Etiket: Edebiyat

"Edebiyat" etiketine ait 39 haber bulundu.

19 Şubat 2022, 10:28

Alageyik Türküsünün Hikayesi Nedir?

Alageyik Destanı Türküsü Yaşar Kemal'in ölümsüz eseri Üç Anadolu Efsanesi'nden alınmıştır. Alageyiğin Anadolu'daki rolünü de oldukça gösterir. İşte Alageyik Türküsünün kısa hikayesi...

8 Şubat 2022, 11:59

Absürt Edebiyat Nedir, Örnekleri Nelerdir?

Modern çağın gelişiyle birlikte klasik edebiyat farklı sanat akımlarının etkisinde kalarak değişim göstermiş ve yeni türlerini doğurmuştur. Absürt edebiyat da bu şekilde ortaya çıkmış alanlardan biri. Kendi konularını ve karakterlerini yaratan bu edebiyat türü, aslında klasik zannedilen birçok kitapta karşımıza çıkıyor. İşte detaylar…NEDİR?Absürt edebiyat temelinde varoluşçu felsefeyi bulundurur. İnsanın “absürt” denilebilecek hikayelerini anlatan bu türde gerçeküstücülük fikri ve komedi unsurları kullanılır. Zamandan bağımsız anlatılan bu hikayelerde karakterler de duruma uygun özenle seçilir.Absürt edebiyat karakterleri genellikle bir amacı kalmamış ya da hayatlarında yaşadıkları bir hayal kırıklığı dolayısıyla bu amacı kaybetmiştir. Kendisinin farkında olmayan evren insanı yutar ve sonunda fark edilir. Bu fark ediş, insanlığı yalnızlığı sürükler, varoluş sorgulanır, hayatın tekrarı eleştirilir. İşte bu hikayeleri konu alan eserler absürt edebiyat içerisinde sayılıyor.ABSÜRT EDEBİYAT TEMALARIAbsürt edebiyat örnekleri arasında görülen eserler incelendiğinde birkaç tema ön plana çıkıyor. Bunlardan biri görünüşte mantıksız görünen ancak altında sıra dışı ya da gerçeküstü anlaşılmazlığın perdesinde bir mantık taşır. Böyle hikayeler okuyucuya kendini hemen belli etmese de alt anlam anlaşıldığında taşlar yerine oturur.Bir diğer tema varoluşun sorgulanmasıdır. Bu temanın ana merkeze alındığı eserlerde insan evrendeki yerini sorgular. Evren ötesindeki anlamını aramaya başlar, iyi ve kötünün ne olduğuyla ilgili çeşitli sorgular geçirir. Genellikle de durum nihilizm fikrine ya da hiçliğe varır. İnsan, yaşamda amaç bulamaz ve ahlakın saçmalığı üzerinde karar kılar.Bir diğer tema ise kara mizahtır. Absürt edebiyat yazarları ciddi sayılabilecek, konuşulmasından pek de hoşlanılmayan konuları hafife alır. Bu şiddet ya da ölüm olabilir. Yazar, bunu yaparken okuyucuyu kışkırtmak ve sorgulamasına olanak sağlamak amacındadır. Hafife almasının bir diğer sebebi de aslında bunlar üzerinden topluma, hükümete ya da herhangi bir düzene eleştiri getiriyor olmasıdır.ABSÜRT NE DEMEK?Absürt kelimesi Fransızcadan dilimize girmiş bir kelime. TDK absürt kelimesinin anlamını şöyle veriyor:“Saçma”Örnek Cümle: Şam'daki caminin Ayasofya ile boy ölçüşebileceğini düşünmek bile absürt olur. (Aydın Boysan)

