Aylardır, Suudi Arabistan ile Husiler arasında düşük yoğunlukta bir savaş yaşanıyor. Husiler ağırlıklı olarak Suudi topraklarındaki hedefleri vuruyor. Ancak son günlerde çatışmalar Yemen toprağına kaymış gibi görünüyor. 15 Ekimde ise BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını kınayarak Suudi Arabistan’ın meşru müdafaa hakkına işaret etti.
Suudi Arabistan’ın askeri önlemlerin yanında Husi saldırılarına karşı hukuki açıdan özellikle uluslararası hukuk açısından neler yapabileceği de önemli bir konu. Ancak önemli bir hatırlatma uluslararası hukuk, sınırsız bir savaş yetkisi tanımaz, bazı seçenekler sunar. Bu seçenekler arasında meşru müdafaa, yaptırımların uygulanması, deniz taşımacılığının korunması ve diplomasi bulunmaktadır. Temel mesele, Yemen’in egemenliğini veya silahlı çatışmaları düzenleyen kuralları ihlal etmeden Suudi Arabistan’ın güvenliğini sağlamaktır.
İlk olarak, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi, silahlı saldırı gerçekleştiğinde meşru müdafaa hakkını tanır. Suudi Arabistan, Husi saldırıları karşısında bu hükme başvurabilir (Halihazırda 2015 yılında bu hakka başvurmuştur) ve aldığı savunma tedbirlerini derhal Güvenlik Konseyine bildirmek zorundadır. Bununla birlikte, kuvvet kullanımı savunma amacı bakımından gerekli ve orantılı kalmalı; cezalandırmaya veya ucu açık bir askeri harekâta dönüşmemelidir. Husiler başka bir ülkenin topraklarında faaliyet gösteren devlet dışı silahlı bir grup olduğundan, sınır ötesi operasyonların hukuki gerekçelendirilmesi özel bir dikkat gerektirir; bu konudaki hukuki yaklaşımın bazı yönleri tartışmalıdır.
Bugün Suudi Arabistan’ın Yemen’de Husiler ile mücadelesinin hukuksal altyapısını 14 Nisan 2015’te kabul edilen BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2216 sayılı kararı oluşturmaktadır! 14 kabul ve Rusya’nın çekimser oyuyla kabul edilen bu karar Yemen krizine ilişkin kabul edilen ve krizin çözüm parametrelerini belirleyen temel uluslararası metindir. Kararın arka planında Yemen'de İran destekli Şii Husi hareketinin (Ensarullah) ve devrik Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih yanlısı unsurların başkent Sana'yı ele geçirip Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi'yi güneye (Aden'e ve ardından Suudi Arabistan'a) çekilmeye zorlaması ve Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu'nun askeri müdahalesi üzerine alınmıştır.
Suudi Arabistan öncülüğündeki askeri koalisyon, Yemen'e yönelik hava ve deniz ablukasını ile operasyonlarını uluslararası hukukta meşrulaştırmak için doğrudan BM GK 2216'yı gerekçe gösterdiği de unutulmamalıdır!
Husiler ise kararın kendilerinden koşulsuz teslimiyet ve silahsızlanma talep ettiğini, dolayısıyla taraflı olduğunu savunarak kararı uygulamayı reddettiler. Bu durum, yıllar süren BM arabuluculuğundaki barış görüşmelerinde (Kuveyt, Cenevre, Stockholm) en büyük diplomatik kilit noktalarından biri oldu.
BM Güvenlik Konseyi’nin 2722 sayılı kararı
Bir diğer hukuki belge ise 10 Ocak 2024 tarihinde kabul edilen BM Güvenlik Konseyi’nin 2722 sayılı kararıdır. Bu karar, Husilerin Kızıldeniz'deki ticari ve seyrüsefer trafiğine yönelik saldırılarını doğrudan hedef alan uluslararası adımdır. ABD ve Japonya tarafından hazırlanan karar tasarısı, Husilerin 19 Kasım 2023'ten itibaren (Galaxy Leader gemisine el konulmasıyla başlayan) ticari gemilere yönelik füze, İHA ve tekne saldırılarını kınamak ve durdurmak amacıyla BM Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilmiştir. Karara; Rusya, Çin, Cezayir, Mozambik çekimser kalmıştır.
