Son günlerde herkesin gündeminde aynı soru var; “Fondaki param ne olacak?” Yüz binlerce vatandaşımız, yıllarca biriktirdiği parasını yatırdığı fonlara ulaşamıyor. Aileleriyle birlikte düşündüğümüzde milyonlarca insanı ilgilendiren bir tablo bu. Endişeyi anlıyorum. Ama önce şunu açıkça söyleyeyim; Türkiye bu krizi atlatır. Yeter ki paniğe kapılmayalım ve olan biteni doğru anlayalım.

Ne oldu?

Olayı en basit hâliyle anlatayım. Gerçek değeri birkaç milyon dolar olan küçük şirketlerin borsadaki hisseleri, dolaşımdaki miktar kontrol altında tutularak adım adım şişirildi. Öyle ki bazı küçük şirketlerin borsa değeri, 50-100 yıllık dev holdinglerin önüne geçti. İddialara göre bu şişirilmiş hisseler serbest fonların içine konuldu. Fonun değeri yükseldikçe “müthiş getiri” haberleri yayıldı, yeni yatırımcı geldi, gelen parayla yine aynı hisseler alındı. Ve bir noktadan sonra bu fonlardan büyük miktarlarda para çekildi. Kendi kendini besleyen bir döngü kuruldu.

Daha da vahim olanı, en güvenli araç olarak bilinen para piyasası fonlarının da bu döngüye çekildiği iddiası. Bu fonlardaki nakit ve tahvillerin repo işlemleri üzerinden şişirilmiş hisselerle değiştirildiği ileri sürülüyor. Fahiş oranda değer kazanan kapalı bir fonun TEFAS’ta açılarak 12 kişiden binlerce yatırımcıya ulaştığı da soruşturmanın konuları arasında.

Balon neden patladı?

Ağustos ayında Sermaye Piyasası Kurulu fonlara yönelik sıkılaştırıcı bir düzenleme yaptı. Bunun üzerine büyük yatırımcılar fonlardan çıkmaya başladı. Fonlar ödeme yapmak için hisse satmak zorunda kaldı. Ama bu hisselerin arkasında gerçek bir alıcı yoktu; alıcı zaten fonların kendisiydi. Satış başlayınca fiyatlar düştü, fonun değeri düştü, daha çok kişi çıkmak istedi. Sonunda fonlar ödeme yapamaz hâle geldi ve SPK, yedi portföy şirketine ait 131 fonu işleme kapatıp tasfiye sürecini başlattı.

Devletin adımları

Şunu bilmek önemli; devlet bu işin üzerine kararlılıkla gitmiş durumda. Soruşturma geniş bir kadroyla yürüyor, holding yöneticileri dahil çok sayıda kişi tutuklandı ya da gözaltına alındı. Tutuklamaların bu düzeye ulaşması, delillerin güçlü olduğunu gösteriyor. Konu artık basit bir borsa manipülasyonu değil, nitelikli dolandırıcılık ve sahtekârlık boyutunda ele alınıyor. Şüphelilerin mal varlıklarına tedbir konuldu, yurt dışına para çıkarma girişimleri durduruldu.

Bir yerde de hakkı teslim etmek gerekiyor. Katılımevim tarafında kamunun hızlı müdahalesi sayesinde krizin yayılması engellendi. Fonların tasfiye süreci de ilerliyor. Tasfiye için atanan bankalar sürecin başında ve kimin fonda ne kadar parası olduğu tek tek netleştiriliyor.

Yatırımcı ne yapmalı?

Para piyasası fonlarındaki yatırımcılar için tablo çok daha rahatlatıcı. Bu fonlar ağırlıkla nakit ve devlet tahvili taşıyor ve bu yatırımcıların paralarını geri almaları bekleniyor. Serbest fonlarda ise süreç daha uzun sürecek. SPK tasfiye süresini altı aya çıkardı. Bunun anlamı şu; hisseler yangından mal kaçırır gibi bir anda satılmayacak, mümkün olan en az kayıpla nakde çevrilmeye çalışılacak. Yani süre uzadı ama bu, yatırımcının lehine bir karar.

Tavsiyem net; panikle karar vermeyin. Sosyal medyada dolaşan her habere inanmayın; bu süreçte yüzlerce hesap yanlış bilgi yaydığı için kapatıldı. Yalnızca SPK’nın ve resmî kurumların açıklamalarını takip edin. Elinde üreten, çalışan, temeli sağlam şirketlerin hissesi olanlar da bu irrasyonel düşüşlerde şirketlerine güvenmeye devam etsin. Borsa İstanbul bir avuç şişirilmiş hisseden ibaret değildir.

Yurt dışına kaçan paralar geri gelir mi?

Adalet Bakanı Akın Gürlek, kaçırılan paraların geri getirilmesinin temel hedef olduğunu açıkladı. Bu hukuken mümkün. Örneğin İsviçre’deki hesaplar, iki ülkenin mali istihbarat birimleri arasındaki iş birliği ve adli yardım yollarıyla tespit edilip dondurulabilir. Ancak bu süreçler zaman alır, sabır ister. Kripto paralar da izlenebilir. Zor olan, sistem dışına çıkarılıp soğuk cüzdanlarda saklanan kripto varlıklardır. Burada gerçekçi olmak lazım; her kuruşun geri gelmesi kolay değil, ama devletin elinin uzun olduğunu da unutmamak gerekir.

Bu krizden ders çıkarmak

Büyük krizler çoğu zaman büyük reformların kapısını açar. 2001 krizinden sonra bankacılık sistemimiz baştan aşağı yeniden kuruldu ve bugün dünyanın en sağlam bankacılık sistemlerinden birine sahibiz. Aynı iradeyi şimdi sermaye piyasalarında göstermenin zamanı geldi. Sorun yatırım fonları araçlarında değildir aksine bunlar doğru denetlendiğinde ve düzenlendiğinde tasarrufu üretime yönlendiren çok faydalı enstrümanlardır. Sorun araçta değil, yasal ve denetim açıklarında, aşırı kazanç hırsındadır. Buna vatandaşımızın yatırım okuryazarlığını da eklemek gerekir. “Bir yılda yüzde dört bin getiri” vaat eden bir ürün, fırsat değil alarm işaretidir.

Sermaye piyasalarında bir milat olsun

Sonuç olarak manipülasyon şüphesinin 2025 sonunda bilindiği, buna rağmen müdahalenin ancak Ağustos 2026’da geldiği bir tabloda, sorun yalnızca birkaç şirketin suistimali değildir. Öncelikle sermaye kontrollerinin uygulanması şarttır. İkinci olarak riskin görüldüğü an harekete geçebilen, erken uyarı veren ve anında müdahale edebilen bir mekanizma kurulmalıdır. Fonların tek bir hissede ve ilişkili şirketlerde yoğunlaşmasına kesin sınır getirilmeli, fon varlıklarının değerlemesi bağımsız kuruluşlarca yapılmalı, SPK, BDDK, MASAK ve yargı arasında gerçek zamanlı bilgi paylaşımı sağlanmalı, savcılığın SPK sürecini beklemek zorunda kaldığı durumlar yeniden düzenlenmelidir. Bankacılıkta başardığımızı sermaye piyasasında da başarabiliriz. Yeter ki bu kriz, üzerini örteceğimiz bir yara değil, sistemi sağlamlaştıracağımız bir milat olsun.