7 Şubat 2022, 09:51

En İyi 10 Kısa Öykü Kitabı

Romana kıyasla zaman açısından okuması daha kolay olan kısa öyküler modern edebiyatla birlikte ortaya çıkmış bir tür. Özü barındıran bu hikayeler kısa olmalarının yanı sıra derin anlamlar taşıyor. İşte kısa öykünün tarihi ve en iyi örnekleri…KISA ÖYKÜ NEDİR?Kısa öykünün genel geçer bir tanımı olmamakla birlikte genel normalden daha kısa öykülere deniyor. Zaman zaman “küçürek öykü” olarak da adlandırılan bu türün tarihi ünlü Ezop Masalları’na kadar dayanıyor.Bazı araştırmacılar 300 kelimelik bir düzyazıyı bu tanım içine sokarken bazıları da 1000 kelimeye ulaşan metinleri kısa öyküye dahil etmiştir. Bununla birlikte bilinen gerçeklerden biri de 40 – 50 kelimelik kısa öykülerin de var olduğudur.KISA ÖYKÜ YAZARLARIKısa öykü türü Ezop Masalları’na kadar dayanıyor. Ancak Dünya Edebiyatında temsilci diyebileceğimiz türden yazarlar şöyle: Sadi, Bolesław Prus, Anton Çehov, O. Henry, Franz Kafka, H.P. Lovecraft, Ernest Hemingway, Julio Cortázar, Arthur C. Clarke, Ray Bradbury, Kurt Vonnegut, Jr., Fredric Brown ve Lydia Davis.Türk Edebiyatında ise Tanzimat ile birlikte batılı anlamda örnekler görülmeye başlar. Sami Paşazade Sezai’nin Küçük Şeyler adlı kitabı bu konuda ilk örneklerden sayılıyor. Türk edebiyatında kısa öykü yazarları arasında ise şu isimler bulunuyor: Yusuf Atılgan, Tezer Özlü, Sabahattin Ali, Tomris Uyar, Vüs’at O. Bener, Haldun Taner, Rıfat Ilgaz, Bilge Karasu, Nezihe Meriç, Peride Celal, Mehmet Rauf, Ahmet Mithat Efendi

31 Ocak 2022, 11:17

Dünyada En Çok Okunan Kitaplar Nelerdir?

Kitap okumak her geçen gün dijitale dönse de hala ününü kaybetmemiş bir aktivite. Okunma oranları azalsa da bazı kitaplar klasikleşerek hala basılmaya ve okunmaya devam ediyor. Buna göre yapılan bir araştırmada dünyada en çok okunan kitaplar belirlendi. Liste her yıl değişse de bazı kitaplar listedeki yerini her yıl koruyor. İşte o kitaplar…EN ÇOK OKUNAN KİTAPLAR LİSTESİ- İki Şehrin Hikayesi: 200 milyon - Yüzüklerin Efendisi: 150 milyon - Hobbit: 140.6 milyon - Küçük Prens: 140 milyon - Harry Potter ve Felsefe Taşı: 107 milyon - On Küçük Zenci: 100 milyon - Kızıl Köşkün Rüyası: 100 milyon - Ayişe: 100 milyon - Aslan, Cadı ve Dolap: 85 milyon - Da Vinci Şifresi: 80 milyon - Düşün ve Zengin Ol: 70 milyon - Çavdar Tarlasında Çocuklar: 65 milyon - Simyacı: 65 milyon - Lolita: 50 milyon - Yüzyıllık Yalnızlık: 50 milyon - Heidi : 50 milyon - Bebek Bakımı ve Çocuk Eğitimi: 50 milyon - Yeşilin Kızı Anne: 50 milyon - Siyah İnci: 50 milyon - Gülün Adı: 50 milyon - Kartal Kondu: 50 milyon - Watership Tepesi: 50 milyon - Charlotte'un Sevgi Ağı: 50 milyon - Zencefil Adam: 50 milyon - Ben-Hur: 50 milyonEN ÇOK SATAN KİTAPLARSatın alma okumayla büyük ölçüde doğru orantılı olsa da yine de listede değişik yayınlar var. İşte dünyada en çok satan kitaplar:- Siyah İnci – Anna Sewell - Gülün Adı – Umberto Eco- Yüzbaşının Kızı – Aleksandr Puşkin - Alaca Karanlık – Stephenie Meyer - Heidi – Johanna Spyri - Yüzyıllık Yalnızlık – Gabrial Garcia Marquez - Lolita – Vladmir Nabokov - Simyacı – Paulo Coelho - Çavdar Tarlasında Çocuklar – Jerome David Salinger - Düşün ve Zengin Ol - Napoleon Hill - Da Vinci Şifresi – Dan Brown - Ayişe – Henry Rider Haggard- Anna Karenina – Lev Nikolayeviç Tolstoy - On Küçük Zenci – Agatha Christie