BM Güvenlik Konseyi’nin 2722 sayılı kararı; Husilerin Kızıldeniz'deki ticari ve seyrüsefer trafiğine yönelik füze, İHA ve tekne saldırılarını derhal durdurmasını ve hukuka aykırı şekilde alıkonulan Galaxy Leader gemisi ile uluslararası mürettebatının acilen serbest bırakılmasını talep ederken, üye devletlerin uluslararası hukuk ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde gemilerini bu tür saldırılara karşı savunma hakkını teyit etmiş; ayrıca BM Güvenlik konseyinin 2216 sayılı kararına atıfla Husilere yönelik silah ambargosuna eksiksiz uyulması, gruba yapılan yasa dışı silah ve mühimmat transferlerinin engellenmesi ve küresel tedarik zincirini bozan eylemlerden kaçınılarak bölgesel tırmanışın önlenmesi çağrısında bulunmuştur.
Diplomatik önemi ve sonuçları
2722 sayılı karar, uluslararası askeri müdahalenin önünü açtı. Kararın kabul edilmesinden sadece iki gün sonra (12 Ocak 2024), ABD ve İngiltere, kararın "meşru müdafaa ve gemilerin korunması" atıflarına dayanarak Yemen'deki Huslerin radar, füze ve İHA fırlatma üslerine yönelik geniş çaplı ortak hava operasyonlarını başlattı. Öte yandan, Rusya ve Çin, metnin Batı koalisyonuna Yemen'de askeri harekat yetkisi verecek şekilde istismar edilebileceğini savunarak ve krizin Gazze'deki ateşkesle bağlantılandırılması gerektiğini belirterek çekimser kaldı; ancak veto kullanmayarak kararın geçmesine izin verdi.
Husilerin Uluslararası hukuktaki statüsü
Husilerin (Ensarullah) uluslararası hukuktaki statüsü tek ve evrensel bir tanıma sahip değildir; grubun konumu uluslararası insancıl hukuk, BM kararları ve devletlerin dış politikalarına göre "devlet dışı silahlı aktör", "çatışmanın tarafı" ve "terör örgütü" eksenlerinde farklılık gösterir:
Devlet Dışı Aktör (Non-State Actor) Statüsüne bakıldığında uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukukta Husilerin en net karşılığı Devlet Dışı Silahlı Aktör (Armed Non-State Actor) olmalarıdır. Yemen'in başkenti Sana dahil ülkenin en yoğun nüfuslu bölgelerini, devlet kurumlarını ve limanlarını fiilen (de facto) yönetmelerine rağmen, Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplum tarafından Yemen'in meşru (de jure) hükümeti olarak tanınmazlar. BM nezdinde meşru otorite halen Aden merkezli Başkanlık Liderlik Konseyi'dir.
Savaşan Statüsü ve İnsancıl Hukuk (Belligerent Status): Klasik uluslararası hukukta devletlerin isyancı bir gruba meşruiyet kazandırmamak için resmi "savaşan taraf" (belligerency) tanıması yapması modern dönemde neredeyse terk edilmiştir. Ancak Husiler, 1949 Cenevre Sözleşmeleri kapsamında "Uluslararası Olmayan Silahlı Çatışmanın Tarafı" (Party to a Non-International Armed Conflict) kabul edilir. Bu statü onlara egemen bir devlet olma hakkı vermez; ancak Cenevre Sözleşmeleri Ortak 3. Madde uyarınca savaş hukukuna uyma, sivilleri hedef almama ve esirlere insani muamele etme gibi konularda gruba doğrudan uluslararası hukuki yükümlülükler getirir.
Sonuç olarak, anlaşmazlığın en başında Suudi Arabistan kendisinin doğrudan taraf olmadığı bir iç siyasi gerginliğe müdahale etmesi sonucu Yemen’deki iç siyasi hesaplaşma Suudi Arabistan için bir sınır ötesi tehdit haline gelmiştir. Suudi Arabistan Husilere karşı 2015’ten beri meşru müdafaa hakkını kullanıyor. BM antlaşmasının 51. Maddesi meşru müdafaa hakkını ister bireysel isterse topluca kullanabileceğini hükme bağlamış. Dolayısıyla Suudi Arabistan da bu hakkını diğer Arap ülkeleriyle kullanma yoluna gitmiştir. Şimdi en çok merak edilen konu meşru müdafaa hakkını kullanmada Türkiye’yi de davet edip etmeyeceğidir. Riyad yönetimi bu hakkını ister ikili ilişkiler kapsamında ister ise Mekke ittifakı kapsamında kullanabilir. Örneğin, Pakistan askeri, Mekke ittifakından çok daha önce Suudi Arabistan’a geldi ve orada destek veriyor. Buradan çıkan sonuç ise uluslararası hukuk açısından Suudi Arabistan’a yardım sadece Mekke İttifakı kapsamında değil ikili ilişkiler kapsamında da değerlendirilebilir.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!