03.02.2026 Salı 11:00
|
Son Güncelleme:
03.02.2026 Salı 11:00
Epstein dosyası yine gündemde…
Sözüm ona kendini “Elit” olarak nitelendiren kesimin aşırılıkları, ahlaki ve toplumsal yapıya ters düşen eylemleri bitmek bilmiyor.
Konunun garip yönü ise bu tür olayların sanatçı, siyasetçi, bilim insanı, iş insanı gibi kesimlerce gerçekleştiriliyor olması.
Peki bu organizasyonun yapısını hiç düşündünüz mü!
Bunları üzerine tek tek düşünmek ve akıl yürütmek çok can sıkıcı bir eylem fakat yapıyı anlamak için bu organizasyonun üzerinde düşünmek, kendimizi , vatanımızı ve çocuklarımızı korumanın ilk adımını teşkil ediyor.
İlk önce sizlerle bu yapıya dahil olanların motivasyon kaynaklarını paylaşmak istiyorum. Bunlar organizasyonun “müşteri” olarak adlandırılan kesimini oluşturuyor.
Güç ve statü yakınlığı
Para ve çıkar ilişkisi
Karşılıklı sır tutma zorunluluğundan doğan “tek vücut olma” hali
Gizli kalacağına inanılması nedeniyle, çirkin eylemlerin cezai sorumluluğunu olmaması
Dördüncü maddenin getirdi özgürlük ile her türlü taşkınlığı yapmanın verdiği serbestlik
Bu motivasyon kaynakları, organizasyonun kendi kendine güçlenmesini sağlayan geri besleme döngüsünü oluşturuyor.
Organizasyonu oluşturanların da hedefledikleri şeyler var. Bu hedefler de kurucuların motivasyon kaynağını meydana getiren unsurlardır.
İlk sırada güç ve gücü kontrol etme arzusu var. Eğer iktidar ve para sahibi kişileri kontrol ederlerse kendi kararlarını “müşteriye” empoze edebilirler. Bu durum ise halkı, manipülatif eylemler sayesinde daha kolay yönetilebilir bir hale getirmede kullanılır. Eğer empoze başarısız olursa “müşteri” tehdit ve şantaj yöntemi ile dikte edilir. Tabi burada aklınıza “müşteri bunu bildiği halde neden böyle bir oluşuma dahil olsun ki?” Sorusu gelebilir. Bu tür organizasyonlar, hedefledikleri kişilere karşı son derece manipülatif davranırlar. Gizlilik, sadakat ve gerçek hizmet yemini ederek öncelikle güven sağlarlar. Uzun bir süre boyunca güven sağladıktan sonra ise gerçek hedeflerini ortaya koymaya başlayarak emellerine ulaşırlar. Ayrıca, güç ve iktidar sahibi olmanın getireceği ayrıcalık, “potansiyel müşteri” tarafından sarhoş edici bir motivasyonel etkendir.
Diğer bir yöntemleri ise “dışlama” tekniğidir. Topluluğun gerçekleştirdiği organizasyonlara katılım, adeta sosyal zorunluluk haline getirilmek suretiyle “müşteri” toplanır. Partilerde kullanılan kimyasallar da taşkın ve sapkın eylemi rahatlıkla gerçekleştirebilecekleri bir psikolojiye bürünmelerini sağlar nitelikte maddelerdir.
Bu tür organizasyonlarda maddi kazanç motivasyonu her zaman için ikinci sırada gelmektedir. Zira bu organizasyonu oluşturmak için ciddi bir sermaye gereklidir ve bu maliyete katlanabilecek kesimin maddiyat ile ilgili her hangi bir kaygısı bulunmamaktadır. Bu maddiyata sahip kişiler için fikirsel iktidar paradan önce gelir.
