3 kasımda ABD’de yaşanan tam da bu oldu: Halk yönetime el koydu! İki yıldan beri kendisini kral zanneden Trump bizzat tebaası tarafından yıkıldı. ABD medyasının deyimiyle Beyaz Saray’ın üstünlüğü sona erdi!

ABD başkanı Abraham Lincoln, 1863 yılında meşhur Gettysburg konuşmasında ABD’nin rejimini; halkın, halk tarafından, halk için yönetimi olarak tanımlanmıştır. O günden bugüne ABD, bir halk demokrasisidir en azından onu iddia etmektedirler.

3 Kasımda ABD’de yapılan ara seçimlerde Cumhuriyetçiler hem Temsilciler Meclisinde hem de Senato’da çoğunluğu kaybetti. Demokrat Parti, Temsilciler Meclisinde karar için gerekli olan sandalye sayısına ulaştı ama Senato’da 61 sandalyeye ulaşamadı. Yine de Demokratlar için ezici bir zafer oldu. Aynı gün ABD’de 36 eyalet valiliği için de seçimler yapıldı. Demokratlar eyalet valiliklerinin beşte üçünü aldı. En önemlisi ise 94 yıl sonra Kansas demokratların eline geçti. Yine 38 yıl aradan sonra Teksas yeniden demokratların eline geçti. Öyle ki Teksas iki önemli başkanın eyaletidir. Bush ailesinin eyaletidir. Hani derler ya ceketini koysan cumhuriyetçi parti kazanır. İşte Teksas da böyle bir yerdi ama demokratlar ABD’de tüm ezberleri bozdu. Tabiri caizse Demokratlar, ABD’de siyaseti yeniden yazdı. En sürpriz gelişme Senato’da yaşandı zira anketlerde ve yorumlarda Temsilciler Meclisi konusunda hem fikirken Senato konusunda başa baş ya da Cumhuriyetçilerin birkaç sandalye ile Senato’yu ellerinde tutacakları görüşü hakimdi. Lakin seçim sonuçları böyle olmadı. Trump’ın neredeyse düşman olarak gösterdiği tüm adaylar büyük farkla kazandılar. 

Daha önce 3 Kasım ara seçimlerini umursamadığını, kendisinin yarışmadığını söylediği seçimler Trump’ı topal ördek haline getirdi. Trump, ilk açıklamasında kendisi oy pusulasında olmadığı için cumhuriyetçilerin kaybettiğini söyledi. Ancak cumhuriyetçi partiden kimi isimler de Trump’ın fazla ön planda olması nedeniyle partililerin bile kendi adaylarına oy vermediğini söylediler. Burada bir doğru var o da geçen dönem Biden’a tepki oylarının Trump’a geldiği gerçeğidir. Ama 3 Kasım’da bu emanet oylar geri döndü; hatta başından beri Trump’a karşı çıkan cumhuriyetçiler bile demokratlara oy verdi.

Trump ve Başkan yardımcısı J.D. Vance seçimdeki mağlubiyetin İran savaşından dolayı olduğunu kabul ettiler. Öyle ki Vance, İran savaşını kaybetmelerinden dolayı seçimleri kaybettiklerini söyledi. Ne ilginçtir ki, Vance, İran savaşını kaybettiklerini de bu vesileyle itiraf etmiş oldu. Gerçek şu ki daha önce de İran bir ABD başkanının başını yemişti. 1979’da İslam devriminin gerçekleşmesi ve ardından ABD elçiliğinin İranlı öğrenciler tarafından basılıp buradaki Amerikalıların rehin alınması ve 400 gün boyunca tutulmasının faturası dönemin başkanı demokrat partili Jimmy Carter’a kesildi. 1980’de Reagan’a karşı yürüttüğü başkanlık seçimini kaybetti. Bugün bir kez daha İran, bir başkanı daha yani Trump’ı yedi.

İran savaşı, başta uluslararası enerji fiyatlarını artırdı. Bunun etkisi ABD’de temel fiyatların artması ve enflasyonun yükselmesiyle sonuçlandı. Demokratlar neden İran ile savaştıklarını Trump’a sorduklarında net bir cevap alamadılar. Aynı şekilde Amerikan kamuoyu da neden İran ile savaşa girildiğini bilmiyordu. Tek bir gerekçe vardı: İsrail’in güvenliği. Trump, İsrail istediği için savaşa girmişti. 3 kasım ara seçimleri aslında bir nevi Trump’ın içerideki ve dışarıdaki politikaları için bir güven oylaması oldu. Amerikalılar hem İran savaşını hem Çin başta olmak üzere ülkelere konulan gümrük vergilerini hem de göçmenlik politikalarına destek vermedi .İsrail, her halde tarihinde ilk defa Amerikan kamuoyunda büyük bir nefret imgesi haline geldi. Bu arada Demokratlar, Trump’ı Amerikan tarihinin en büyük yolsuzluğunu yapmakla suçluyor ve Trump hakkında bu konuda soruşturma açacaklarını da söylüyorlar. 

