Etiket: Kimdir

"Kimdir" etiketine ait 752 haber bulundu.

23 Haziran 2021, 17:38

George Orwell Kimdir?

Dünyaca ünlü İngiliz yazar George Orwell, 1984 ve Hayvan Çiftliği romanlarıyla tanınıyor. Asıl adı Eric Arthur olan George Orwell, kısa süre içerisinde yazdığı roman ve denemeleriyle dünya edebiyatında önemli bir yere sahip olmuştur. Aynı zamanda, bir gazeteci olan George Orwell, süslemelerden uzak bir şekilde ele aldığı sosyal adaletsizliği neredeyse bütün eserlerinde işlemiştir. İşte hayatı ve bilinmeyenleri...KİMDİR?25 Haziran 1903’de Hindistan’da doğdu. George Orwell, Hindistan’da doğmuş olmasına rağmen İngiliz asıllıdır. Babası Hindistan’da görevli bir İngiliz, annesi ise Fransız’dır. George Orwell, bir yaşına geldiğinde annesi ile birlikte İngiltere’ye dönerek aristokrat bir ortam da büyümüştür. 1911 yılında disiplinli bir Katolik okulu olan St Cyprian’s’ta öğrenim görmeye başlayan George Orwell, İngiltere’nin en eski ve elit özel okullarından biri olan Eton Koleji‘nde burslu olarak okudu. George Orwell mezun olduktan sonra üniversiteye gitmeyerek İngiliz sömürgesi olan Birmanya yeni adıyla Myanmar’da 1927 yılına kadar İmparatorluk polis teşkilatında  görev aldı.Myanmar’da şahit olduğu acımasız uygulamalar, emperyalizme karşı derin bir öfke ve katı bir tavır geliştirmiştir. 1927 yılında İngiltere’ye döndüğü dönemde hayranı olduğu Jack London‘ın izinden giderek yazar olmak için çalışmalar yapar. 1927 yılını Londra‘nın en sefil mahallerinde geçirir. Ardından iki yıllığına Paris‘e giderek sefaletin ne demek olduğunu biraz da Fransız usulü yaşar. George Orwell’ın Fransa’da parası çalınır, aç kalır, bulaşık yıkar, bir tas çorba için kilise kapılarında kuyruğa girer. Bu hayata daha fazla dayanamayan George Orwell, İngiltere’ye evine dönerek ailesinin yanına gider. Bu yıllarda George Orwell ailesinin evinde Myanmar’da gördüğü vahşeti, Londra ve Paris‘teki fakirlik günlerini yazmaya başlayacaktır.İSPANYA İÇ SAVAŞI YILLARI1936 yılı sonunda İspanya İç Savaşı döneminde Adolf Hitler ile Benito Mussolini‘nin de desteğini alan Francisco Franco‘ya karşı savaşacak gönüllülere katılmak için İspanya‘ya gitti. George Orwell gazete muhabiri olarak izlemeye başladığı İspanya İç Savaşı‘nda Cumhuriyetçi milislere katıldı. Teğmen rütbesine kadar yükseldi ve bir çatışmada ağır yaralandı. Savaşa dair anılarını daha sonra Katalonya’ya Selam adlı eserinde okuyuculara aktardı. George Orwell, bu savaşta cepheye gider, bir keskin nişancının attığı mermiyle gırtlağından vurulur. Ölümden kılpayı kurtularak cephe gerisine gönderilir.George Orwell kendisinden önce yaşamış olan Amerikalı yazar ve gazeteci Jack London ve eserlerinden oldukça etkilendi. Jack London sosyalizmin aktif bir destekçisi olarak çeşitli çalışmalar yaptı ve bu anlamda eserlerini oluşturdu. Jack London yazmış olduğu Demir Ökçe romanıyla da yeni bir alanın kapılarını açtı. Jack London Demir Ökçe romanından etkilenen George Orwell, 1949 yılında Bin Dokuz Yüz Seksen Dört romanını yazdı.1984 NASIL YAZILDI?George Orwell eserleri onun hayat tecrübeleri ve okuduğu yazarlardan etkilenmiştir. Orwell, kendisinden önce yaşamış olan Amerikalı yazar ve gazeteci Jack London ve eserlerinden oldukça etkilendi. Jack London sosyalizmin aktif bir destekçisi olarak çeşitli çalışmalar yaptı ve bu anlamda eserlerini oluşturdu. Jack London yazmış olduğu Demir Ökçe romanıyla da yeni bir alanın kapılarını açtı. Jack London Demir Ökçe romanından etkilenen George Orwell, 1949 yılında 1984 (Bin Dokuz Yüz Seksen Dört) romanını yazdı.George Orwell‘ın en önemli iki eseri 1945 yılında yazdığı Hayvan Çiftliği ve 1949 yılında yazdığı “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” genel anlamda totaliter rejimlerin olduğu kadar, bu rejimleri yaratan insani hırsların da yergisi niteliğindedir. Derin gözlem yeteneğini sade bir üslupla birleştiren George Orwell; roman, deneme ve fabl gibi çeşitli türlerde eserler vermiştir. Orwell, ardında on adet kitap ve sayısız makale bırakmıştır.HAYVAN ÇİFTLİĞİ NASIL YAZILDI?1944‘te en önemli eseri olan ve Rus devrimiyle Josef Stalin‘in devrime ihanetini konu alan siyasal fablı ‘Hayvanlar Çiftliği’ni yazdı. Eserde, bir çiftlikte yaşayan bir grup hayvan, kendilerini sömüren insanları yönetimden devirip eşitlikçi bir toplum kurar. Ama zamanla aralarındaki zeki ve iktidar düşkünü domuzlar, devrimi yolundan saptırıp insanlardan daha baskıcı ve acımasız diktatörlere dönüşür. Önce bastıracak yayıncı bulamadığı bu kitap, 1945’te yayınlandığında Orwell’e büyük ün ve para kazandırdı.1945 yılında yayınladığı Hayvan Çiftliği’nden sonra geniş çaplı bir üne kavuşsa ve maddi sıkıntıları sona erse de yoksulluk günlerinde tutulduğu tüberküloz (verem) hastalığı, hayatının son döneminin büyük bölümünü hastanelerde geçirmesine yol açtı ve 1950 yılında Londra‘da öldü. 1 Ocak 2021 itibarıyla vefatından sonra 70 yıl geçtiğinden kitaplarındaki telif hakları sona ermiştir.ESERLERİ- Paris ve Londra'da Beş Parasız (1933)- Burma Günleri (1934)- Papazın Kızı (1935)- Zambak Solmasın (1936)- Wigan İskelesi Yolu (1937)- Katalonya'ya Selam (1938)- Daralma (1939)- Hayvan Çiftliği (Bir Peri Masalı) (1945)- Neden Yazıyorum (1946)- Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1949)- Faşizm Kehanetleri (1930-1950)- Kitaplar ve Sigaralar (1938)- Katalonya'ya Selam (1938)

23 Haziran 2021, 15:41

Yıldız Ecevit Kimdir?

