limonu, sebzeyi markette 80-100 liraya satan, krizi fırsata çeviren, el birliğiyle fiyat belirleyip rafı pahalıya zorlayan bir yapı, normal bir ticari kazanç mı elde ediyor? Hayır. Bu, dürüst tüccarın kazancı değil, milletin cebinden alınan haksız kazançtır. Kara para kazanan, gayrimeşru iş yapan biriyle bunun arasında özünde fark yoktur; ikisi de haksız servet biriktirir, ikisi de piyasayı bozar.
Mülkiyet hakkı kutsaldır; ama mülkiyet hakkı, alın teriyle üretimi ve dürüst ticareti korur. Soygunu ‘ticaret’ kılığına sokan bir avuç tekeli korumak için kullanılan bir kalkan değildir. Devletin haksız kazanca el atması mülkiyete tecavüz değil, milletin hakkını korumaktır.
Bunlar ekonomik gladyodur
İş dünyasının bu tekelleri net olarak ekonomik gladyodur. Çünkü bunlar sıradan zengin iş adamları değil; büyük ölçüde Batı’ya bağımlı, Türkiye’de güç toplayıp bu gücü Batı’ya kanalize eden, ülkenin ekonomik bağımsızlığını içeriden kemiren bir çete gibi davranıyorlar. Tıpkı eski gladyo gibi, görünüşte ‘bizden’dirler; ama hizmet ettikleri menfaat milletin değildir.
Şu tabloya bakalım; bu yapı devletten büyük destekler, hibeler ve ucuz krediler almasına rağmen ısrarla düşük teknolojili üretimde tıkanıp kalıyor. İmalat sanayinde yüksek teknolojinin payı yıllardır yüzde 3 dolayında sürünüyor. Ar-Ge’ye yatırım yapıp ülkeyi nitelikli üretime taşımak yerine kolay parayı, rantı, döviz ve fiyat manipülasyonunu seçiyorlar. İthalata bağımlı yapıyı bilerek sürdürüyorlar, çünkü ithalatçılık onlara daha kârlı geliyor.
Yani Türkiye ekonomisinin daha kaliteli, daha nitelikli, kendi ayakları üzerinde duran bir noktaya gelmesini bizzat bu çete engelliyor. Bu yüzden tekellerle mücadele sadece bir enflasyon meselesi değil aynı zamanda bir milli ekonomik bağımsızlık meselesidir. Beyaz et operasyonu, işte bu ekonomik gladyonun üzerine gidilmesinin ilk ciddi adımıdır.
Rakamlar yalan söylemez
Bütün bunlar duygusal bir çıkış değil; rakamların ortaya koyduğu çıplak gerçektir. TÜİK verilerine göre büyük şirketler veya tekeller, toplam şirket sayısının yalnızca yüzde 0,3’ünü oluşturuyor. Ama toplam cironun yüzde 67,5’ini, ekonomideki üretim değerinin ise yüzde 63,7’sini tek başlarına ele geçirmiş durumdalar. Buna karşılık istihdamın yüzde 70’ini sırtlayan KOBİ’ler, yani esnaf ve küçük üretici. Demek ki ekonomiyi millet çalıştırıyor, kaymağını bir avuç tekel yiyor.
Üstelik bu devasa güç ülkeyi ileri taşımıyor. Büyük şirketlerin imalattaki ürünlerinin yaklaşık yüzde 45’i düşük teknoloji; yüksek teknolojinin payı ise sadece yüzde 3. İthalatın yüzde 85’ini de yine bu büyük şirketler yapıyor. Yani hem ithalata bağımlılığı bizzat bunlar besliyor, hem dövize hücum edip sonra ‘üretim niteliksiz’ diye sızlanıyorlar. Bu açık bir ikiyüzlülüktür
Enflasyonun kaynağı da bellidir. Merkez Bankasının kendi Enflasyon Raporu’nda, enflasyona etki eden kalemler arasında ‘dönemsel fiyatlama davranışı’ diye kibarca yazılan etken, aslında düpedüz tekellerin keyfi zamlarıdır ve döviz hariç tutulduğunda en yüksek etkenlerin başında gelir. Yani devletin resmî belgesi bile asıl sorunun faiz ya da talep değil, fiyatlama gücünün kötüye kullanımı olduğunu söylüyor. Bunu görmeyenler, görmek istemeyenlerdir.