Böyle bir organizasyonun sahiplerinin kimler olduğunu anlamak için ise yapılması gereken tek şey “müşteri” kesiminin hareketlerini takip etmek ve incelemektir. Çünkü hiç bir gizli oluşum, liderini alenen medyatik pozisyona sokmaz. Jeffrey Epstein bu işin sadece görünen yüzüydü. Fikri üreten, eyleme geçen, parti organizasyonlarını yöneten Jeffrey Epstein olsa da organizasyonun lider ekibi daha geridedir.
Bu ekibe dahil olan o kadar çok siyasi isim var ki. Dahil olmayan devlet başkanlarını saymak çok daha kolay olacaktır . Türkiye de bu ekibin radarında olmasına rağmen arzu ettikleri başarıya ulaşamamışlardır diye düşünüyorum. Darbe girişiminin altında yatan nedenlerden birisinin de bu olduğunu tahmin ediyorum . İkna edilemeyen, dikte edilir. Dikte işe yaramazsa darbe veya askeri operasyon devreye girer.
Organizasyonun bir diğer kazancı ise istihbarat değeri taşıyan bilgilerin kolayca elde edilmesini sağlamaktır. İzleri takip eden akıl sahipleri için bu bilgilerin nerelere ulaştırılarak ne amaçlar için kullanıldığını görmek zor değil.
Belgelerin büyük kısmı henüz doğrulanmadığı için detaya girerek yanlış bilgi vermek istemem fakat akıl yürütme yolu ile Türkiye’de ki ELİT(!) ailelerin bir kısmının da bu oluşumda mevcut olduğunu, izleri takip etmek sureti ile sizler de tespit edebilirsiniz.
Eğer gerçek sahiplerin kimler olduğunu anlamak istiyorsanız medyadaki ve sosyal medyadaki ana akımları takip edin.Bazı siyasi figürlerin, bir amaca hizmet etmediğini düşündüğünüz söylemlerinin altında bile nelerin yattığını daha iyi anlayacaksanız. Bazı sanatçı figürlerin neleri normalleştirmeye çalıştığını gözlemleyin, bu sizi hedefe götürecek.
Bu akımlar
Kültürel yapıyı bozmak,
“Örf ve adet” tanımını nostaljik boyuta indirgemek,
Halkı fikirsel olarak bölmek,
Kutsal değerleri karikatürize etmek
Daha kolay yönetilebilir bir toplum yaratmak adına insanların birbirine güvenin azaltmak,
Bir toplumun direncini ve en önemlisi verimliliğini yıkmak için korku kültürünü aşılamak,
“Yönetimde adalet yok” gibi söylemlerle halkın devlete olan bağlılığını azaltmak suretiyle emellerine ulaşmaya çalışmaktadır.
NOT: “yönetimde adalet yok” diyenlerin bir kısmı adaletsizliği hayata geçirenlerin ta kendileridir.
Şu an ne söylersem söyleyeyim size romantik ve nostaljik gelecek. Biliyorum… Çünkü iletişim kanalları aracılığı ile sosyal yapımız, kültürümüz, kutsal değerlerimiz o kadar çok yozlaştı ve çürütüldü ki, değerlerimizin aldığı hasarın onarım süresi belki de yıllar alacak. Biliyorum… Ama en azından farkında olmak bile kurtuluşun bir adımdır.
Kurtuluş savaşında Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde destanlar yazdık fakat bu başarı ile yetinemeyiz. Yetinmemeliyiz.
Farkına varalım…
İnançlarımızın
Metafiziğin
Duygularımızın
Her şeyin maddeden ibaret olmadığının
Vatan, din, kültür, dil kavramlarının kutsallığının
Ruhsal gelişimimizin gerekliliğinin farkına varalım.
Bizi kurtaracak tek yol, bu farkındalıklarımız olacaktır.
Aksi durumda bizleri ve gelecek nesilleri simsiyah ve buz gibi soğuk bir hayat bekliyor.