Türk edebiyatının en önemli akademisyenlerinden olan Yıldız Ecevit, edebiyat üzerine yaptığı çalışmaları ile tanınıyor. 75 yaşında Bodrum’da tedavi gördüğü hastanede yaşam mücadelesini kaybeden Prof. Dr. Yıldız Ecevit, kariyerinde yazar ve akademisyen olarak tanınıyor. Alman edebiyatı ve 20. yüzyıl dünya romanı alanlarında dersler veren Ecevit'in, Oğuz Atay üzerine yaptığı çalışmaları ile sık sık edebiyat dünyasında adından söz ettiren Yıldız Ecevit, Ankara ve Bilkent Üniversiteleri’nde çalışmalar yaptı.Prof. Dr. Yıldız Ecevit, 1946 yılında 28 Ocak 1946 yılında Çanakkale’de doğduktan sonra Ankara’da ilkokulu bitirdi. Ardından İstanbul’da 1963 yılında Çamlıca Kız Lisesi’nden mezun oldu ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümünden 1973 yılında mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını Hacettepe ve Ankara Üniversiteleri'nde tamamlayan Yıldız Ecevit, ‘Ferit Edgü’de Kafkaesk Öğe’ adlı teziyle yüksek lisans tezi ve ‘Oğuz Atay ve Max Fricsh’de Aydın Sorunsalı’ adlı çalışmasıyla doktora yaptı.YILDIZ ECEVİT OĞUZ ATAY İLE İLGİLİ HANGİ ÇALIŞMALARI YAPTI?Ankara Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitelerinde yaptığı yüksek lisans ve doktora yapan Prof. Dr. Yıldız Ecevit, Bir süre çevirmen olarak Alman İşçi Bulma Kurumu İstanbul İrtibat Bürosu, özel kuruluşlar ve Türk-İş Konfedarasyonunda çalıştı. Ardından Yıldız Ecevit, 1980’de Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisine öğretim görevlisi olarak girdi ve 1986 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinde Alman Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalına  öğretim görevlisi oldu.Prof. Dr. Yıldız Ecevit Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinde Alman Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalında, 988 yılında yardımcı doçent, 1990’da doçent, 1996’da profesör olarak öğretim üyeliğini sürdürüp 2000 yılında ise emekli oldu. Ankara ve Bilkent Üniversiteleri’nde Alman Edebiyatı, Avangard Edebiyat ve 20. yüzyıl dünya romanı alanlarında dersler verdi. İlk yazısı 1987 yılında ‘Yaşasın Edebiyat’ dergisinde çıkan Yıldız Ecevit, daha sonraki yıllarda ‘Cumhuriyet Kitap’ eki ile ‘Gündoğan Edebiyat’, ‘Varlık’, ‘Gösteri’, ‘Littera’ ve ‘Oluşum’ dergilerinde yazılarında yayımladı.Kariyerinin ilk dönemlerinde Alman edebiyatı alanında gerçekleştirdiği çalışmalarını daha sonra ki yıllarda, Türk edebiyatıyla karşılaştırmalı olarak sürdürdü. Türk edebiyatının en önemli eserlerini veren Oğuz Atay hakkında Prof. Dr. Yıldız Ecevit, yaptığı çalışmalar büyük önem taşırken, birçok eser yayınladı.YILDIZ ECEVİT'İN ESERLERİ- Kozmik Komedya (2021)- Ben Buradayım... (2005)- Türk Romanında Postmodernist Açılımlar (2001)Orhan Pamuk'u Okumak (1996, Gerçek Yayınları, 2004 İletişim Yayınları)- Bozkır Kurdu'nun Düş Yolculukları/Hermann Hesse (Derleme) (1994, Remzi Kitabevi) (2001, Kültür Bakanlığı Yayınları)- Kurmaca bir Dünyadan (edebiyat incelemeleri) (1992)- Intellektuellenproblematik bei Max Frisch und Oğuz Atay (1990),*İsviçre-Alman Edebiyatı (1990)- Flissengen Haritada Yok/Maja Beutler (Çeviri) (1990, Ara Yayıncılık)- Oğuz Atay'da Aydın Olgusu (1989)

22 Haziran 2021, 17:17

Oruç Reis Kimdir?