11 Ocak 2022, 15:44

Sadi Şirazi Kimdir, En Güzel Sözleri Nelerdir?

Hz. Mevlana dizisinin çıkmasına az bir süre kaldı ve Sadi Şirazi de bu dizide yer alacak. Döneminin en önemli şairlerinden olan ve İslam şiirinin dünyada tanınan isimlerinden olan Sadi, The Guardian tarafından en iyi 100 poet arasında gösterilir. Hayatı ile bilgilerin kısıtlı olmasının sebebi uzun süre gezgin şekilde yaşamasıdır. KİMDİR?Tam olarak ne zaman doğduğu bilinmeyen Sadi'nin doğum tarihi 1210 olarak alınmaktadır. Gülistan adlı eserinde "50 yıl yaşadın ve hala uykudasın." yazmaktadır. Bu eseri 1258 yılında yazdığına göre 1208-1210 arasına doğmuş olması muhtemeldir. Sadi Şirazi'in ailesi dindar alim tabakasındandır. Çocukken baba yoksunluğu çeken Sadi, büyükannesi tarafından büyütülür. Şiraz'dan üniversiteye gitmek için ayrılır. Bağdat'taki Nizamiye Üniversitesi'ne kaydolur. Burada İslam bilimleri, hukuk, politika, tarih, Fars edebiyatı ve İslam teolojisini öğrenir. Üniversitede okumak için burs aldığı tahmin edilmektedir. Gülistan'da yolculukları hakkında eğlenceli anekdotlar paylaşan Sadi, birçok yeri gezer. Suriye, Mısır, Irak ve Anadolu'yu karış karış gezer. Adana limanı ve Konya'ya gittiği kesin olarak bilinmektedir. Halep'te haçlılara karşı savaşan sufilere katılan Sadi, burada esir düşer. 8 yıl boyunca köle olarak ağır işlerde çalıştırılır. Memlüklülerin para verip esirleri salması sonucu serbest bırakılır. Serbest bırakıldıktan sonra Kudüs'e gidip oradan Mekke ve Medine'de hac yapar. Oradan Umman'a gittiği de bilinmektedir.SADİ NE ZAMAN VE NEDEN ÖLDÜ?Uzun yıllar Moğol işgali yüzünden kervanlarla dolaşan ve bir türlü bir yerde uzun süre konaklanamayan Sadi, 40lı yaşlarda Şiraz'a geri döner. Burada uzun süre yaşayan Sadi, 1291 ile 1294 yılları arasında öldüğü sanılıyor.SADİ ŞİRAZİ ESERLERİ- Gülistan- Bostan- Takrir-i Dibace- Akl-u Aşk- Nasihat-ül Mülük- HavatinSADİ SÖZLERİ- Bir çiçeğe fazla su verirsen çürür, insana gereğinden fazla değer verirsen kudurur.- Doğru söyleyip zincire vurulmak, yalan söyleyerek zincirden kurtulmaktan iyidir.- Bana çocukça yaşamak değil, günahlarımın utancıyla çocuk gibi ağlamak yakışır.- Görmez misin, gül kendisini hakir gören kara toprakta biter.- Seni uykudan ölüm uyandıracak olursa, bu uyanışın ne faydası olur?- Gönlü sana bağlı olmayana gönül bağlama.- Ben sana denize açılma demiyorum, açılacak olursan tufana bile katlan diyorum. - Kendi ekmeğini yiyip oturmak, altın kemer bağlayıp bir kişinin karşısında ayakta durmaktan iyidir.- İnsanlar elbiseye bakarak içindekinin nasıl bir insan olduğunu bilemezler.- Ey aşkını başkalarının pazarında satmış olan kişi, bu dağınıklık nereye kadar?- Sevgiyle bakın dostlarım. Sevgisiz bakınca Yusuf bile çirkindir.- Kendi halinde olmak güzeldir, bu kadar hal bilmezlerin arasında.- Kurt yavrusu, insanlar arasında büyüse de, so­nunda kurt olur."- Senden kime kaçayım?- Senden yine sana sığınıyorum.