Nefsin hakim olduğu,
Anlık zevklerin hayatı yönettiği
Gerçeğin değil yalanın reyting topladığı
Ölümün değil de hayatın tek gerçek olduğunun zannedildiği bir hayat bekliyor bizler ve gelecek nesilleri…
Burada asıl yürek dağlayan nokta ise mağdurlar yani çocuklardır… Henüz Dünya’nın ne olduğunu bilmeyen, henüz yaşamanın ne olduğunu bilmeyen hatta “oyun oynamak” nedir bilmeyen çocuklar… Siz evladınızın tırnağına değen taşa kafa tutarken Dünya’nın bir çok yerinde bu ve benzeri topluluklar kendi emellerini gerçekleştirmek için birilerinin çocuklarını kullanıyorlar. İktidar ve güç hırsı yüzünden mahvolan hayatlara şahitlik edemiyor oluşunuz sakın vicdanınızı ferahlatmasın. Zira karanlığın en derin olduğu yerde acı, korku, çaresizlik içerisinde nefes alıp vermeyi “yaşamak” zanneden çocuklar halen var. Kimi zaman bir organ mafyasının, kimi zaman tacizcilerin, kimi zaman pedofili profilli sapıkların, kimi zaman da kendi egosunu tatmin etmek isteyen “ELİT(!)” insanların nefesi altında nefes almaya çalışan çocuklar… Halen varlar…
Üstelik failler her zaman gözlerimizin önündeler. Kimi zaman sanatçı kılığında, kimi zaman siyasi kılığında, kimi zaman yardımsever (!) iş insanı kılığında kendi nefslerinin kölesi olmuş biçimde karşımızdalar.
Bir olgunun ispat edilemiyor oluşu, onun bir komplo teorisi olduğu anlamına gelmez. Bu bahsettiklerimi mantık yürüterek siz de farkedebilir hatta daha ileriye taşıyabilirsiniz.
haber365.com
Sözüm ona kendini “Elit” olarak nitelendiren kesimin aşırılıkları, ahlaki ve toplumsal yapıya ters düşen eylemleri bitmek bilmiyor.
Konunun garip yönü ise bu tür olayların sanatçı, siyasetçi, bilim insanı, iş insanı gibi kesimlerce gerçekleştiriliyor olması.
Peki bu organizasyonun yapısını hiç düşündünüz mü!
- Network ağlarını
- Bağlantıları kuranları
- Fırsat sağlayanları
- Kalkan görevi gören yapıyı
- Lojistiği sağlayan ekibi
- İnsan teminini gerçekleştiren kesimi
- Gizliliği sağlayan kesimi
- Hangi organizasyonlarda bir araya geldiklerini
- İletişim yöntemlerini
Bunları üzerine tek tek düşünmek ve akıl yürütmek çok can sıkıcı bir eylem fakat yapıyı anlamak için bu organizasyonun üzerinde düşünmek, kendimizi , vatanımızı ve çocuklarımızı korumanın ilk adımını teşkil ediyor.
İlk önce sizlerle bu yapıya dahil olanların motivasyon kaynaklarını paylaşmak istiyorum. Bunlar organizasyonun “müşteri” olarak adlandırılan kesimini oluşturuyor.
Güç ve statü yakınlığı
Para ve çıkar ilişkisi
Karşılıklı sır tutma zorunluluğundan doğan “tek vücut olma” hali
Gizli kalacağına inanılması nedeniyle, çirkin eylemlerin cezai sorumluluğunu olmaması
Dördüncü maddenin getirdi özgürlük ile her türlü taşkınlığı yapmanın verdiği serbestlik
Bu motivasyon kaynakları, organizasyonun kendi kendine güçlenmesini sağlayan geri besleme döngüsünü oluşturuyor.
Organizasyonu oluşturanların da hedefledikleri şeyler var. Bu hedefler de kurucuların motivasyon kaynağını meydana getiren unsurlardır.