Barbaros Hayrettin Paşa’dan sonra Osmanlı Devleti’nin Akdeniz’deki en iyi denizcilerinden biri olan Oruç Reis, Yakup Ağa’nın dördüncü oğlu olarak 1470 veya 1474 yılında Midilli adasında doğdu. Yakup Vardari’nin dört oğlundan ikincisi olan Oruç Reis, diğer kardeşleri İshak, Hızır ve İlyas ile birlikte büyümüştür. Ada şartları gereği doğal olarak kardeşleriyle birlikte gemiciliği ve denizi çok iyi şekilde öğrenmiştir. 16. yüzyılda kardeşleriyle birlikte Osmanlı Devleti için Akdeniz ve açık denizlerde çalışan Oruç Reis küçük yaştan itibaren gemiciliği ve deniz ticaretini çok iyi bir şekilde öğrenmiştir.ORUÇ REİS KİMDİR?Gençliğinde gemiciliği ve deniz ticaretini çok iyi öğrenen Oruç Reis, cesareti, zekası ve girişimciliği ile kısa zamanda gemi sahibi oldu. Suriye, Mısır, İskenderiye, Trablusşam’a mal taşıyarak, oradan aldıklarını Anadolu’ya getiren Oruç Reis, uzun yıllar ticaretle uğraşmıştır. Oruç ve İlyas Reisler Midilli’den Trablusşam’a giderken yapılan çarpışmalar İlyas Reis, vefat ederken, Oruç Reis Rodos şövalyelerine esir düştü. Yaklaşık üç yıl kaldıktan sonra Kardeşi Barbaros Hayrettin Paşa tarafından kurtarılan Oruç Reis, esaretten kurtulduktan sonra, bir süre Memlük Devleti hizmetinde amirallik yaptı.Memlük Devletinin himayesinde uzun süre kalmayan Oruç ve Hızır Reisler bir süre sonra Şehzade Korkutun himayesine girdiler. Şehzade Korkut’un verdiği on sekiz büyük savaş gemisine komutan olan Oruç Reis Rodos kıyılarındaki pek çok denizciyle çarpışarak büyük ganimetler elde etti. Rodos kıyılarında basılmadık yer bırakmayan Oruç Reis, ani bir baskın sonucunda gemilerini kaybetti. Leventleriyle birlikte bu baskından kurtulduktan sonra, Şehzâde Korkut’a tekrar başvurdu. Kendisine, biri yirmi dört oturak, ikincisi yirmi iki oturak iki savaş gemisi verildi. Şehzâde Korkut’un elini öpüp, hayır duasını aldıktan sonra Akdeniz’e açıldı. Bu tarihten itibaren büyüttüğü donanması ile daha büyük ganimetler elde eden Oruç Reis ve Hızır Reislerin ünü Batı Akdeniz ülkelerine yayılmıştı.İSPANYA'YA RAĞMEN CEZAYİR'İ FETHETTİTürk denizcilik târihinin önemli bölgelerinden olan Cerbe Adası'nı, 1513 yazında fetheden denizci, burayı kendisine üs edinip, Doğu ve Batı Akdeniz'de pek çok gemi zapt etti. Papa'ya ait olan ve o zamanın dev savaş gemilerini, ince tekneleriyle ele geçirmesi şöhretini Avrupa ve dünyaya yaydı. İtalyanların elde edilmesi güç olan gemisini ele geçirdi. Bu başarı sonrası İtalyanlar ona, kızıl sakalı nedeniyle Barbarossa adı verildi. Oruç Reis'in ardından kardeşi Hızır da ağabeyine hürmeten aynı lakabıyla anıldı.Oruç Reis, Cezayir'de bir devlet kurmaya karar verdi ve İspanya Kralı Şarlken, Cezayir'e donanma gönderdiyse de Oruç Reis bu toprakları fethetti. Becâye kuşatması sırasında ağır darbe alan sol kolu kesildi, ancak azminden hiçbir şey kaybetmedi. Emeviler'e, zor durumunda yardım ederek Kuzey Afrikaya'ya taşıdı. Kardeşleriyle birlikte Kuzey Afrika'yı istilacılara karşı savundu, tüm ihtiyaçlarını karşıladı.Oruç Reis, sınır boylarında akıncıların yaptıkları, yıldırma ve fethe hazırlama çalışmalarını denizde gerçekleştiren cesaret ve kahramanlık örneği deniz kurtlarından biriydi. Katıldığı savaşlarda can ve mal endişesi duymazdı. Elde ettiği ganimetleri fakir ve kimsesizlere, leventlerine dağıtır, varını yoğunu cihat ve gaza için harcardı. Cömert, âlicenap, yardımsever, merhametli olan Oruç Reis, ciddî ve sert bir yapıya sahipti. Bütün leventleri tarafından, bir baba gibi sevilirdi. Çok iyi bir savaşçı, tehlikeli zamanlarda en iyi çareleri bulmakta zorluk çekmeyen bir komutandı.ORUÇ REİS TEK KOLUNU NASIL KAYBETTİ?Cezayir’i fethetmek ve bir devlet kurmak için harekete geçen Oruç ve Hızır Reisler, kısa zamanda bu toprakları ele geçirdi. İspanya Kralı Şarlken, Cezayir’e donanma gönderdiyse de, Oruç Reis’i elde ettiği yerlerden çıkaramadı. Cezayir yakınlarındaki bir kaleyi kuşatan Oruç ve Hızır Reisler, bu kaleyi aldılar ancak çetin geçen mücadele sonucunda Oruç Reis’in bir kolu kesildi. Bir yılın sonunda iyileşerek tek koluyla tekrar denizlere açıldı. Bu olayın ardından bir süre Tunus’ta bulunan Hızır ve Oruç Reisler, Muhyiddin Reis kumandasında altı gemilik bir filoyu çeşitli hediyelerle İstanbul’a gönderdi. Osmanlı Devleti Padişahı Yavuz Sultan Selim, bizzat huzuruna kabul ettiği Muhyiddin Reis’e Oruç Reis ve kardeşine verilmek üzere iki elmas kabzalı kılıç, iki sorguç, iki hil‘at ve iki firkate hediye etti.Oruç Reis Hızır Reis’in Akdeniz’deki faaliyetleri devam ederken bölgedeki Tunusluları ve İspanyolları rahatsız ediyordu. Ancak Oruç Reis, İspanyol ve Cenevizliler tarafından istilâ edilen Cezayir bölgesini kendisine hedef seçti. Civarda bulunan Arap aşiretlerinin yardımı ile iç kale üzerinde yapılan savaşlar ise sonuçsuz kaldı ve suların çekilmesinden dolayı gemileri yakarak Cicel’e gitti. Cezayir halkı kendilerine baskı yapan İspanyollara karşı Hızır ve Oruç Reislerden yardım istemesiyle Kuzey Afrika’daki Hristiyan üstünlüğünü ortadan kaldırmak amacıyla harekete geçtiler. Oruç Reis, Cicel’de bulunan kardeşi Hızır Reis’e mektup göndererek yardım istedi. Kardeşlerini bulmak için Midilli’den Tunus’a gelen İshak Bey de beraberindeki birkaç gemiyle Cezayir’e ulaştı.ORUÇ REİS KARDEŞLERİOruç Reis İspanyol kalesini topa tuttuğu sırada, İspanyollar’la iş birliğine teşebbüs eden Cezayir hâkimi Selim Tumi’yi öldürtmesi üzerine İspanya’yı harekete geçirdi. Don Diego kumandasında İspanyol kuvvetleri, 140 parça gemiden oluşan bir donanma 15.000 kişilik kuvvetle Cezayir’e gönderildi. İspanyol kuvvetleri karaya asker çıkararak Cezayir kalesini kuşattı ancak Oruç Reis komutasındaki ordu karşısında başarılı olamadı.Oruç ve Hızır Reisler daha sonra bölgede idare ve güvenliği sağlamak amacıyla Cezayir’in doğu tarafları Hızır Reis’e, merkezi Cezayir olan batı bölgeleri Oruç Reis’e bırakıldı. Oruç Reisin Cezayir’de güçlendiğini göre İspanyollar ve Tunus beyi bu durumdan rahatsız olduğundan dolayı harekete geçtiler. Tunus beyleri ve İspanyolların iş birliği yaptığını öğrenen Oruç Reis ve ağabeyi İshak Reis Tilimsân hâkimini yenerek şehre girdi. 1518 yılında İspanyol ve Berberî Abdülvâdî kuvvetleri Oruç Reis’in sığındığı kaleye saldırdı. Çatışmalarda kale düştü ve İshak Reis savaşta hayatını kaybetti.Ardından Tilimsan kuşatılınca Oruç Reis şehri altı ay savundu. Sonunda cephane ve yiyecek kalmadığından beraberindeki otuz kırk arkadaşı ile birlikte kaleden çıkmaya teşebbüs ettiyse de fazla uzaklaşamadı. Akdeniz’de etkin olmaya devam eden Barbaros kardeşlerden Oruç Reis'in 1518’de hayatını kaybettiğinde, kırk sekiz yaşında olduğu tahmin edilmektedir.HANGİ PADİŞAH DÖNEMİNDE YAŞADI?Doğduğu ve hizmet ettiği zamanlar Fatih Sultan Mehmet, İkinci Beyazıt ve Yavuz Sultan Selim dönemine denk gelmektedir. BARBAROS ORUÇ REİSBarbaros: Akdeniz'in Kılıcı adlı dizideki baş karakterlerinden biri olan Oruç Reis, Cezayir'in fethi ve ölümü üzerinden 500 yıldır tarihçiler tarafından konuşulmaktadır. Oruç Reis'i Engin Altan Düzyatan oynamaktadır.ORUÇ REİS EŞİ KİM?Oruç Reis'in eşi hakkında tarihi açıdan kesin kanıtlanmış bir bilgi bulunmamaktadır. İlk dünya haritalarından birini yapan Piri reis hakkında haberimize buradan ulaşabilirsiniz.

22 Haziran 2021, 16:26

Ahmet Hamdi Tanpınar Kimdir?