25 Aralık 2021, 15:58

İroni Nedir?

Türkçe’de oldukça fazla kullanılan ironi kelimesinin anlamı merak ediliyor. Peki, ironi ve ironik kelimelerinin anlamı nedir, ironi yapmak ne demek, ironi işareti nedir, kelime hangi dilden gelmektedir, etimolojisi nedir, İroni örnekleri nelerdir?

4 Temmuz 2021, 10:28

Türk Şirinin İlham Kaynağı: Tomris Uyar Kimdir?

Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden Tomris Uyar, verdiği eserleriyle günümüzde de etkisini sürdürmeye devam ediyor. Öykü, yazar ve çevirmen olan Tomris Uyar, adına yazılan şiirlerle İkinci Yeni Akımı’nın özel isimlerinden biridir. Tomris Uyar, hayatın ciddiye alınacak bir yanının olmadığı vurgulayan ve farklı alanlarda verdiği eserleriyle Türk edebiyatının en öneli isimlerindendir. Tomris Uyar, duyguları ile hareket eden kadın edebiyatçılar arasında belki de en farklısıydı. Hayatı ciddiye almayan, sevgiden yorulduğunda yeni bir sevdaya açılmaktan korkmayan bir kadındı.TOMRİS UYAR KİMDİR?Tomris Uyar, onca şiirin gölgesinde, kadın yanı mutluluk duysa da, ağır yükler altındaydı aslında. Dost kaldığı, gönlünü kaptırdığı ve hatta evlendiği şairler, onu hep her an ellerinden uçup gidecek bir kuş edasındaydılar. Tomris Uyar, hep açık denizleri tercih ediyor ve duygularının esiri oluyordu. Oldukça başarılı bir edebiyatçı olan Tomris Uyar ile aynı dönemde edebiyat dünyasında yer alan Turgut Uyar, Cemal Süreyya, Edip Cansever’le aynı yıllarda edebiyata katkıda bulundu. Bu bilinen aşklar ve şiirlerin arasında bir öykü yazarı Tomris Uyar oldukça başarılı bir yazardı.İleride çağdaş Türk öykücülüğünün önde gelen isimlerinden biri olacak olan Tomris Uyar, 15 Mart 1941 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. İngiliz Kız Ortaokulu'nda, şimdiki adı Robert Kolej olan Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nde eğitim gördü. 1963 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne bağlı Gazetecilik Enstitüsü'nü bitirdi. Gazetecilik Enstitüsünü tercih etmesinde etkili olan en önemli faktör içinde karşı koyamadığı bir öykü yazma isteğidir.İLK EŞİNDEN ÖLÜM AYIRDI…Cemal Süreya ve Ülkü Tamer ile beraber Papirüs dergisi kurucularından olan Uyar’ın deneme, eleştiri ve kitap tanıtma yazıları Yeni Dergi, Soyut, Varlık gibi dergilerde yayımlandı. On öykü derlemesinden Yürekte Bukağı ile 1979, Yaza Yolculuk ile 1986 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı. 60’ı aşkın çevirisi kitaplaşan Uyar’ın günlükleri, ‘Gündökümü’ genel başlığı altında, yayımlandı. Yürekte