İlk sırada güç ve gücü kontrol etme arzusu var. Eğer iktidar ve para sahibi kişileri kontrol ederlerse kendi kararlarını “müşteriye” empoze edebilirler. Bu durum ise halkı, manipülatif eylemler sayesinde daha kolay yönetilebilir bir hale getirmede kullanılır. Eğer empoze başarısız olursa “müşteri” tehdit ve şantaj yöntemi ile dikte edilir. Tabi burada aklınıza “müşteri bunu bildiği halde neden böyle bir oluşuma dahil olsun ki?” Sorusu gelebilir. Bu tür organizasyonlar, hedefledikleri kişilere karşı son derece manipülatif davranırlar. Gizlilik, sadakat ve gerçek hizmet yemini ederek öncelikle güven sağlarlar. Uzun bir süre boyunca güven sağladıktan sonra ise gerçek hedeflerini ortaya koymaya başlayarak emellerine ulaşırlar. Ayrıca, güç ve iktidar sahibi olmanın getireceği ayrıcalık, “potansiyel müşteri” tarafından sarhoş edici bir motivasyonel etkendir.
Diğer bir yöntemleri ise “dışlama” tekniğidir. Topluluğun gerçekleştirdiği organizasyonlara katılım, adeta sosyal zorunluluk haline getirilmek suretiyle “müşteri” toplanır. Partilerde kullanılan kimyasallar da taşkın ve sapkın eylemi rahatlıkla gerçekleştirebilecekleri bir psikolojiye bürünmelerini sağlar nitelikte maddelerdir.
Bu tür organizasyonlarda maddi kazanç motivasyonu her zaman için ikinci sırada gelmektedir. Zira bu organizasyonu oluşturmak için ciddi bir sermaye gereklidir ve bu maliyete katlanabilecek kesimin maddiyat ile ilgili her hangi bir kaygısı bulunmamaktadır. Bu maddiyata sahip kişiler için fikirsel iktidar paradan önce gelir.
Böyle bir organizasyonun sahiplerinin kimler olduğunu anlamak için ise yapılması gereken tek şey “müşteri” kesiminin hareketlerini takip etmek ve incelemektir. Çünkü hiç bir gizli oluşum, liderini alenen medyatik pozisyona sokmaz. Jeffrey Epstein bu işin sadece görünen yüzüydü. Fikri üreten, eyleme geçen, parti organizasyonlarını yöneten Jeffrey Epstein olsa da organizasyonun lider ekibi daha geridedir.
Bu ekibe dahil olan o kadar çok siyasi isim var ki. Dahil olmayan devlet başkanlarını saymak çok daha kolay olacaktır . Türkiye de bu ekibin radarında olmasına rağmen arzu ettikleri başarıya ulaşamamışlardır diye düşünüyorum. Darbe girişiminin altında yatan nedenlerden birisinin de bu olduğunu tahmin ediyorum . İkna edilemeyen, dikte edilir. Dikte işe yaramazsa darbe veya askeri operasyon devreye girer.
Organizasyonun bir diğer kazancı ise istihbarat değeri taşıyan bilgilerin kolayca elde edilmesini sağlamaktır. İzleri takip eden akıl sahipleri için bu bilgilerin nerelere ulaştırılarak ne amaçlar için kullanıldığını görmek zor değil.
Belgelerin büyük kısmı henüz doğrulanmadığı için detaya girerek yanlış bilgi vermek istemem fakat akıl yürütme yolu ile Türkiye’de ki ELİT(!) ailelerin bir kısmının da bu oluşumda mevcut olduğunu, izleri takip etmek sureti ile sizler de tespit edebilirsiniz.
Eğer gerçek sahiplerin kimler olduğunu anlamak istiyorsanız medyadaki ve sosyal medyadaki ana akımları takip edin.Bazı siyasi figürlerin, bir amaca hizmet etmediğini düşündüğünüz söylemlerinin altında bile nelerin yattığını daha iyi anlayacaksanız. Bazı sanatçı figürlerin neleri normalleştirmeye çalıştığını gözlemleyin, bu sizi hedefe götürecek.