Türk edebiyatının yapı taşlarından olan Ahmet Hamdi Tanpınar, ‘Huzur’, ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ ve ‘Beş Şehir’ kitapları ile okuyucunun gönlüne ve aklına dokunmuş yazarlardan biridir. İşte, bugün hala eserleriyle gündemde olan Tanpınar'ın bilinmeyenleri...KİMDİR?Ahmet Hamdi Tanpınar, Hüseyin Fikri Efendi ile Nesime Bahriye Hanım'ın üçüncü çocuğu olarak 23 Haziran 1901’de İstanbul'da dünyaya geldi. İlkokul, ortaokul ve liseyi farklı şehirlerde okuyan Tanpınar bir yıl boyunca baytar mektebinde eğitim aldı. Henüz lise öğrencisiyken şiirlerinden tanıdığı Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar arasında edebi anlamda bir bağ oluşur. Öyle ki Tanpınar, Beyatlı etkisiyle 1919'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne girdi.1923 yılında bitirdiği okulda Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hocaları Yahya Kemal Beyatlı, Cenap Şahabettin, Necip Asım, Rıza Tevfik, Fuat Köprülü, Ferit Kam, Yusuf Şerif Kılıçel, Ali Ekrem Bolayır, Hüseyin Daniş gibi isimler oldu. Ahmet Hamdi Tanpınar, fakülteyi "Şeyhi'nin Hüsrev ve Şirin'i" adlı teziyle bitirdi. Tanpınar'ın şiir zevkinin oluşmasında Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Haşim’in şiirleri etkili olmuştur.ŞİİRLERİ HANGİ DERGİLERDE YAYIMLANDI?Türk edebiyatının usta ismi Ahmet Hamdi Tanpınar, ‘Altın Kitap’ dergisinde yayınlanan ‘Musul Akşamları’ şiiriyle adını ilk kez 1920’de yayınlanması ile duyurdu. 1923’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden mezun olmasının ardından ‘Beş Şehir’i yazdığı şehirlerde; Erzurum, Konya, Ankara ve İstanbul'daki farklı okullarda estetik, mitoloji ve edebiyat öğretmenliği yaptı. 1920’den itibaren Tanpınar’ın şiirleri ‘Dergah’ ‘Milli Mecmua’, ‘Hayat’, ‘Görüş’, ‘Ülkü’, ‘Varlık’, ‘Oluş’, ‘Kültür Haftası’ ve ‘Alile’ dergilerinde yayınlanarak okuyucuyla buluşmuştur.Tanpınar, sadece roman yazarı ya da şair değil, Türk edebiyatı tarihi açısından bir gelenek haline gelmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk halkının kimlik sorunu üzerine çokça kafa yormuş ve eserlerinde sık sık bu konuyu işlemiştir. Doğu - Batı medeniyeti arasında muallakta kalmış Türk aydınını ve Türk halkının portresini romanlarında karakterler üzerinden güzel bir şekilde işlemiştir. Bugün hala konuştuğumuz ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın da eserleriyle vatandaşlara yön veren toplumsal sorunlar coğrafyada var olmaya devam ediyor.TANPINAR'IN ŞİİR ANLAYIŞI26 yaşındayken Fransız şair Paul Valery'i okuduktan sonra estetik algısı yeni bir boyut kazanan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ilk düz yazısı ‘Hayat Dergisi’nde 20 Aralık 1928’de yaptığı çeviri ile farklı bir çalışma alanına başladı. Tanpınar, 1929'da E. T. A. Hoffmann'ın ‘Kremon Kemanı’ ile Anatole France'tan ‘Kaz Ayaklı Kraliçe Kebapçısı’ adlı kitapları çevirdi. 1930 yılına gelindiğinde Ahmet Kutsi Tecer ve Ahmet Hamdi Tanpınar Ankara’da ‘Görüş’ dergisinin çıkarmaya başladı. Tanpınar, 1932'de Kadıköy Lisesi'ne, 1933'te ise estetik mitoloji dersi vermek üzere Sanayi-i Nefise Mektebi'ne yani bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne atandı.Bu yıllardan itibaren realist bir Batıcı olduğunu ifade eden Ahmet Hamdi Tanpınar, Doğuyu tamamıyla reddederken, sonrasında yenileşmenin gereğine inanmasına rağmen Osmanlı medeniyeti değerlerinin giderek kaybolmasından gelen bir hüzün de yaşadı. Ahmet Hamdi Tanpınar, 1939'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde yeni kurulan ‘19. Asır Türk Edebiyatı Kürsüsü'nde profesör olarak görev alırken, Tanzimat'tan sonra Türk edebiyatı tarihini yazmakla görevlendirildi ve İslam Ansiklopedisi’ne de maddeler yazdı. 1942 yılında ise CHP Kahramanmaraş Milletvekili olarak Meclis'e girse de siyasete girmekten hiç memnun olmadı.Bu yıllarda Ahmet Hamdi Tanpınar şiirlerinden daha çok romanlarıyla tanınıyordu. Ayrıca edebiyatçılığının yanı sıra edebiyat tarihi araştırmalarıyla tanınıyordu. İlk kez 1944 yılında ‘Mahur Beste’ romanını 1944’de tefrika şeklinde yayınladı. 1975 yılında kitap olarak yayınlanan Mahur Beste’yi Tanpınar, Lale Devri'nin ünlü hanende ve bestekarı Eyyübi Ebubekir Ağa'ya ithaf etti.HUZURSUZLUĞUN ROMANI: HUZURAhmet Hamdi Tanpınar Mahur Beste’yi yayımladıktan sonra 1948 yılında hem o dönemde hem de sonrasında okurların çok sevdiği ve büyük dersler çıkardığı ‘Huzur’ adlı romanını tefrika olarak yayımladı. Ardından bir yıl sonra 1949 yılında Huzur romanı kitap olarak okuyucu ile buluştu. Huzur romanında da olduğu gibi Tanpınar, musikisiyle de ilgilenen, eserlerinde zaman duygusunu, mazi düşüncesi ve rüya estetiğini sıkça işleyen yazar, psikolojik tahlillere geniş yer verdiği hikaye ve romanlarında batılılaşma ve gelenekler arasında kalan kişilere odaklandı. Bir süre Milli Eğitim Müfettişliği de yapan Tanpınar, 1949'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde yeniden görev yapmaya başladı.Tanpınar hakkında geniş çalışmalar yapan İnci Enginün, Tanpınar'ın insanı ele alış şekline yönelik, "İnsanın, etrafındaki terkibin bir parçası olduğuna inanan yazar, onları geniş çevreleriyle, bir ufacık hadisede derinleştirilen psikolojileriyle verir. Bunu yaparken de imajlarla zengin, Türkçenin en yüksek mizahi ve ironik üslubuyla, onları ve hayat karşısındaki tavırlarını anlatır." tespitinde bulunduAyrıca Tanpınar, anlatmaya çalıştığı meseleleri bağırarak veya hararetli şekilde anlatmak yerine oldukça kısık bir sesle doğru cümleleri ve kelimeleri kullanarak anlatmayı adet edinmişti. Romanlarındaki karakterlerinde ki konuşmaları da insanı yavaş yavaş etkisi ve büyüsü altına alıyordu. Eserlerinde insanı büyüsüne alan güçlü anlatımı ile okuyucuyu hızlı bir şekilde etkisi altına alabiliyor.Huzur eserinde hayatında yaşadığı huzursuzluğu, ikilemi ve yaşadığı dönemi açıkça ortaya koyan Tanpınar, Mahur Beste ve Huzur eserleriyle birlikte üçleme oluşturan Sahnenin Dışındakiler eserini de 1950 yılında tefrika etti. Tanpınar Sahnenin Dışındakiler romanında ise Anadolu'da süren Kurtuluş Savaşı ve İstanbul'daki aydınlarla birlikte halkın değişik kesimlerinden insanların farklılaşan hayatları ve bu mücadeleye dahil oluşlarını işlemiştir. Sahnenin Dışındakiler kitabı da 1950'de tefrika edilip, vefatından sonra 1973'te basılmıştır.NE İÇİNDEYİM ZAMANIN / NE DE BÜSBÜTÜN DIŞINDATürk edebiyatının çınarı olan Ahmet Hamdi Tanpınar, Doğu-Batı ekseninde bocalayan ruh halini ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde anlatarak okuyucusunu da bu hissi büyük oranda yansıtmıştır. 1961 yılında yayınlanan eseri Saatleri Ayarlama Enstitüsü’de de diğer eserlerinde olduğu gibi kendine özgü anlatım tarzı, yazı dili ve işlediği konular okuyucuyu oldukça etkilemiştir. Tanpınar şiirde kendinin, hikaye ve romanlarında ise hem kendinin hem de diğer insanların peşinde olduğunu ifade etmiştir. "Kelimenin en hakiki manasıyla Avrupalı fakat aynı zamanda da en derin ve güzel bir şekilde milli" olduğunu ifade eden Tanpınar Doğu-Batı çekişmesini hemen hemen her eserinde okura vermiştir.Tanpınar, edebi eserin ana unsurlarını mükemmeliyet, hayat tecrübesi ve dil temellerine oturttu. İstanbul, Bursa, Ankara, Erzurum ve Konya şehirlerini doğal, tarihi ve kültürel yapılarıyla anlattığı "Beş Şehir" isimli eseri de kaleme alan Tanpınar, romanlarında gerçekçi ve sosyal sorunlara eğilen tarzıyla dikkati çekti. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın birçok eseri ancak ölümünde sonra kitap olarak yayınlandı. Bunlardan bir tanesi de ölümünden sonra notları arasından toparlanarak 1987 yılında yayına hazırlanan ‘Aydaki Kadın’ romanıdır.Geçirdiği kalp krizi nedeniyle 23 Ocak 1962'de İstanbul'da vefat eden Türk edebiyatının unutulmaz isminin mezarı da merak konusudur. Ahmet Hamdi Tanpınar mezarı Aşiyan Mezarlığı'nda Yahya Kemal Beyatlı’nın mezarının yanı başında bulunmaktadır. Mezar taşında, kendi dizeleri olan "Ne içindeyim zamanın/Ne de büsbütün dışında" ifadeleri yer almaktadır.ESERLERİRomanları- Huzur- Mahur Beste- Sahnenin Dışındakiler- Saatleri Ayarlama Enstitüsü- Ay'daki KadınŞiirler- Bütün Şiirleri- Seçmeler- Abdullah Efendi’nin Rüyaları- Yaz YağmuruDiğer Eserleri- Tevfik Fikret Hayatı Şahsiyeti Şiir ve Eserlerinden Parçalar- Namık Kemal Antolojisi- 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi- Yahya Kemal- Edebiyat Üzerine Makaleler- Mücevherlerin Sırrı- Edebiyat Dersleri- Beş Şehir- Yaşadığım Gibi- Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Mektupları- Tanpınar’dan Hasan Ali Yücel'e Mektuplar 

21 Haziran 2021, 17:27

Simyacı’nın Yazarı Paulo Coelho Kimdir?

