16.02.2026 Pazartesi 09:58
|
Son Güncelleme:
16.02.2026 Pazartesi 09:58
Size bir şey söyleyeyim mi?
Artık kimse ayrılmıyor. Kimse üzülmüyor. Kimse kalbi kırık dolaşmıyor.
Herkes teşhis koyuyor.
Bir ilişki bitiyor: ghosting.
Biri fazla ilgi gösteriyor: love bombing.
Biri mesafe koyuyor: narsist.
Bir tek biz normaliz. Hepimiz empatız.
Bu kadar çok narsistin yaşadığı bir dünyada bu kadar çok empatın hayatta kalabilmesi sizce de istatistiksel olarak tuhaf değil mi?
Biz ne ara birbirimizi sevmeyi bıraktık da sınıflandırmaya başladık?
Ne ara ilişki yaşamak yerine terim ezberlemeye başladık? Kitabını okuduk, belgeselini izledik, reels’ını kaydırdık… Ve şimdi herkes birbirinin mini psikoloğu. Evde eş, ilişkide sevgili, iş yerinde patron…
Bir problem yaşandığı anda cümle hazır:
“Zaten narsistti.”
Rahatlatıcı bir cümle bu. Çünkü suçlu belli. Dosya kapandı.
Ama insan dediğin dosya değildir. Dağınıktır. Çelişkilidir. Bazen iyi, bazen kötü, bazen korkak, bazen bencildir.
Her kusur patoloji değildir. Bazı hatalar insan olmanın doğal payıdır.
Belki de bizi en çok rahatsız eden narsisizm değil.
Belki bizi rahatsız eden şey başkasında gördüğümüz kendi zayıflığımız.
Narsisizm çoğu zaman kibir değil; kırılganlığını saklama çabasıdır.
İnsanın güçlü görünmek için acziyetini inkâr etmesi.
Oysa acziyetlerimizin farkına varsak, vaziyetlerimiz değişir belki.
Hani eskiler der ya: Beşeriz, şaşarız.
Modern dünya bize şaşmamayı öğretiyor. Hep güçlü olmayı, hiç düşmemeyi, kimseye muhtaç görünmemeyi… Kusursuzluk bir performans haline geldi. Herkes iyi, herkes başarılı, herkes mutlu… En azından vitrinde.
Ama insan vitrinde yaşamıyor.
İnsana hata payı lazım.
Zayıflığa yer lazım.
Dinlenmeye izin lazım.
Ve insan kusurunu kabul ettikçe insana yaklaşır.
O yüzden koltuk değnekleri icat ettik: onay, beğeni, görünürlük, statü… Alkış kesildiği anda sendelememizin sebebi bu. Yürüdüğümüzü sanıyoruz ama aslında taşınıyoruz. İçimiz yerine dış seslere yaslanıyoruz.
Ve sonra dönüp birbirimize teşhis koyuyoruz.
Belki de sorun narsistlerin çoğalması değil.
Belki sorun şu: insanlığa tahammülümüz azaldı.
Kusura sabrımız yok.
Zayıflığa alanımız yok.
Karşımızdakinin karmaşasına merakımız yok.
Etiket yapıştırmak anlamaktan daha kolay.
Teşhis koymak dinlemekten daha hızlı.
Ve en sessiz kaybımız şu:
Herkesi çözerken kendimizden uzaklaşıyoruz.
Bu yüzden narsisizmi konuşmak istiyorum. Bir suçlama olarak değil, bir ayna olarak. Mülakat programında davranış bilimleri uzmanı Dr. İlhami Fındıkçı ile bu konuyu açacağız. Onca program yaptık; en çok merak edilen konulardan biri buydu gerçekten.
Çünkü mesele birkaç “zor insan” değil.
Mesele şu: İnsan kalmanın giderek zorlaştığı bir çağdayız.