Bu akımlar
Kültürel yapıyı bozmak,
“Örf ve adet” tanımını nostaljik boyuta indirgemek,
Halkı fikirsel olarak bölmek,
Kutsal değerleri karikatürize etmek
Daha kolay yönetilebilir bir toplum yaratmak adına insanların birbirine güvenin azaltmak,
Bir toplumun direncini ve en önemlisi verimliliğini yıkmak için korku kültürünü aşılamak,
“Yönetimde adalet yok” gibi söylemlerle halkın devlete olan bağlılığını azaltmak suretiyle emellerine ulaşmaya çalışmaktadır.
NOT: “yönetimde adalet yok” diyenlerin bir kısmı adaletsizliği hayata geçirenlerin ta kendileridir.
Şu an ne söylersem söyleyeyim size romantik ve nostaljik gelecek. Biliyorum… Çünkü iletişim kanalları aracılığı ile sosyal yapımız, kültürümüz, kutsal değerlerimiz o kadar çok yozlaştı ve çürütüldü ki, değerlerimizin aldığı hasarın onarım süresi belki de yıllar alacak. Biliyorum… Ama en azından farkında olmak bile kurtuluşun bir adımdır.
Kurtuluş savaşında Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde destanlar yazdık fakat bu başarı ile yetinemeyiz. Yetinmemeliyiz.
Farkına varalım…
İnançlarımızın
Metafiziğin
Duygularımızın
Her şeyin maddeden ibaret olmadığının
Vatan, din, kültür, dil kavramlarının kutsallığının
Ruhsal gelişimimizin gerekliliğinin farkına varalım.
Bizi kurtaracak tek yol, bu farkındalıklarımız olacaktır.
Aksi durumda bizleri ve gelecek nesilleri simsiyah ve buz gibi soğuk bir hayat bekliyor.
Nefsin hakim olduğu,
Anlık zevklerin hayatı yönettiği
Gerçeğin değil yalanın reyting topladığı
Ölümün değil de hayatın tek gerçek olduğunun zannedildiği bir hayat bekliyor bizler ve gelecek nesilleri…
Burada asıl yürek dağlayan nokta ise mağdurlar yani çocuklardır… Henüz Dünya’nın ne olduğunu bilmeyen, henüz yaşamanın ne olduğunu bilmeyen hatta “oyun oynamak” nedir bilmeyen çocuklar… Siz evladınızın tırnağına değen taşa kafa tutarken Dünya’nın bir çok yerinde bu ve benzeri topluluklar kendi emellerini gerçekleştirmek için birilerinin çocuklarını kullanıyorlar. İktidar ve güç hırsı yüzünden mahvolan hayatlara şahitlik edemiyor oluşunuz sakın vicdanınızı ferahlatmasın. Zira karanlığın en derin olduğu yerde acı, korku, çaresizlik içerisinde nefes alıp vermeyi “yaşamak” zanneden çocuklar halen var. Kimi zaman bir organ mafyasının, kimi zaman tacizcilerin, kimi zaman pedofili profilli sapıkların, kimi zaman da kendi egosunu tatmin etmek isteyen “ELİT(!)” insanların nefesi altında nefes almaya çalışan çocuklar… Halen varlar…
Üstelik failler her zaman gözlerimizin önündeler. Kimi zaman sanatçı kılığında, kimi zaman siyasi kılığında, kimi zaman yardımsever (!) iş insanı kılığında kendi nefslerinin kölesi olmuş biçimde karşımızdalar.
Bir olgunun ispat edilemiyor oluşu, onun bir komplo teorisi olduğu anlamına gelmez. Bu bahsettiklerimi mantık yürüterek siz de farkedebilir hatta daha ileriye taşıyabilirsiniz.
Ramda Afsar Yazıları
- Epstein Dosyası bir Skandal Değil ! Kurulan Sistemin Bir İfşasıdır 03.02.2026
- Krizde Rekabeti Para Değil Strateji Belirler 30.01.2026
- Ticaret Savaşları 27.01.2026
- Orta Gelir Tuzağından Kurtuluş Reçetesi 23.01.2026
- Tümünü Gör