Dünyaca ünlü Brezilyalı roman ve söz yazarı Paulo Coelho kitapları ile ülkemizde adından söz ettiriyor. Simyacı, Casus, Elif ve Hac isimli kitapları ile ülkemizde tanınan Paulo Coelho, roman ve söz yazarlığının yanı sıra bir süre de gazetecilik yaptı. 1988 yılında yayınladığı ve gezi yazısı niteliğindeki Simyacı ile dünya çapında tanınan bir yazar oldu. İşte hayatı ve bilinmeyenleri...KİMDİR?24 Ağustos 1947 yılında Brezilya’da dünyaya gelen Paulo Coelho, Eğitimine San Ignacio'daki bir ilkokulda başladı. San Ignacio'daki okulunda iken ilk edebi ödülünü okulundaki bir şiir yarışmasında aldı. Romanlarıyla tanınmadan önce Brezilya’da şarkı sözü yazarı olarak tanınan Paulo Coelho, bu süreçte tiyatro yönetmenliği, oyunculuk, şarkı sözü yazarlığı ve gazetecilik yaptı. 1986’da yayımlanan 'Hac' adlı ilk romanını yayınladı. Coelho, Hac (Pilgrimage) adlı romanında Hristiyanların Batı Avrupa’dan başlayarak İspanya'da Santiago de Compostela kentinde sona eren geleneksel hac yolculuğunu anlatmıştır. Ardından 1988 yılında yayınladığı Simyacı kitabı Paulo Coelho, onun en başarılı ve dünya çapında üne erişmesine neden olan kitap oldu.GUİNNESS REKORLAR KİTABINA GİRDİ1988 yılında yayımlanan Simyacı adlı kitabı onun en başarılı kitabı oldu. 42 ülkede yayımlanan, 56 dile çevrilen Simyacı, benzersiz bir başarıya ulaştı ve bu kitap sayesinde Gabriel Garcia Marquez'den sonra en çok okunan Latin Amerikalı yazar oldu. Paulo Coelho Simyacıyı yayınlamasının ardından ‘Yaşayan bir yazara ait en çok tercüme edilen kitap’ olarak Guinness Rekorlar Kitabına girdi. 1988 yılında yayınlanan Simyacı, 20. yüzyılın en önemli yayıncılık olaylarından biri oldu, 56 dile çevrildi ve 65 milyon sattı.Paulo Coelho, 1980’li yıllardan itibaren başaralı bir şekilde devam eden edebi hayatının yanı sıra karısıyla birlikte kurdukları Paulo Coelho Enstitüsü'nde Brezilya’daki yoksul çocuk ve yaşlılara yardım etmesiyle de biliniyor. 2002 yılında Brazilian Academy of Letters'a üye kabul edildi ve ülkesi adına hizmet etti. Ayrıca 2000’li yılların başından itibaren Paulo Coelho, 1979 yılındaki İslami Devrim'den sonra İran'a fikir alışverişi için davet edilen ilk Müslüman olmayan yazar oldu. Paulo Coelho, aynı zamanda İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nu düzenleyen Schwab Vakfı'nın yönetim kurulundadır.AKIL HASTANESİ SÜRECİÜç kere akıl hastanesine gönderilen Paulo Coelho, bir dönem ailesi tarafından akli dengesi bozuk sanıldı. Paulo Coelho akıl hastanesi dönemindeki tecrübelerinden yola çıkarak "Veronika Ölmek İstiyor" adlı romanını yazdı. Coelho aynı zamanda Unesco'nun "Kültürlerarası Diyaloglar" programında danışman olarak görev yapmaktadır.ESERLERİ- Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım (1995)- Hac (1997)- Simyacı (1998)- Beşinci Dağ (1998)- Veronika Ölmek İstiyor (2000)- Şeytan ve Genç Kadın (2001)- Işığın Savaşçısının El Kitabı (2003)- On Bir Dakika (2004)- Zahir (2005)- Portobello Cadısı- Elif- Kazanan Yalnızdır- Brida- Akra'da Bulunan Elyazması

21 Haziran 2021, 12:19

Barbaros Hayrettin Paşa Kimdir?