Bukağı ve Yaza Yolculuk öykü kitapları ile Sait Faik Hikâye Armağanı'nı aldı. Tomris Uyar ilk evliliğini şair Ülkü Tamer ile 1963'te yaptı. Ardından Tomris Uyar ve Ülkü Tamer’in Ekin isimli kızı oldu. Tomris Uyar’ın kızı Ekin’in sütten boğulmasının ardından 1964'te boşandı.Tomris Uyar, Cemal Süreya ve Ülkü Tamer ile birlikte Papirüs dergisini kurmuşlardı. Deneme, eleştiri gibi yazılarını da Varlık, Yeni Dergi, Soyut gibi dönemin önde gelen dergilerinde yayımladı. Tomris Uyar, Ülkü Tamer ile evliliği sırasında Kristin adını verdiği, yayımlanacak ilk öyküsünü yazdı ve bu öykü, 1965’te Türk Dili’nde yayımlandı.TOMRİS UYAR: BİR AKIMIN İLHAM KAYNAĞITomris Uyar, edebiyat kariyeri boyunca hiç şiir yazmamış olmasına rağmen İkinci Yeni akımının gözde şairlerinin en özel ilham kaynağı oldu. İkinci Yeni akımı yıllarında Tomris Uyar için “Bir akımın ilham kadını” denir. Dönemin aşk şiirlerinin ilham kaynağı olan Tomris Uyar, yüreğinde birçok aşkın yükünü de taşıdı.  Önce Cemal Süreya, sonra Turgut Uyar ile fırtınalı bir aşk yaşayan Tomris Uyar, Türk edebiyatında birçok şiirin ilham kaynağı oldu. Cemal Süreya ve Turgut Uyar’la olan aşk hayatının yanı sıra Edip Cansever de kendisine hayrandı. 1969 yılında Turgut Uyar ile evlenen Tomris Uyar’ın bu evlilikten Hayri Turgut adını verdiği oğlu oldu. Dönemin en ünlü edebiyatçılarından olan Tomris ve Turgut Uyar’ın bu evliliği oldukça fırtınalı geçti. Bu durum ikisinin de sanatçı olmasından kaynaklanıyordu. Turgut Uyar 1985 yılında vefat edinceye kadar evlilikleri devam etti.Tomris Uyar, Türk edebiyatı için vermiş olduğu öyküleri ve şiirlere sebep aşkları, dostluklarıyla 62 yıl geçirdikten sonra vefat etti. Uyar 2003 yılında yakalandığı yemek borusu kanserinden dolayı henüz 62 yaşında iken 4 Temmuz 2003’te ardında nice güzellikler bırakarak vefat etti.TOMRİS UYAR ESERLERİİpek ve Bakır (1971)Ödeşmeler (1973)Dizboyu Papatyalar (1975)Gündökümü 1975 (1976)Yürekte Bukağı (Okar, 1979) - Sait Faik Hikâye ArmağanıYaz Düşleri/Düş Kışları (1981)Sesler, Yüzler, Sokaklar (1981)Gecegezen Kızlar (1983)Büyük Saat ( 1984)Rus Ruleti- Dön Geri Bak (1985)Günlerin Tortusu 1980 - 1984, günce (1985)Yaza Yolculuk (1986) - Sait Faik Hikâye ArmağanıBabayasaları, Anasözleri (1989)Yazılı Günler 1985 - 1988, günce (1989)Sekizinci Günah (1990)Otuzların Kadını (1992)İki Yaka İki Uç (Gendaş, 1992)Tanışma Günleri, Anları, günce (1995)Aramızdaki Şey (1997)İstanbul'da Zaman (2000)Gündökümü I - II (2003)

2 Temmuz 2021, 10:33

Ahmet Haşim Kimdir?

