Bu büyük günde duygularım ve düşündüklerim

Büyük şairimiz, Nazım Hikmet, her Türk gencinin okuması gereken, “Kuvayı Milliye Destanı”nda büyük taaruzun başladığı 26 Ağustos sabahı Kocatepe’yi şu dizelerle anlatıyor:

“ Birdenbire beş adım sağında O’nu gördü.

Paşalar O’nun arkasındaydılar.

O, saati sordu.

Paşalar: "üç" dediler,

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

eğildi, durdu.

Bıraksalar

İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.

......

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan

Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzan bu memleket bizim.”


*

Büyük zaferin 104. yıldönümünü Türk olmanın gururuyla, coşkuyla kutluyoruz..

Zafer Bayramımız kutlu olsun. 

Büyük Taaruz’un başladığı 26 Ağustos 1922 ve Başkomutanlık Meydan Savaşı’nın yapıldığı 30 Ağustos 1922, Türk Ulusunun ve kahraman ordumuzun, Büyük Atatürk'ün liderliğinde yazdığı eşsiz bir kahramanlık destanıdır.

Türk Ulusu'nun yokluklar, açlık, sefalet içinde, tam bağımsızlık, milli egemenlik ve kurtuluş için, kendi bağrından, eşsiz özverilerle yarattığı kahraman ordusu inanılmazı yarattı.

 İnönü’de hızı kesilen, Sakarya savaşında, Polatlı önlerinde durdurulup önce Sakarya’nın Batısı’na, sonra Afyon-Kütahya’ya kadar geri püskürtülen ve nihayet Büyük Atatürk’ün, “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” komutuyla perişan edilen 150 bin kişilik Yunan ordusunun feci akıbeti, bugün hala Sevr hayalleri ile yaşayanlara ve Türk vatanından uyduruk bir Kürdistan çıkarmaya çalışanlara ders olmalıdır. 

Sadece onlara değil, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda Türk ordusundan ve TMT’den yedikleri sert tokatın acısını unutup, hala Enosis/2. Girit rüyaları gören ve her gün bir başka provokasyona imza atan Güneydeki ırkçı Türk düşmanı Rum-Yunan'a da ders olmalıdır...

Başkomutan Atatürk’ün öngördüğünden bir gün önce, yani 15 gün yerine 14 günde, güzel İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşu gerçekleşmiştir. 

Kahraman Türk ordusunun işgalci Yunan ordusunu 9 Eylül’de İzmir'de denize dökmesi ile, Sevr paçavrası yok edilmiştir.

Büyük Türk ulusu dışında hiçbir ulus ve Atatürk’ün ordusu dışında başka hiçbir ordu, onca yokluk ve imkansızlık içinde ve her türlü modern donanım ile emperyalistlerin tam desteğine sahip 150 bin düşman askerine karşı techizatsız, donanımsız, modern savaş araç-gerecinden yoksun 105 bin acemi askerle böylesine büyük bir zaferi bu kadar kısa sürede kazanamamıştır.

Usta yazar Turgut Özakman’ın bu destanı anlattığı “Şu Çılgın Türkler" adlı 750 sayfalık belgesel romanı, genç, yaşlı, kadın, erkek tüm Türkler mutlaka okumalı ve zaferin hangi şartlarda ne büyük fedakarlıklarla kazanıldığını, ne büyük bedeller ödendiğini öğrenerek, bize emanet edilen Cumhuriyet/Üniter devlete sahip çıkmalıdır

Gafillerin yaptığı

Ne yazık ki son yıllarda, Türkiye ve

KKTC ‘de okullarımızda bu destan inanarak, milli bir ruhla öğretilmediği ve Atatürk düşmanı çağ dışı gerici tarikatların önü açıldığı için, milli mücadele tarihimizden, Kurtuluş Savaşı destanımızdan habersiz genç kuşaklara yetişmektedir. 

Bunun sonucu olarak Atatürk düşmanlığı, Yunan-Rum seviciliği giderek artmaktadır. 

Bu yöndeki hain psylaşımları sosyal medyada hayretle, öfkeyle görüyorum

Bu vefasızlık, nankörlük ve kara cehalet karşısında kahrolmamak olası mı? 

Bunlar yetmezmiş gibi, Atatürk'ün kurduğu üniter Türk devletini ve cumhuriyeti yıkıp yerine, Türk, Kürt, Arapların yöneteceği Irak-Lübnan modeli etnik temelde yeni bir devlet kurma çabaları doruğa çıkmıştır.

Bu yolda, müebbet hapse mahkum olan, 55 bin kişinin katili terörist ele başı cani bile, hapiste, büyük bir cüretle siyasi aktör yapılarak, Kürt halkının lideri/temsilcisi/sözcüsü ve sözde " kurucu önder" konumuna getirilmiş, binlerce teröristin hapisten serbest bırakılması için özel yasa çıkarılmış, askerimizin leş haline getirdiği cani teröristler "kahraman" yapılmıştır

Türk askerini, öğretmenleri, çocukları, devlete bağlı Kürt asıllı vatandaşları katleden bu caniler için anma etkinlikleri düzenlenmesi, bebek katili terör elebaşının afişlerinin her tarafa asılması, nasıl hazmedilebilir, nasıl görmezden gelinebilir?

Türk ulusu, bu büyük zafer gününde bu bölücü adımları asla kabul etmeyeceğini her yolla haykırmaktadır.

Ya istiklal, ya ölüm!

