Laiklik ilkesini saptıranlar, bu kavramı kendi siyasi çıkarları için bir araç olarak kullanmaktadır. Sorsanız laik olduklarını iddia ederler; ancak eylemlerinin laiklikle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Unutulmamalıdır ki laikliğin en büyük düşmanı, onun anlamını kasten çarpıtanlardır.
Laiklik "din düşmanlığı" değildir. Din karşıtlığını siyasi sermaye yapmak veya inancını samimiyetle yaşamak isteyen insanlara baskı uygulamak, laikliğin ruhuna tamamen aykırıdır. Gerçek laiklik; dinin o yüce vakarının kişilere ve kurumlara karşı korunması, bireylerin inançlarını hiçbir baskı altında kalmadan özgürce yaşayabilmesidir.
Aslında bu tanım, İslam’ın özünde var olan doğal yapının önemli unsurlarından biridir. Bu nedenle laiklik, bir Müslüman tarafından da benimsenmesi gereken bir olgudur. Tarihin en köklü milletlerinden biri olan ve bünyesinde farklı inançları barındıran Türk Milleti için laiklik, toplumsal huzuru sağlayan en uygun sistemdir.
Ülkemizdeki temel çarpıklık ise şudur: Laikliği savunması gereken bazı dindar kesimlerin ona düşmanlık beslemesi; buna karşılık İslam düşmanlığı yapanların da kavramın içini boşaltarak ona ihanet etmesidir. Halbuki Yüce Allah Kur'an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
"Dinde zorlama yoktur..." (Bakara, 256)
"Sizin dininiz size, benim dinim banadır." (Kafirun, 6)
Mustafa Kemal Atatürk; laik sistemi hem bu ayetlerin rehberliğinde hem de Türk dünyasının demografik ve sosyo-kültürel yapısına uygunluğunu gözeterek tercih etmiştir. Esasen Osmanlı’da da bu ayetlerin ruhuna uygun manevi bir iklim mevcuttu. Atatürk, devletin bekasını sağlamak adına Osmanlı’daki pek çok kurumsal yapıyı Cumhuriyet’e taşımış, sadece çağın gerektirdiği zorunlu dönüşümleri gerçekleştirmiştir.
- Laiklik ve Gerçek Anlamı Üzerine 23.02.2026
- Tümünü Gör