Denizcilerin Piri olarak adlandırılan Barbaros Hayrettin Paşa, Osmanlı Devleti’nin Akdeniz’deki gücü ve temsilcisi olmasının yanı sıra tarihin en büyük denizcilerinden birisidir. Barbaros Hayrettin Paşa, 16. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Akdeniz ve Adriyatik Deniz’inde hakim olan sayılı denizcilerden biridir. Dünya deniz teknolojisine getirdiği yenilikler ve denizlerde kazandığı zaferlerle 500 yıldır adından söz ettiriyor. Barbaros Hayrettin Paşa’nın hayatı denizlerde geçtiğinden dolayı Rumca, Arapça, İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca gibi Akdeniz dillerini iyi bilirdi.Akdeniz’i bir Türk gölü haline getiren Barbaros Hayrettin Paşa, Osmanlı Devleti’nin de Kaptan-ı Deryasıdır. Asıl adı Hızır olduğu halde Barbaros ve Hayreddin lakaplarıyla tanınan Barbaros Hayrettin Paşa’ya batılılar havuç rengine çalan kırmızı sakalından dolayı ağabeyi Oruç’a verdikleri Barbarossa adını daha sonra Hızır için de kullandıklarından Barbaros diye tanınmıştır. Barbaros Hayrettin Paşa ‘dinin hayırlısı’ anlamına gelen Hayreddin lakabını ise kendisine Yavuz Sultan Selim vermiştir.BARBAROS KARDEŞLER KİMDİR?Asıl adı Hızır Reis olan Barbaros Hayrettin Paşa’nın babası Yakup Ağa, Vardar Yenicesi'nin ardından fethedilen Midilli'ye yerleşmesinden sonra 1478'de dünyaya geldi. Dört kardeşin en küçüğü olan Hızır Reis, küçük yaştan itibaren denizcilik ve ticaretle uğraşmıştır. Barbaros Hayrettin Paşa, gençliğinden itibaren yaptırdığı gemiyle Midilli Selanik ve Eğriboz arasında ticaret yaptı. Ağabeyi Oruç Reis’in Rodos şövalyelerine esir düşmesinin ardından Oruç ve Hızır kardeşler Şehzade Korkut'un himayesine girdi. Bu tarihten sonra İspanyolların Batı Akdeniz’de hakimiyet kurmasını önlemek için Hızır Reis ve Oruç Reis Akdeniz’de deniz gazisi olarak hakimiyet mücadelesine girdi.1516’da Akdeniz’de ele geçirdikleri yüklü bir gemiyi Osmanlı Devleti padişahı Yavuz Sultan Selim'e hediye olarak gönderirler. Böylelikle Barbaros Hayrettin Paşa ve Oruç Reis Osmanlı desteğini de alarak 1516-1517 yıllarında İspanyol ve Cenevizlilerle yaptıkları savaş sonucunda Cezayir’i kendi denetimleri altına alarak Kuzey Afrika’da toprak edinirler.HAYRETTİN LAKABINI KİM VE NASIL VERDİ?Şerşel ve Cezayir Sultanı ilan edilen Oruç Reis, 1518’de İspanyollara sığınan Tlemsen Beyi'nin  karşı saldırı yapması ile şehit oldu. Ayrıca bu saldırı sırasında Barbaros Hayrettin Paşa'nın diğer kardeşi İshak Reis de şehit olmuştur. Üç kardeş olarak çıktıkları Akdeniz seferlerinde tek başına kalan Hızır Reis, Osmanlı Devleti’nin daha fazla desteğini alabilmek için stratejik bir kararla Yavuz Sultan Selim'e bir heyet göndererek topraklarının Osmanlı hakimiyetine kabulünü istedi. Böylelikle Kuzey Afrika topraklarındaki Mısır’ın ardından Cezayir’de Osmanlı toprağı oldu. Yavuz Sultan Selim adına para bastırarak, hutbe okutarak bağlılığını bildiren Hayrettin Reis, Cezayir Beyi olarak atandı.Barbaros Hayrettin Paşa’ya Anadolu’da gönüllü asker toplama imtiyazı tanıtan Osmanlı Devleti ayrıca yeniçerilerle topçulardan oluşan 2000 kişilik bir yardımcı birlik gönderilmesi kararlaştırıldı. 1519’da Yavuz Sultan Selim Hızır Reis’e dinin hayırlısı anlamına gelen, Hayrettin lakabını kendisine vermesiyle Hayrettin Paşa olarak da anılmaya başlandı. Sicilyalıların seksen gemiden oluşan bir filo ile yaptığı çıkarmayı püskürten Hızır Reis bu tarihten itibaren, Avrupalılar Hızır’a Oruç Reis’e verdikleri gibi Barbarossa lakabını verdiler.Çeşitli baskı ve zulümlere uğrayan, Endülüslü Müslümanları Barbaros Türk gemileriyle Afrika sahillerine taşıyan Hayrettin Paşa, 70 bin Endülüs Müslümanı bölgeye yerleştirdi. Ayrıca bu seferler sırasında ele geçirilen ganimetlerle Cezayir zenginleşti. Yavuz Sultan Selim'in ardından Kanuni Sultan Süleyman döneminde de büyük başarılara imza atan Barbaros Hayrettin Paşa bölgedeki Ceneviz, Fransız ve İspanyollara karşı Osmanlı Devleti adına önemli zaferler kazandı.Kanuni Sultan Süleyman, Kemankeş Ahmed Paşa’nın yerine 1534te Barbaros Hayrettin Paşa'yı  Kaptan-ı Derya ilan etti. Ardından Mora kıyılarındaki Hristiyan denizcilerin üzerine de Hayrettin Paşa’yı gönderdi. 1534'te Gelibolu sancak beyliği payesiyle Kaptan-ı Derya ve beylerbeylik derecesine yükseltilmiş oldu.PREVEZE DENİZ ZAFERİ NASIL KAZANILDI?Barbaros Hayrettin Paşa Osmanlı Devleti’nin Akdeniz’de üstünlük kurabilmesi için güçlü ve düzenli bir donanma olası noktasında çalışmalar yaptı. Avrupalılar ise Akdeniz’deki bu Türk gücünü kırabilmek amacıyla Papalık, Venedik, Ceneviz, Malta, İspanya ve Portekiz gemilerinden oluşan ve başında Andera Doria'nın bulunduğu bir Haçlı Donanması kuruldu.Papalık, Venedik, Ceneviz, Malta, İspanya ve Portekiz Andera Doria komutasında bulunan 208 veya 246 gemilik donanması ve yaklaşık 60 bin askerine karşı Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı Devleti’nin 122 gemi ve 20 bin asker vardı. Tarihin en kalabalık deniz muharebesinin gerçekleştiği Preveze Deniz Muharebesi’nde taraflar Arta Körfezi’nde 25 Eylül 1538’de karşı karşıya geldi. Ayırca Preveze Deniz Muharebesi’nde görev alan Turgut Reis de bu savaşla birlikte ön plana çıkmaya başlamıştır.Andera Doria komutasındaki Haçlı donanması büyük bir bozguna uğratılarak 128 gemisi kaybetti 2175 kişiyi ise esri aldı. Buna karşılık Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı donanması ise 29 gemi ve 400 levendini şehit verdi.  Preveze Savaşı sonrasında, Osmanlı Devleti'nin Akdeniz'deki egemenliği pekişti. Şarlken, Preveze'nin intikamını almak için 1541'de Cezayir'e saldırdı ancak başarılı olamadı.HAYRETTİN PAŞA FETİHLERİHaçlı Donanmasının başında yer alan ve Hristiyanlar arasında oldukça büyük bir üne sahip olan Andera Doria, bir daha Barbaros Hayrettin Paşa’nın karşısına çıkmaya cesaret edememiştir. Uzun süre Akdeniz’deki tek hakim güç olarak kalan Osmanlı Devleti, 16. yüzyıla kadar kara unsurları oldukça güçlü iken bu tarihten itibaren deniz gücü de en az kara kuvvetleri kadar güçlü ve yenilmez bir konuma gelmiştir.Fransa Kralı 1. François'in Şarlken'e karşı yardım istemesi üzerine Kanuni Sultan Süleyman, Barbaros Hayrettin Paşa'yı Fransa'nın Akdeniz kıyılarına gönderdi. 1543 yılında Osmanlı ve Fransız donanması birleşerek Nice’yi zapt etti. Ayrıca buradan dönüş yolunda Cenovalılara esir düşmüş olan Turgut Reis’i de kurtarmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı denizciliği Barbaros Hayrettin Paşa ile birlikte bir kara imparatorluğundan deniz imparatorluğuna ulamış ve açık denizlerde de etkinlik göstermeye başlamıştır.1543 yılında yapılan bu Nice seferi Barbaros Hayrettin Paşa’nın son seferi olmuştur. Bu tarihten itibaren donanma ve yeni denizcilerin yetiştirilmesi için çalışan Barbaros Hayrettin Paşa , 16. yüzyılda Barbaros Hayrettin Paşa devletin deniz politikasını belirlemesinin yanı sıra Tersane-i Amire'nin, dönemin en başarılı gemi üretim ve teknoloji merkezi olmasını sağladı. Onun mektebinde yetişen değerli denizciler ve teşkilatlı tersane sayesinde bu deniz gücü varlığını bir süre daha devam ettirdi.BARBAROS HAYRETTİN PAŞA'YI NASIL ÖLDÜ?İnternet üzerinde her ne kadar birçok insan "Barbaros Hayrettin Paşa'yı kim öldürdü?" diye aratıyorsa da işin asıl bu değildir. Nice Kuşatması sonrası yaşlılığının verdiği yorgunlukla birlikte seferlerden ziyade İstanbul'daki tersane işlerine ağırlık veren Paşa, 5 Temmuz 1546 yılında kısa bir hastalık sonucu hayatını kaybetti. Ölümü için, "Denizin Reisi Öldü." demişlerdir. Yani Barbaros Hayrettin Paşa idam edildi sözleri yanlıştır.TÜRBESİ NEREDEDİR?68 yıllık yaşamına birçok fetih ve kuşatmayı sığdıran Hayrettin Paşa, İstanbul'da hayata gözlerini yumar ve İstanbul'a defnedilir. Türbesi Beşiktaş iskelesinde bulunmaktadır. Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi'ni Mimar Sinan yapmıştır.BARBAROS HAYRETTİN PAŞA’NIN KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ NEDİR?Dönemin kaynaklarına göre Barbaros Hayrettin Paşa’nın ömrü denizlerde geçtiğinden dolayı Rumca, Arapça, İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca gibi Akdeniz dillerini iyi bilirdi. Hayrettin Paşa, iri yapılı, kumral tenli, saçı, sakalı, kaşları ve kirpikleri çok gürdü. Ömrü denizlerde geçmiş olmasına rağmen İstanbul'da bir cami, bir medrese bir de sıbyan mektebi inşa ettirdi.68 YILLIK HAYATINDA BARBAROS HAYRETTİN PAŞA'NIN KATILDIĞI SAVAŞLARAdını Türk ve Dünya denizcilik tarihine yazdıran Barbaros Hayrettin Paşa'nın denizlerdeki bazı önemli zaferleri sırasıyla şöyle:- 1519 İspanya donanmasını bozguna uğrattı.- 1520-1525 yılları arasında Akdeniz'in Avrupa kıyılarını vurarak, büyük ganimetler elde etti.- 1530'da Cezayir'i yeniden ele geçirdi.- 1534'te Akdeniz'e açıldı ve İtalya kıyılarına seferler düzenledi.- 1534'te Tunus'u ele geçirdi.- 1536'da daha güçlü bir donanma ile İtalya kıyılarına saldırdı.- 1536-37'de Ege Denizi'ndeki bütün Venedik adalarını fethetti.- 1538'de Preveze Deniz Savaşı'nda Haçlı Donanması'nı yendi.- 1543'te Fransız Donanması ile birleşerek, Kutsal Roma Germen ittifakını yenerek Nice'i aldı.Piri Reis hakkında bilgi almak için bu içeriğe göz atabilirsiniz.