Ve belki de artık en radikal şey şu: Birbirimizi teşhis etmeyi bırakıp anlamayı denemek.
haber365.com
Artık kimse ayrılmıyor. Kimse üzülmüyor. Kimse kalbi kırık dolaşmıyor.
Herkes teşhis koyuyor.
Bir ilişki bitiyor: ghosting.
Biri fazla ilgi gösteriyor: love bombing.
Biri mesafe koyuyor: narsist.
Bir tek biz normaliz. Hepimiz empatız.
Bu kadar çok narsistin yaşadığı bir dünyada bu kadar çok empatın hayatta kalabilmesi sizce de istatistiksel olarak tuhaf değil mi?
Biz ne ara birbirimizi sevmeyi bıraktık da sınıflandırmaya başladık?
Ne ara ilişki yaşamak yerine terim ezberlemeye başladık? Kitabını okuduk, belgeselini izledik, reels’ını kaydırdık… Ve şimdi herkes birbirinin mini psikoloğu. Evde eş, ilişkide sevgili, iş yerinde patron…
Bir problem yaşandığı anda cümle hazır:
“Zaten narsistti.”
Rahatlatıcı bir cümle bu. Çünkü suçlu belli. Dosya kapandı.
Ama insan dediğin dosya değildir. Dağınıktır. Çelişkilidir. Bazen iyi, bazen kötü, bazen korkak, bazen bencildir.
Her kusur patoloji değildir. Bazı hatalar insan olmanın doğal payıdır.
Belki de bizi en çok rahatsız eden narsisizm değil.
Belki bizi rahatsız eden şey başkasında gördüğümüz kendi zayıflığımız.
Narsisizm çoğu zaman kibir değil; kırılganlığını saklama çabasıdır.
İnsanın güçlü görünmek için acziyetini inkâr etmesi.
Oysa acziyetlerimizin farkına varsak, vaziyetlerimiz değişir belki.
Hani eskiler der ya: Beşeriz, şaşarız.
Modern dünya bize şaşmamayı öğretiyor. Hep güçlü olmayı, hiç düşmemeyi, kimseye muhtaç görünmemeyi… Kusursuzluk bir performans haline geldi. Herkes iyi, herkes başarılı, herkes mutlu… En azından vitrinde.
Ama insan vitrinde yaşamıyor.
İnsana hata payı lazım.
Zayıflığa yer lazım.
Dinlenmeye izin lazım.
Ve insan kusurunu kabul ettikçe insana yaklaşır.
O yüzden koltuk değnekleri icat ettik: onay, beğeni, görünürlük, statü… Alkış kesildiği anda sendelememizin sebebi bu. Yürüdüğümüzü sanıyoruz ama aslında taşınıyoruz. İçimiz yerine dış seslere yaslanıyoruz.
Ve sonra dönüp birbirimize teşhis koyuyoruz.
Belki de sorun narsistlerin çoğalması değil.
Belki sorun şu: insanlığa tahammülümüz azaldı.
Kusura sabrımız yok.
Zayıflığa alanımız yok.
Karşımızdakinin karmaşasına merakımız yok.
Etiket yapıştırmak anlamaktan daha kolay.
Teşhis koymak dinlemekten daha hızlı.
Ve en sessiz kaybımız şu:
Herkesi çözerken kendimizden uzaklaşıyoruz.
Bu yüzden narsisizmi konuşmak istiyorum. Bir suçlama olarak değil, bir ayna olarak. Mülakat programında davranış bilimleri uzmanı Dr. İlhami Fındıkçı ile bu konuyu açacağız. Onca program yaptık; en çok merak edilen konulardan biri buydu gerçekten.
Çünkü mesele birkaç “zor insan” değil.
Mesele şu: İnsan kalmanın giderek zorlaştığı bir çağdayız.
Ve belki de artık en radikal şey şu: Birbirimizi teşhis etmeyi bırakıp anlamayı denemek.
Dilber Yavuz Yazıları
- Yeni Etiketini Beğendin mi? Narsist… 16.02.2026
- Tümünü Gör