Şu çelişkiye bakın: Bu tekeller hangi koşulda olursa olsun kazanıyor. Döviz krizi mi patladı, biriktirdikleri dövizden vurgunu vuruyorlar. İthalat mı ucuzladı, oradan kazanıyorlar. İhracat mı yaptılar, yine kazanıyorlar. Varlık balonları mı şişti, ucuz kredilerle servetlerine servet katıyorlar. Soruyorum; her ekonomik koşulda, her şartta kazanan bir iş adamı olabilir mi? Olmaz; ama bu tekeller her şartta kazanıyor. Üstüne üstlük hiç susmuyor, durmadan şikâyet ediyorlar. Dahası güç zehirlenmesi yaşıyorlar; toplumsal hayata el atıyor, siyasete müdahale ediyor, tıpkı bir mafya gibi davranıyorlar. Bütün bunlarda bir tuhaflık yok mu? Bana kalırsa artık bu çarpık ekonomik düzene sağlam bir darbe vurmanın tam zamanı gelmiştir.
Kayyum tek başına yetmez
Bu müdahale yalnızca tavuk sektörüyle sınırlı kalmamalı. Aynı kararlılık market ve perakende zincirlerine, kırmızı ete, süt ve süt ürünlerine, ekmeğe ve temel gıdanın olduğu her alana yayılmalıdır. Çünkü hastalık tek bir sektörde değil, tekelleşmenin kök saldığı bütün alanlarda.
Ama açık konuşalım; kayyum tek başına yetmez. Bugün atılan adım kalıcı bir mimariye dönüşmezse, bir süre sonra eski düzen geri gelir. Daha önce kiralara getirilen fiyat sınırı; siyasetten, iş dünyasından ve ekonomistlerden destek gelmediği için geri çekilmişti. Aynı hataya düşmemeliyiz. Kartelleşmenin ve tekelciliğin önüne geçecek anayasal ve yasal düzenlemeler Meclis’ten acilen geçirilmeli; tüketici dernekleri ve sivil toplum bu adımı sahiplenmelidir.
Devlet artık üretici güç olarak sahaya inmeli
Burada en kritik öneriyi tekrar ediyorum; devlet, piyasaya yalnızca cezalandıran bir hâkim olarak değil, üretici bir güç olarak girmelidir. 1980 sonrasında Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) adeta piyasadan silindi. Bugün tekellerin insafına kalmamızın temel sebeplerinden biri budur. O kuruluşlar bugün ayakta olsaydı, tekeller fiyatlarda bu kadar pervasızca at oynatamazdı.
Kamu üretimi, kamu marketleri ve güçlü kooperatifler eliyle devlet arz tarafında sahaya inerse, fiyatlar sözle değil rekabetle hizaya gelir. Vatandaşın elinde gerçek bir alternatif olduğunda, hiçbir kartel ona fiyat dayatamaz. Disiplini sağlayan ceza değil, üretimdir.
Bu, milletin sofrasının kavgasıdır
Sonuç olarak, Sayın Akın Gürlek bir yol açtı. Şimdi yapılması gereken bu yolu genişletmek, tüm sektörlere yaymak ve kalıcı yasal bir zemine oturtmaktır. Enflasyonla mücadelede en gerçekçi, en kalıcı yol budur. Bu, soyut bir ekonomi tartışması değil; doğrudan vatandaşın sofrasının, geçiminin ve onurunun kavgasıdır. Geri adım atmak yok. Eğer iş dünyası enflasyonla mücadelede samimiyse, ikili oynamayı bırakıp bu adımları desteklemelidir. Servetlerini bu millete ve bu devlete borçlu olanların, kriz anında milletin sofrasını soymaya hakkı yoktur.
- Ekonomik Gladyoya Darbe 17.06.2026
- Finansallaşma Çöküşü Erteledi, Önleyemedi 12.06.2026
- Tarihte Görülmemiş Petrol Kriziyle Yüzleşememenin Bedeli 15.05.2026
- Sıcak Para Değil, Akıllı Para: İFM'yi Gerçek Bir Kalkınma Motoruna Dönüştürmenin Yolu 04.05.2026
- Yeni Program Şart 29.04.2026
- Tümünü Gör