19 Haziran 2021, 17:39

İran’ın Yeni Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi Kimdir?

İran’da 18 Haziranda yapılan seçimde resmi sonuçlara göre oyların yüzde 55’ni alarak 8. Cumhurbaşkanı oldu. ilk resmi sonuçlara göre zafer kazanan İbrahim Reisi, Ayetullah Ali Hamaney sonrası Devrim Rehberliği makamına oturması muhtemel isimlerin başında geliyor. muhafazakar aday İbrahim Reisi'nin kullanılan oyların 17 milyon 926 bin 345'ini, muhafazakar aday Muhsin Rızai'nin 3 milyon 412 bin 712'sini, reformist aday Abdunnasır Himmeti'nin 2 milyon 427 bin 201'ini Emir Hüseyin Kadızade Haşimi'nin de 999 bin 718'ini aldığını açıkladı.İBRAHİM REİSİ KİMDİR?18 Haziran 2021’de İran’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde zafer kazanarak Ayetullah Ali Hamaney’den sonra Devrim Rehberliği makamında oturması tahmin edilen İbrahim Reisi, cumhurbaşkanı olarak seçildi. Muhafazakar kimliği ile tanınan Reisi, ülkenin 8. Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Ülkenin yeni Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, 14 Aralık 1960'ta İran’ın Meşhed kentinde doğdu. Reisi, Kum kentinde üst düzey din eğitimini tamamladıktan sonra, özel hukuk alanında yüksek lisans yaptı. Hukukçu kimliği ile tanınan Reisi, 1979'daki İran devrimin ardından 1981'de Kereç savcısı olarak başladı. Görevinde hızla yükselen Reisi, kısa sürede Tahran Başsavcı Vekilliği makamına kadar geldi.İbrahim Reisi, İran devrim lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni'nin talimat vermesiyle 1988 yılında hapisteki rejim muhaliflerinin idam kararını veren komite içerisinde yer almasıyla adından söz ettirdi. İran rejim muhalifleri tarafından ölüm komitesi olarak adlandırılan 4 kişilik heyette yer alan Reisi, muhaliflerce "katliam ayetullahı" olarak adlandırılıyor. O dönem yaklaşık 3 bin kişinin idam edildiği öne sürülüyor. Humeyni'nin ölümü sonrası Hamaney döneminde devlet makamlarında hızla yükseldiği gözlenen Reisi, 1989-1994 yıllarında Tahran Başsavcılığı görevinde bulundu. 1994 yılında Devlet Denetleme Kurumu Başkanlığına atanan Reisi, 10 yıl boyunca bu görevde kaldı.2017’DE CUMHURBAŞAKANI ADAYI OLDU2004 yılında İbrahim Reisi Yargı Erki Başkanı Birinci Yardımcılığı görevine atandı. 2014 yılında İran Genel Başsavcılığı görevine atanan Reisi, 2016 yılında yine Hamaney tarafından doğduğu kent olan Meşhed kentindeki İmam Rıza Türbe ve Külliyesi Vakfı Başkanlığında görevlendirildi. İran’da 19 Mayıs 2017'de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan Reisi, mevcut Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'ye karşı seçimleri kaybetti. İbrahim Reisi, kendisinden önceki Yargı Erki Başkanı Ayetullah Amuli Sadık Laricani'nin, Ayetullah Ruhullah Hamaney tarafından görevden alınarak Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi başkanlığına atanmasının ardından Mart 2019'da boşalan Yargı Erki Başkanlığı'na getirildi.ABD YAPTIRIM LİSTESİNE ALINDILaricani'nin görev yaptığı dönemle ilgili üst düzey yargı yetkililerine yönelik "yargıda yolsuzluk" soruşturmalarını başlatan Reisi, görev yaptığı süre boyunca sık sık ülkenin en büyük sorunlarından sayılan yolsuzlukların üzerine gitme vurgusu yaptı. Siyasi tutukluların idam edilmesinde ve 2009'daki sosyal çalkantıların bastırılmasında oynadığı rol nedeniyle Kasım 2019'da ABD tarafından yaptırım listesine alınan Reisi, idamlarda oynadığı rol hakkında kamuoyunun önünde hiçbir açıklama yapmadı. Devrim Muhafızları Ordusu tarafından da desteklendiği öne sürülen İbrahim Reisi'nin ismi, Ayetullah Ruhullah Hamaney sonrasında ülke liderliği makamına oturması muhtemel adaylar arasında geçiyor.

18 Haziran 2021, 18:00

Ali Kuşçu Kimdir?

