Ekonomik krizlerin periyodik olarak gerçekleştiği bir Dünya’da yaşıyoruz. Özellikle bizim coğrafyamızda yaşanan krizlerin periyodik sıklığı ve yoğunluğu nedeni ile geride bıraktığı derin izler, uzun yıllar boyunca telafi edilemeyecek zaman, emek, sermaye kaybına sebep olmaktadır.
Ekonomik krizleri önceden tahmin etmek her ne kadar önemli olsa da bir çok işletme, ekonomiyi okuma ve krizlerin öncülerini fark etme konusunda oldukça zayıf kalmaktadır. Bir önceki yazımda sizlerle paylaşmış olduğum istatistiğin oluşmasında ekonomik krizlerin payı oldukça fazladır. Ekonomik krizler işletmelerin kırılganlığını artırmaktadır fakat işletmelerin yaşayacağı potansiyel olumsuzluğun ülke ekonomisi üzerinde yarattığı olumsuz etkiler de aşikardır.
Bu olumsuzluğu engellemek için patron ve CEO’larımızın reel piyasa ve para piyasalarını yakından takip etmeleri gerekli ve önemlidir. Ancak bu sayede krize hazırlıklı bir işletme yapısı oluşturabiliriz ve ancak bu sayede kriz anında doğru kararlar alarak doğru bir strateji belirleyebiliriz. Fakat çoğu zaman bunun mümkün olmadığını hepimiz biliyoruz çünkü Türkiye’nin genelinde medyatik iktisatçıların bir çoğu konuyu objektif olarak değerlendirmek yerine siyaseti baz alarak tavsiyelerde bulunmaktadırlar. Bu durumda yapılması gereken tek şey, gerçeği görebilmek adına para piyasaları ve reel piyasalar hakkında gerekli bilgileri edinerek kendi tahmin modellerimizi oluşturmaktır.
Fakat bu yazımızın konusu krizlerin öncülerinden bahsetmek yerine kriz anlarında ve öncesinde işletmeler tarafından alınması gereken kararlar ve uygulanması gereken stratejiler hakkında genel bir bilgi vermek olacaktır. Krizlerin öncülerini ve artçılarını başka bir yazıda sizlerle paylaşacağım.
Bu konu bağlamında sizlerle paylaşacağım bilgiler ve önereceğim taktikler reel piyasanın genelini baz almak zorundadır çünkü her sektör için ayrı ayrı teknik ve taktikleri bir yazıya sığdırmak mümkün olmayacaktır. Ama bilmenizi isterim ki vereceğim bu bilgiler genel çerçeveyi çizecek olsa da her sektör için detay stratejiler mevcuttur.
Kriz kapıyı çaldığında bir çok şey için artık çok geç kalınmıştır. Piyasadaki para enflasyon etkisi ile değerini yitirmiştir, finans sağlayıcı kurumlar muslukları kısmıştır ve hane halkı da harcamaları kısmıştır. Zaten kriz dönemlerinde kendini gösteren bu şok tepkiler maalesef krizi daha da derinleştirmektedir.
Böyle bir durumda yapılması gereken hazırlıkları ve taktiksel hamlelerin bir kısmını, yazıyı çok fazla uzatmadan ve detaya girmeden sizlerle paylaşmak istiyorum. Zira konu derin, uzun ve detaylı. Yine de kriz dönemlerinde manevra kabiliyetinizi artırmak ve finansal dengenizi sağlamak için yapılması gerekenler genel anlamda bellidir.
Böyle bir dönemde ilk yapılması gereken hamle işletmenin finansal yapısını ve nakit akışını krize dayanıklı hale getirmektir. Bunun için yapılması gerekenlerden biri kısa vadeli olan yüksek faizli borçların minimize edilmesi suretiyle ilerleyen dönemde olası bir nakit tıkanıklığının yaşanmasını engellemektir. Eğer bu işlemi gerçekleştirecek nakit, şirket kasasında mevcut değil ise kısa vadeli borçlanmayı yeniden taksitlendirerek uzun vadeye yaymak en mantıklı seçenektir.
Zaten kriz dediğimiz şey de en basit anlamı ile nakit akışında yaşanan tıkanma halidir. Kısa vadeli borcun kontrol altına alınması, piyasa itibarınızı zedeleyebilecek potansiyel olumsuz bir durumdan sizi kurtaracak ve kurumsal itibarınızı, fon sağlayıcıların nezdinde korunmasını sağlayacaktır. Bu hamlenin diğer bir faydası ise olası bir nakit akış tıkanıklığında fon sağlayıcı kurumlardan ve piyasadan çeşitli tekniklerle yeniden borçlanabilecek olmanızdır. Ödemeler konusunda bu düzenlemenin bir diğer faydası ise yaşayacağınız olası tahsilat sorunlarınızda dahi finansal tampon görevi görmesidir.
