Birleşmiş Milletler’de ilk konuşma yapan Türk lider 1954 yılında başbakan düzeyinde Adan Menderes ve 1957 yılında Cumhurbaşkanı düzeyinde Celal Bayar’dır. Sonraki tarihlerde başbakanlar ve cumhurbaşkanları BM’de konuşma yapmıştır. Cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk konuşmayı yapan Celal Bayar’dan tam 69 yıl sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan BM’de 16. konuşmasını yaptı. Gerçekten tarihi bir konuşmaydı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM olağan genel kurul toplantısında kürsüde merhum şair Sezai Karakoç’un dizeleriyle liderlere seslendi:

Onlar sanıyorlar ki,

biz sussak mesele kalmayacak.

Halbuki biz sussak,

tarih susmayacak.

Tarih sussa,

hakikat susmayacak.

biz sussak mesele kalmayacak.

Halbuki biz sussak,

tarih susmayacak.

Tarih sussa,

hakikat susmayacak…

Bu dizeler o kadar itinayla seçilmiş ki günümüz dünyasının içinde bulunduğu durumu mevcut uluslararası sistemin çürümüşlüğünü, büyük güçlerin sadece ve sadece güçlü oldukları için aynı zamanda haklı olduklarını iddia ettikleri ve nihayetinde mazlumların tam bir umutsuzluk içinde olduğu bir zaman dilimini tanımlamaktadır.

Erdoğan’ın konuşması siyasi veya diplomatik bir konuşmadan öte insanlığı ortak vicdanının bir sesi olarak BM kürsüsünden yankılandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan siyasi liderlere değil insanlığın ortak vicdanına hitap etti. Cumhurbaşkanı 2024’ten beri Gazze’de yaşanan soykırımı korkmadan, ürkmeden, çekinmeden tüm açıklığıyla her kürsüden adeta dünya İsrail’den büyüktür şeklinde dünyaya haykırdı. Cumhurbaşkanı’nın açtığı yoldan Makron da dahil dünya liderleri yürüyor ve Gazze’de yaşananları BM kürsünde cesurca konuşabiliyorlar. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan dünyaya İsrail’in eleştirilebileceğini de göstermiş oldu ve İsrail eleştirilemez tabusunu yerle bir etti. İşte İsrail’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a öfkesinin ana nedeni budur. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında dünya halklarını ve ezilmiş insanları da unutmadı. Hiçbir liderin belki bugüne kadar aklına gelmeyen Asyalı emekçilerin alın terinin vahşi kapitalistler tarafından sömürülmesi meselesini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kürsüden haykırması muhtemel kendisini emekçileri koruyucusu olarak gören birçok lideri ve hükümeti utandırmıştır. Bugün, Bangladeş, Vietnam,Tayland, Laos, Kamboçya, Hindistan, Endonezya ve Malezya’da ucuz iş gücü var gücüyle Batı için mallar üretiyor. Geçtiğimiz hafta AB komisyonu başkan Ursula von der Layen Birliğin durumu konuşmasında Avrupa’nın sanayisizleştirilmesi gerçeğine vurguda bulunarak bunun bir ulusal güvenlik sorunu olduğunu söylemiştir. Bugün AB’nin tüm üretim kapasitesi Çin’e ve öteki Asya ülkelerine kaymıştır. Sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan, serzenişte bulunan Von der layen’e cevap vererek“sizin orada ne işiniz var diye sormuştur? Cevabı da kendisi vermiştir: “Asyalı emekçilerin alın terini sömürmek için…”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kırkın üzerinde farklı konu başlığına değinerek uluslararası sistemin artık görevini yapamadığın ve bunu da ister istemez dünyanın istikrarına ve barışına zarar verdiğinin altını çimiştir Aslında BM teşkilatının çalışmamasının nedenlerinden birisinin de uluslararası sistemin artık fonksiyonel olmamasından kaynaklanmaktadır. 21.yüzyılını gerçeklerine ve gereklerine uyum sağlayamayan bir uluslararası sistem ister istemez bu yarışı kaybedecektir. Artık çok kutuplu, çok merkezli ve çok sesli bir dünya ortaya çıkmış durumda. Eskiden siyasi askeri ekonomik ve diplomatik alanlarda güçlü olan ülkeler gündem belirlerlerken sadece elindeki nükleer silahlarla kendi bölgesinde söz sahibi olan Kuzey Kore gibi gerçeklerde var. Her ne kadar siyasi ve diplomatik bir gücü olmasa da askeri gücü bu açığı kapatmaktadır. 

Öte yandan klasik süper güç kategorisi, içinde kendisini görmeyen bir de Çin bulunmaktadır. Geçtiğimiz yıl Xi Jinping Çin’in küresel bir hegemon olması yerine Küresel Güneye ait gelişmekte bir ülke olarak adlandırmıştır. Pekin, uluslararası ilişkilerdeki tüm ezberleri bozmuştur. 

Sonuç olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan BM’de reform yapılmasının hayati olduğunu Güvenlik Konseyindeki veto gücünün kaldırılması ve beş ülkenin ayrıcalıklı statülerine son verilmesi gerektiğini söylemiştir. Maalesef daimi üyeler veto gücünden vazgeçecek gibi değil. İçlerinden sadece Çin geçen yıl bu ayrıcalıktan vazgeçeceğini Küresel Yönetişim vizyonu ile ilan etti lakin tek bir çiçekle de bahar gelmiyor. Özellikle ABD, vetoyu bir silah olarak kullanıyor ama I. Dünya savaşından sonra bir daha dünya savaşı çıkmasın diye ABD’nin öncülüğünde kurulan Milletler Cemiyeti bir zaman sonra özelliğini işlevselliği ve kendisine olan güven ve saygıyı kaybetti. Önemsizleşti ve beklenen oldu. İkinci Dünya savaşı çıktı. Milletler Cemiyeti fikrini ortaya atan ABD hiçbir zaman Milletler Cemiyetine üye olmadı. Bugün de aynı ABD, kendi kurduğu BM’yi ayaklar altına almış durumdadır.BM tıpkı Milletler Cemiyeti gibi saygınlığını ve işlevini yitirirse o zaman ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞINI bekleyin