Temsilciler Meclisi ABD’de iç politikayı temsil eder. Buradaki temsilciler ya da bizim anladığımız şekilde milletvekilleri iki yılda bir seçilir dolayısıyla bizzat halkı temsil eder. Senato ise daha çok dış politika, yüksek kamu bürokratlarını atayan, yasaları onaylayan bir organdır. Senatoya her eyaletten nüfus çoğunluğunu bakılmaksızın iki senatör 6 yıllığına seçilir. Aslında buradaki senatörler ABD’deki federal devleti oluşturan 50 eyaleti yani 50 devletçiği ve o devletin tüzel kişiliğini temsil eder yani oradaki halktan çok eyaletin tüzel kişiliğini temsil eder. Dolayısıyla Kongrenin kalbi Temsilciler Meclisidir. Temsilciler Meclisi’nin en önemli silahı da bütçeyi kontrol etmesidir. Bütçe temsilciler meclisi tarafından onaylanır aynı zamanda yürütmenin ihtiyaç duyduğu para da temsilciler meclisin onayından geçer, Temsilciler Meclisi onay vermediği sürece yürütme herhangi bir finansal kaynak kullanamaz. Yine temsilciler meclisi başkan ya da yönetim hakkında soruşturma açma yetkisine sahiptir, azil süreci başlatma yetkisine sahiptir. Her ne kadar azil işlemi Senatonun onayıyla yapılsa da başkandan bu konuda savunma alabilme yetkisine sahipler.

Sonuç olarak Trump’ın kıyameti 3 Kasım’da koptu. Bir bakıma Beyaz Sarayın saltanatı sona erdi. Venezüella devlet başkanı Maduro’nun ülkesinden kaçırılarak Amerika’ya getirilmesi, Grönland’a el koyma girişimleri, Kanada’yı eyalet yapma girişimleri, coğrafi bölgelerin isimlerinin değiştirilmesi ve nihayetinde İran Savaşı da dahil tüm bu eylemler tamamıyla hukuk dışı, mevzuat dışı olarak gerçekleştirildi. Amerikan anayasası açıkça ihlal edildi, Kongre’nin yetkisi gasp edildi. Şu anda Trump’ın önünde yaklaşık 60 günlük bir süre var. Ocak 2 2027’de yeni Kongre yemin ederek göreve başlayacak. Dolayısıyla, o tarihe kadar mevcut Kongreyle yola devam edilecek. Amerikan teamüllerinde bunun adı topal ördek durumu. Bu şu demek: mevcut Kongre’de herhangi bir ciddi karar alınmayacak, bu kararlar yeni Kongre’ye bırakılacak. İşte bu noktada Trump eğer bu 60 günlük süreyi İran’a yönelik yeni bir savaş açarak değerlendirirse o zaman ABD’de başka bir hem iç hem dış kriz ortaya çıkmış olur. Zira hem Trump hem de Vance seçimi kaybetmelerinin faturasını İran’a kestiler. Dolayısıyla İran’dan bunun intikamını alma arayışı Trump’ı harekete geçirebilir.

 Ayrıca, gazeteci Tucker Carlson’un iddiaları da dikkat çekicidir. Carlson diyor ki Netanyahu her gün Trump’ı arayarak ısrarla İran’a savaş açmasını istiyor. Şu anda İsrail’de Netanyahu’nun önünde 100 günlük bir süre var Netanyahu’nun da İsrail’de tam 100 gün boyunca başbakanlığı devam edecek. Dolayısıyla bu makamdayken İran’a bir savaş açmak Netanyahu’nun da siyaseten işine geliyor…

Tüm bu gelişmelere rağmen Trump Demokratlarla uyumlu çalışabileceğini söyledi; bazı Demokratlar ile görüştüğünü de söyledi. Lakin Trump karşıtlığı üzerinden demokratlar bugün Amerikan siyasetinde ezici bir üstünlük ele geçirdiler dolayısıyla eğer 2028 başkanlık seçiminde başarılı olmak istiyorlarsa halka verdikleri sözü yerine getirmek zorundalar. Trump’la uzlaşan bir Demokrat Parti 2028’de Başkanlık seçimlerinde hezimete uğrayacağı çok açıktır, halkın iradesi bu seçimde açıkça görülmüştür.