Şiirlerinde yansıttığı renklerle "akşam şairi" olarak anılan Ahmet Haşim, bugün hala ilgiyle okunan şairler arasında. Sözleri birçok yerde karşımıza çıkan Haşim'in şiirleri estetik zevkle okunmaya devam ediyor. İşte hayatı ve bilinmeyenleri...KİMDİR?Ahmed Haşim’in annesi ve babası Bağdat’ın seçkin ailelerindendir. Ailenin üç çocuğundan en  büyüğü olan Ahmed Haşim, Bağdat’ta doğdu ve ilk çocukluk yıllarını da burada geçirdi. 1887 yılında doğan Ahmed Haşim, babasının Arabistan vilâyetlerindeki vazifeleri sebebiyle düzensiz bir tahsil gördü. Annesinin sürekli hasta olmasından dolayı da hüzünlü bir çocukluk geçirdiği tahmin ediliyor. Ahmed Haşim henüz 8 yaşında iken annesini kaybetti. Annesini kaybetmesi Haşim’in küçücük dünyasının en büyük olayı olmuş, onda derin ve silinmez izler bıraktı. Ahmed Haşim’in babası Bağdat’ın en eski ve seçkin ailelerinden olan Alusizadelere mensup annesi ise Kahyazade ailesine mensuptu.AHMET HAŞİM NEDEN TÜRKÇE BİLMİYORDU?Annesinin ölümü üzerine 1895 yılında babasıyla birlikte İstanbul’a gelen Ahmed Haşim, Bağdat’ta ve bulunduğu Arap vilayetlerinde sadece Arapçayı öğrenmişti dolayısıyla Türkçe bilmiyordu. İstanbul’a geldiği ilk yılı Nümune-i Terakki okulunda geçirip, pek iyi bilmediği Türkçesini kuvvetlendiren Ahmed Haşim, 1897 yılında Galatasaray Sultanisine başladı. Öksüzlüğü, yaşının küçüklüğü ve yabancı bir çevre, onun üzerinde hep olumsuz ve ürkütücü etkiler bırakıyordu. Bu yıllarda edebiyatla ilgilenmeye başlayan Ahmed Haşim, edebiyat öğretmeni Ahmed Hikmet Müftüoğlu’nun da etkisi altında kaldı. Galatasaray Sultanisindeki okul arkadaşları olan Hamdullah Suphi Tanrıöver, Emin Bülent Serdaroğlu, Abdülhak Şinasi Hisar ile şiir ve edebiyat sohbetleri yapıyorlardı. Ahmed Haşim, Galatasaray’daki öğrencilik yıllarında Fransız şiirini, özellikle Fransız ve Belçikalı sembolistleri, bu yolla da Batı edebiyatının estetik ve poetik temelini yakından tanımaya çalışmıştır. FECR-İ ATİ HAREKETİNE NASIL KATILDI?Ahmed Haşim 1907'de mezun olunca o zamanlar Osmanlı Devleti’nin tütün inhisarını elinde bulunduran Reji İdaresine memur olarak girdi. Bir taraftan da Mekteb-i Hukuk'a devam etti. Birkaç yıl sonra hukuk öğreniminden vazgeçen ve yarıda bırakan Ahmed Haşim, 1909’da başlayan Fecr-i Ati hareketine katıldı. Ahmed Haşim "Edebiyatı ideolojinin değil, estetiğin emrine vermek" prensibinden hareket eden Fecr-i Atİ grubunun yayın organı Servet-i Fünun dergisinde şiirler yayınladı ve Servet-i Fünun - Edebiyat-ı Cedide - topluluğuna yapılan hücumlara makaleleriyle katıldı. Tanınmış dergilerde şiirleri yayımlandı. Göl Saatleri ve Şi’r-i Kamer isimli şiirleri büyük ilgi uyandırdı. Böylece günün sayılı şairleri arasına girmiş oldu. Haşim, her ne kadar Fecr-i Ati hareketi içinde görülse de bu gurubun toplantılarında hemen hemen hiç bulunmadı. Bir kez bulunduğunda da guruba yeni giren bir şairin nutkunu okudu, ama nutuk arkadaşları tarafından beğenilmeyince kızdı, bir daha da oraya ayak basmadı. Ahmed Haşim I. Dünya Savaşı'ndaki askerliği (1914 - 1918) sırasında Çanakkale Cephesinde bulundu. Ayrıca Ahmed Haşim Anadolu'nun çeşitli yerlerini görme fırsatı buldu. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile birlikte Birinci Dünya Savaşı’na katılan Ahmed Haşim, dört yıl boyunca zabitlik yaptı. Savaştan sonra Düyun-u Umumiye İdaresine ve bu kurumun dağılmasından sonra da Osmanlı Bankası’na girdi. Bu görevini ileriki yıllarda Sanayi-î Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji öğretmenliği, Harp Akademisi ve Mülkiye Mektebi Fransızca öğretmenlikleri takip etti. Memuriyet hayatına devam ederken İstanbul’da çıkan Akşam gazetesine fıkralar, tenkitler ve kronikler yazmaya başladı.AHMET HAŞİM ŞİİRLERİNİ NASIL YAZDI?1921’de Dergâh dergisinde yayımladığı şiirlerinin bir kısmını Göl Saatleri adıyla bastırdı. 1926’da da yine Resimli Kitap, Dergâh ve Yeni Mecmua’da vaktiyle yayımladığı şiirlerini bir araya getiren Piyale adlı kitabını yayımladı. Daha sonra Piyale’nin mukaddimesi olarak “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” adıyla neşredilen bu yazıda Haşim, şiirde mana ve anlaşılabilirlik aranmayacağını ve şiirin sözden çok musikiye yakın ifade sanatı olması gerektiğini ileri sürer. Ahmet Haşim’in şiirlerinin hemen hepsinde derin bir melankoli, müphemlik, uzak ve meçhul diyarlara duyulan nostalji ve çok defa psiko-analitik yorumlara muhtaç renkler ve musiki hissedilir.Ahmet Haşim’in nesir yazıları, şiirinden farklı bir karakter gösterir. Nesir yazıları şiirlerine göre açık, berrak, sade, nükteli hatta müstehzi bir ifadesi vardır. Ahmet Haşim, siyasî ve edebî akımların dışında kendisine has bir şiir ve nesir anlayışının tek temsilcisi olarak kaldı. Haşim, toplum meselelerine karşı en ilgisiz şairlerimizdendir. Önemli şairler arasında isimi olmasına bu yıllarda, Türk toplumunun içinde bulunduğu çalkantılar ve çağdaşları olan diğer şairlerin katıldıkları siyasi ve fikri akımlar göz önüne alınırsa, onun bu tarafı daha da dikkati çeker. Ahmed Haşim Dış dünya gözlemlerini kendi prizmasından geçirerek anlatır; sonbahar, akşam kızıllığı ve karamsarlık önemli temalardır. Ahmet Haşim fıkraları, denemeleri ve gezi yazılarıyla da önemli bir yazardır. Ahmed Haşim’in düz yazılarında dili sade ve oldukça başarılıdır.1924’te Düyun-ı Umumiyye’den aldığı ikramiye ile Fransa’ya giden Ahmed Hâşim, o yılın yazını Paris’te geçirdi. 1928’de ikinci defa, bu sefer tedavi için Paris’te bulundu. Son olarak yine tedavi için gittiği Frankfurt’tan iyileşemeden döndü. 4 Haziran 1933’te Kadıköy’deki evinde öldü. Mezarı Eyüp’tedir.ESERLERİŞiirleri- Ağaç- Akşam yine toplandı derinde- Bahçe- Bir günün sonunda arzu- Bir Yaz Gecesi Hatırası- BülBül- Gece- Gelmeden Evvel Geldin Birlikte- Havuz- Karanfil- Karanlık- Kari'e- Mehtabda Leylekler- Merdiven - Mukaddime- O belde- O Eski Hücreye Benzer ki- Orman- Öğle- Parıltı- Seher- Sonbahar- Süvari- Şafakta- Şairsiz Dünya- Tahattur- Yarı Yol- Göl saatleri- PiyaleDiğer Eserleri- Gurabahane-i Laklakan (1928)- Bize Göre (1928)- Frankfurt Seyahatnamesi (1933)