15. yüzyılda astronomi ve matematik alanında yaptığı bilimsel çalışmalarla Fatih Sultan Mehmet’in seferlerde yanında götürdüğü Ali Kuşçu bilim dünyası için çok önemli bir kişi olarak biliniyor. Timurlular Devleti döneminde Semerkant’ta yetişen Ali Kuşçu, Fatih Sultan Mehmet tarafından Ayasofya Medresesi’ne müderris olarak tayin edildi. Asıl adı Alaeddin Ali olan Ali Kuşçu, doğum yeri ve tarihi tam olarak bilinmemektedir. Ancak 15. yüzyılın başlarında Semerkant'ta doğduğu rivayet edilen Ali Kuşçu, ilmi ve dini eğitimini de Semerkant’ın engin hocalarından almıştır.ALİ KUŞÇU KİMDİR?İstanbul’un enlem ve boylam derecelerini tespit etmesiyle de bilinen Ali Kuşçu’nun babası Muhammed'in, Uluğ Bey'in doğancıbaşısı olduğu ve bu nedenle lakaplarının ‘Kuşçu’ olduğu düşünülüyor. Çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını Semerkant’ta geçirdikten sonra burada eğitimini tamamlayan Ali Kuşçu, dönemin en iyi astronomi ve matematik hocaları olan Bursalı Kadızade-i Rumi'den, Gıyaseddin Cemşid ve Uluğ Bey'den matematik ve astronomi eğitimleri aldı.Dönemin en iyi alimlerinden aldığı ilmi derslerden sonra gizlice Kirman’a giderek burada ki ulemalardan da dersler almıştır. Ali Kuşçu devrin önemli alimlerinden aldığı bu derslerin ardından tez mahiyetinde olan eseri Hallü'l-Eşkali'l-Kamer’i yazmıştır. Kuşçu, bu eserinde ayın şekillerini anlatarak bilim dünyasına önemli bir giriş yapmıştır. Kitabını yazdıktan sonra hocası Uluğ Bey’in yanına dönerek ayın şekillerini yazdığı Hallü'l-Eşkali'l-Kamer eserini Uluğ Beye sunmuş ve onun takdirini almıştır.ALİ KUŞÇU’NUN ÇİN’E GİDİŞİAli Kuşçu’nun bu eseri çok beğenildiğinden dolayı Uluğ Bey tarafından Çin’e gönderilmiştir. Büyük alim, bu yolculuğu ve ziyareti sırasında da bir eser kalem almıştır. Bir süre sonra Uluğ Beyin oğlu tarafından öldürüldüğünü duyan Ali Kuşçu büyük bir üzüntü içerisinde Semerkant’tan ayrılarak, hac bahanesiyle Tebriz'e gitti. Kuşçu, Tebriz’e gittiğinde o dönem İran coğrafyasına hakim olan Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan ile tanıştı. Uzun Hasan tarafından hürmet ve değer gören Ali Kuşçu’ya Uzun Hasan, Fatih Sultan Mehmet'le Uzun Hasan'ın arasını bulması için elçilik teklifinde bulunuldu.FATİH SULTAN MEHMET İLE TANIŞMASIUzun Hasan'ın teklifini kabul eden Kuşçu, beraberindeki heyetle İstanbul'a geldi. İlmi bilgisi ile Fatih Sultan Mehmet’i etkileyen ve ilgisini çeken Kuşçu, Fatih Sultan’ın teklifi üzerine İstanbul’da kalmaya karar veriri. Elçilik görevini tamamlamak için tekrar Tebriz'e dönen Kuşçu, Uzun Hasan'ının da onay vermesi ile birlikte 1472'de İstanbul’a gelir.Ali Kuşçu'nun İstanbul'a gelmesinden dolayı Fatih Sultan Mehmet’in karşılama için kadırga donattırdığı ve alimlerden oluşan bir grubu ona gönderdiği rivayet edilir. Ancak kesin doğru olan bir şey vardır ki Fatih Sultan Mehmet Ali Kuşçu’ya çok önem vermiştir.AYASOFYA CAMİİ MÜDERRİSİ ALİ KUŞÇUFatih Sultan Mehmet’in 1473'te Akkoyunlu Devleti üzerine yaptığı seferde Ali Kuşçu'yu da yanında götürür. Akkoyunlu seferinde galip olarak dönen Fatih Sultan Mehmet Ali Kuşçu’yu Ayasofya Medresesi'ne müderris tayin etti. İstanbul'da astronomi ve matematik alanındaki çalışmalara canlılık getiren Ali Kuşçu'nun derslerini ilim adamlarının dahi takip etmiştir. Ali Kuşçu, Ayasofya medresesindeki görevinin yanında medrese nizamnamelerini de hazırlarken, sadece astronomi ve matematik alanında değil kelam ve felsefe alanlarında eserler kaleme aldı.İSTANBUL’UN ENLEM VE BOYLAMINI HESAPLADIAli Kuşçu'nun, 15. yüzyıla kadar İstanbul'un 60 derece olarak belirlenen boylam ve enlem değerlerini yeni hesaplamaları sonucu boylam değeri 59 derece ve enlemini de 41 derece 14 dakika olarak tespit ettiği bilinmekle birlikte Fatih Camisi'nde güneş saati de bulunuyor. Ali Kuşçu, 16 Aralık 1474 İstanbul'da vefat etmiş ve Eyüp Sultan Türbesi civarına defnedilmiştir. Kuşçu'nun yetiştirdiği talebeler arasında torunu Mirim Çelebi ile Molla Lutfi de yer alıyor.ALİ KUŞÇU'NUN ESERLERİAli Kuşçu'nun eserleri 3 grupta toplanabilir. Bunlar;  Kuşçu'nun "Astronomi-Matematik" alanında "Risale fi'l-heye", "Risale fi'l-hisab", "Er-Risaletü'l-fethiyye", "Er-Risaletü'l-Muhammediyye", "Şerh-i Zic-i Ulug Beg" ve Şerhu't-Tuhfeti'ş-şahiyye"; "Kelam ve Usul-i Fıkıh" alanında "Eş-Şerhu'l-cedid ale't-Tecrid" ve "Haşiye ale't-Telvih"; "Dil-Gramer" alanında ise "Şerhu'r-Risaleti'l-vaziyye", "Risale fi vazi'l-müfredat", "Unküdü'z-zevahir", "Şerhu'ş-Şafiye li'bni'l-Hacib", "Faide li-tahkiki lami't-tarif", "Risale Ma ene kultü" ve "Risale fi'l-hamd" adlı eserleri bulunuyor.Ayrıca, nüshaları tespit edilemeyen "Tarihu Ayasofya", "Tefsirü'z-zehraveyn", "Mahbubü'l-hamail", "Risale fi halli eşkali'l-kamer", "Risale fi mevzuati'l-ulum" ve "Meserretü'l-kulub fi defi'l-kürub" adlı eserler de kaynaklarda Kuşçu'ya atfediliyor.

18 Haziran 2021, 11:28

Baht Oyunu’nun Rüzgar’ı İdris Nebi Taşkan Kimdir?

Kanal D’nin yeni dizisi Baht Oyunu, hikayesi ve oyuncu kadrosu ile ilk bölümde beğeni topladı. Salı günleri Kanal D ekranlarında izleyici ile buluşacak dizinin ilk bölümü 15 Haziran’da yayınlandı. Beğeni toplayan dizinin oyuncuları araştırılmaya başlandı. Dizide Rüzgar karakterini canlandıran İdris Nebi Taşkan da merak ediliyor.İDRİS NEBİ TAŞKAN NERELİ?İdris Nebi Taşkan, 18 Ağustos 1997 tarihinde İstanbul’da doğdu. Oyunculuk kariyerine 2014 yılında Muhteşem Yüzyıl’da başladı. Bu dizide Halit Ergenç, Nur Fettahoğlu, Selma Ergeç, Okan Yalabık gibi başarılı oyuncularla bir arada yer aldı. Taşkan, daha sonra 2015-2016 yılları arasında Poyraz Karayel dizisinde rol aldı.Taşkan, asıl tanınırlığa 2016 yılında Arkadaşlar İyidir dizisindeki Eren karakteri ile ulaştı. 2017 yılında başlayan Fazilet Hanım ve Kızları dizisinde Yasin karakterini canlandırdı. 2019 yılında ise Özgür Dünya filminde oynadı. Son olarak genç oyuncu, Zalim İstanbul dizisinde ‘Civan’ karakterini canlandırdı.İdris Nebi Taşkan’ın dizileri;2021- Baht Oyunu (Rüzgar)2019- Zalim İstanbul (Civan Yılmaz)2019- Özgür Dünya2017- Fazilet Hanım ve Kızları (Yasin)2016- Arkadaşlar İyidir (Eren)2015- Poyraz Karayel2014- Muhteşem YüzyılBAHT OYUNU RÜZGAR KARAKTERİ KİM?Rüzgar, Arnavut, çok yakışıklı ve çok popüler olan bir genç adamdır. Grafik okumak için Türkiye’ye gelen Rüzgar, üniversitede sürekli bölüm değiştirmiştir. Çok yetenekli ama çabuk sıkılan biridir. Üniversiteden atılıp sınır dışı edilecekken imdadına Ada (Cemre Baysel) yetişir. Kendini kurtarmak ve T.C vatandaşı olmak için Ada ile evlenir. Fakat daha sonra Ada’dan ayrılır. Rüzgar, Bora’nın sahip olduğu internet sitesinde çalışmaktadır.BAHT OYUNU KONUSU NE?Ada’nın etrafı aşık oldukları erkeklerle evlenirse mutlu olacaklarına inanan fakat bunu başaramamış kadınlarla doludur. Bu sebeple Ada’nın küçüklükten beri hayali ilk aşkı ile evlenmektir ve bunu başaracağına inanır. Ada’nın ilk aşkı Rüzgar’dır. Rüzgar ile çok mutlu olacağına inanır fakat hiç beklemiyorken Rüzgar tarafından terk edilir. Ama Ada yine de Rüzgar’dan vazgeçmez ve onu geri kazanmak için planlar yapar. Fakat çıktığı bu yolda Bora (Aytaç Şaşmaz) ile karşılaşacaktır.BAHT OYUNU OYUNCULARIBaht Oyunu dizisinin başrollerini Atytaç Şaşmaz ve Cemre Baysel paylaşıyor. Baht Oyunu oyuncu kadrosunda; İdris Nebi Taşkan, Nergis Taşkan, Altan Erkekli, Aslı Sümen, Funda İlhan, Anıl Çelik, Tuğba Çom Makar, Emrah Ben, İrem Yüksel, Ozan Dağgez, Suğdem Gözalır, Azra Aksu yer alıyor.