Türk ulusuna o savaş gücünü veren ve onu zaferle onurlandıran, ordumuzu o denli güçlü kılan bağımsızlık ve egemenliğine olan düşkünlüğü ve hür yaşama azmidir.

Tarihinin hiçbir döneminde Türk ulusu, başka milletlerin boyunduruğu ve egemenliği altında, köle olarak yaşamayı kabul etmemiştir. 

Büyük Atatürk bunun içindir ki "tam istiklal" demiştir...

Bunun içindir ki, daha Kurtuluş Savaşının başlangıcında kendisini durdurmak için görüşme talep eden İngiliz Generel Harington’a, “İngiltere’nin, TAM İSTİKLAL ilkesini peşin olarak kabul etmesi şartıyla” görüşebileceğini bildirmiştir..

Atatürk, Türk Ulusu’nun bağımsız, egemen ve özgür olmadan yaşayamayacağını bilen bir liderdi... 

Bunun içindir ki "Ya istiklal, ya ölüm!" demiştir...

Atatürk, Kurtuluş Savaşı sürerken Ankara’da toplanan mandacıların hareketlerini yorumlarken Mahmut Esat Bey’e şöyle demektedir:

•⁠ ⁠“ Bizim siyasetimiz açık ve basittir: Haklarımızı alıncaya kadar mücadele etmek...Bu siyasetin tersi, istiklalden, vatan toprağından, milletin haklarından ödün vermeye razı olmaktır, iradesizliktir, sahte bir barışla halkı avutup aldatmaktır...

Herkes istiklal ve milli egemenlik ilkesi etrafında toplanmalıdır, siyasetimizi sulandırmalarına izin vermeyin...” (Şu Çılgın Türkler s. 526)

Atatürk'ün bu sözlerinden, Yunan- Rum-ABD-AB-İngiliz muhiplerinin, işbirlikçi, mandacı, teslimiyetçilerin bölücü Kürt ırkçılarının ve onların değirmenine su taşıyanların, ders alması gerekiyor.

Büyük Atatürk’ün, o günlerin zor şartları ve imkansızlıkları içinde vurguladığı kurucu ilkeler rehberimiz olmalı ve birlik, beraberlik içinde, "İstiklalimizden, bağımsızlıktan, egemenlikten, milli üniter devletten, cumhuriyetten Atatürk'ün anayasada tarifini yaptığı Türk kimliğinden asla ödün vermeyeceğiz" demeliyiz... 

Yolumuz Atatürk'ün yoludur

Ulusal Kurtuluş savaşını desteklemek için bağış kampanyaları düzenleyen, varını yoğunu veren, gelirini Kuvayı Milliye'ye göndermek üzere köy köy tiyatrolar ve müsamereler sergileyen, gazeteler çıkaran, gemilerle gizlice Anadolu’ya yiyecek ve benzin gönderen, onlarca evladı fiilen Kuvayı Milliye'ye katılan, Kurtuluş sonrası Anadolu’nun her yanında görev yapan Anavatan sevdalısı Kıbrıs Türk gençlerinin torunları olarak, Atatürk'ün gösterdiği yolda, bağımsızlık, özgürlük ve egemenlik için uzun sürecek bir mücadeleyi göze aldık. (Bu gerçekleri merak edenlere, "iki ulusal kongre" ve "Atatürk döneminde Türkiye-Kıbrıs ilişkileri" adlı kitaplarımı tavsiye ediyorum.)

Anavatandan koparıldığımız 1878’den bu yana, Yunan-Rum idaresine girmemek, bağımsız-egemen ve özgür olarak varolmak için mücadele ettik, etmeye devam edeceğiz...

Bu soylu mücadelede Kıbrıs Türk Halkının ilham kaynağı ulu önder Atatürk'tür, kurtuluş savaşımızdır, 30 Ağustoslardır, 29 Ekimlerdir...

Gençliğimizin Erenköy direnişidir, TMT ruhudur....

Daha İngiliz sömürge döneminde bile tüm baskı ve yasaklara karşın milli bayramlarını büyük bir coşku ve heyecanla kutlayan Kıbrıs Türk Halkının gözü her zaman kopmaz bir parçası olduğu Türk Ulusu'nda, tek güvencemiz olan Anavatanda ve ölümsüz liderimiz Atatürk’te olmuştur...Olmaya devam edecektir. 

Yönümüz, hiçbir zaman Güney veya Batı değil, her zaman Kuzey olmuştur, olmaya devam edecektir

Büyük Zaferin 104. Yıldönümünde bir kez daha and içiyoruz ki,

Devletimizi, bağımsızlık ve egemenliğimizi, kopmaz, ayrılmaz bir parçası olduğumuz büyük Türk Ulusunun yaptığı gibi, Rum-Yunan'a, Siyonizm, emparyalizme, işbirlikçilerine ve teslimiyetçilere karşı kararlılıkla savunacağız; Atatürk’ün, Kıbrıs adasındaki evlatları olduğumuzu bir kez daha dünyaya göstereceğiz...

30 Ağustos’u yaratan fedakar ulusumuza, kahraman ordumuza, ulu önderimiz Atatürk’e selam olsun!

Sonsuz minnet ve şükran size!

Kurtuluş için seve seve can veren aziz şehitlerimize, kahraman subaylarımıza ve büyük Atatürk’e Tanrı’dan rahmet diliyorum. 

Nur içinde yatınız. 

Ne mutlu Türküm Diyene!