Böyle dönemlerde işletmeler, genellikle sabit maliyetlerde kısıtlamaya gitme yöntemini kullanmaktadır. Bu zaten yapılması gereken hamlelerden biri olsa da maliyet yönetimini “İstihdamı azaltmak” suretiyle kontrol altına almak bir çok işletme tarafından yapılan yaygın hatalardan biridir. Bu hatanın sonuçları kriz dönemlerinden sonra yaşanacak toparlanma sürecinin gecikmesine, itibar kaybına ve yetişmiş insan gücünün erozyonuna neden olacaktır. Bu yanlış hamlenin getireceği bir diğer olumsuz sonuç ise istihdamı devam eden personelde yaşanacak motivasyon kaybının üretim veya hizmette verimin ve kalitenin düşmesidir. İstihdamı azaltmak sureti ile maliyeti düşürmek, akla gelecek en son seçenek olduğu gibi ortalama bir CEO veya her hangi bir bilgiye sahip olmayan patronun yapacağı türden bir hamledir. Gerçek profesyoneller dalgalı kriz ortamlarında dahi proaktif stratejilerle belirsizlikleri öngörürler ve bu öngörülere göre aksiyon alırlar.
Kriz dönemlerinde insanların ihtiyaçları da, finansal davranış tarzları da kriz öncesi döneme göre değişiklik göstermektedir. Yaşanan ihtiyaç ve davranış farklılıklarının doğru tespit edilmesi de ustalık gerektiren bir gözlem yeteneği gerektirmektedir. Tespit edilen farklılıklar doğrultusunda ürün ve hizmet inovasyonuna gidilmesi, pazarda kapladığınız alanı genişletecek ve kâr marjınıza olumlu etkiler sağlayacaktır. Çünkü krizler, istisnasız her zaman fırsatları da beraberinde getirir. Bu fırsatları doğru değerlendirmek için de her yazımda belirttiğim gibi İLKELi ve DOĞRU STRATEJİYE ihtiyacınız var.
İstihdamı koruduk, finansal yapıyı düzenledik, doğru ve profesyonel liderlik ile insan kaynaklarımızda güven ve sükuneti sağladık, değişen ihtiyaçları tespit ederek ürün ve hizmet inovasyonunu sağladık. Her şeyden önemlisi kurumsal itibarımız koruduk.
Şimdi sıra pazar payımızı genişletmekte…
Kulağa garip geleceğini biliyorum ama size bahsedeceğim mekanizma öyle güçlü bir kaldıraç etkisine sahip ki, başarabildiğiniz taktirde kriz sonrasının en güçlü şirketlerinden birine sahip olacağınız konusunda sizi temin ederim.
Rekabetçi piyasalarda şirketlerin ulaşabildiği finans kaynakları, insan kaynakları yönetimi tarzları, pazarlama stratejileri yaklaşık olarak birbirilerine benzerdir. Bu nedenle normal dönemlerde piyasa rekabeti oldukça çekişmeli ve zorlayıcı olabilir. Normal dönemlerde rekabeti belirleyen unsur, ağırlıklı olarak şirketlerin finansal güçleridir fakat kriz dönemlerinde rekabeti belirleyici en önemli unsur baştan sona stratejinin kendisidir. Olumsuz piyasa şartları nedeni pazarda oluşan boşluklar, doğru durum ve sorun tespiti, doğru çözüm, doğru inovasyon ve doğru taktik sayesinde şirketinize adeta bir kaldıraç etkisi yaratabilir.
Biz Türkler, tarihin hemen her sahnesinde en zor şartlarda bile ayakta kalmayı başararak bağımsızlığını asla kaybetmemiş bir milletiz. Zoru sever, mücadeleyi sever, asla pes etmemeyi ise adeta bir onur meselesi olarak görürüz. İçerisinde bulunduğumuz durumu doğru değerlendirmemiz ve yaşadığımız krizi farketmemiz gerekli. Fark edelim ki “orta gelir tuzağı” denen bataklıktan çıkıp dünya sahnesindeki yerimizi yeniden alalım. Ancak bu sayede nadasa bıraktığımız global ticaret piyasasını, eskilerde olduğu gibi yeniden ele geçirebiliriz.
Kudreti başka yerde aramaya gerek yok çünkü muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.
- Epstein Dosyası bir Skandal Değil ! Kurulan Sistemin Bir İfşasıdır 03.02.2026
- Krizde Rekabeti Para Değil Strateji Belirler 30.01.2026
- Ticaret Savaşları 27.01.2026
- Orta Gelir Tuzağından Kurtuluş Reçetesi 23.01.2026
- Tümünü Gör