23 Haziran 2021, 17:38

George Orwell Kimdir?

Dünyaca ünlü İngiliz yazar George Orwell, 1984 ve Hayvan Çiftliği romanlarıyla tanınıyor. Asıl adı Eric Arthur olan George Orwell, kısa süre içerisinde yazdığı roman ve denemeleriyle dünya edebiyatında önemli bir yere sahip olmuştur. Aynı zamanda, bir gazeteci olan George Orwell, süslemelerden uzak bir şekilde ele aldığı sosyal adaletsizliği neredeyse bütün eserlerinde işlemiştir. İşte hayatı ve bilinmeyenleri...KİMDİR?25 Haziran 1903’de Hindistan’da doğdu. George Orwell, Hindistan’da doğmuş olmasına rağmen İngiliz asıllıdır. Babası Hindistan’da görevli bir İngiliz, annesi ise Fransız’dır. George Orwell, bir yaşına geldiğinde annesi ile birlikte İngiltere’ye dönerek aristokrat bir ortam da büyümüştür. 1911 yılında disiplinli bir Katolik okulu olan St Cyprian’s’ta öğrenim görmeye başlayan George Orwell, İngiltere’nin en eski ve elit özel okullarından biri olan Eton Koleji‘nde burslu olarak okudu. George Orwell mezun olduktan sonra üniversiteye gitmeyerek İngiliz sömürgesi olan Birmanya yeni adıyla Myanmar’da 1927 yılına kadar İmparatorluk polis teşkilatında  görev aldı.Myanmar’da şahit olduğu acımasız uygulamalar, emperyalizme karşı derin bir öfke ve katı bir tavır geliştirmiştir. 1927 yılında İngiltere’ye döndüğü dönemde hayranı olduğu Jack London‘ın izinden giderek yazar olmak için çalışmalar yapar. 1927 yılını Londra‘nın en sefil mahallerinde geçirir. Ardından iki yıllığına Paris‘e giderek sefaletin ne demek olduğunu biraz da Fransız usulü yaşar. George Orwell’ın Fransa’da parası çalınır, aç kalır, bulaşık yıkar, bir tas çorba için kilise kapılarında kuyruğa girer. Bu hayata daha fazla dayanamayan George Orwell, İngiltere’ye evine dönerek ailesinin yanına gider. Bu yıllarda George Orwell ailesinin evinde Myanmar’da gördüğü vahşeti, Londra ve Paris‘teki fakirlik günlerini yazmaya başlayacaktır.İSPANYA İÇ SAVAŞI YILLARI1936 yılı sonunda İspanya İç Savaşı döneminde Adolf Hitler ile Benito Mussolini‘nin de desteğini alan Francisco Franco‘ya karşı savaşacak gönüllülere katılmak için İspanya‘ya gitti. George Orwell gazete muhabiri olarak izlemeye başladığı İspanya İç Savaşı‘nda Cumhuriyetçi milislere katıldı. Teğmen rütbesine kadar yükseldi ve bir çatışmada ağır yaralandı. Savaşa dair anılarını daha sonra Katalonya’ya Selam adlı eserinde okuyuculara aktardı. George Orwell, bu savaşta cepheye gider, bir keskin nişancının attığı mermiyle gırtlağından vurulur. Ölümden kılpayı kurtularak cephe gerisine gönderilir.George Orwell kendisinden önce yaşamış olan Amerikalı yazar ve gazeteci Jack London ve eserlerinden oldukça etkilendi. Jack London sosyalizmin aktif bir destekçisi olarak çeşitli çalışmalar yaptı ve bu anlamda eserlerini oluşturdu. Jack London yazmış olduğu Demir Ökçe romanıyla da yeni bir alanın kapılarını açtı. Jack London Demir Ökçe romanından etkilenen George Orwell, 1949 yılında Bin Dokuz Yüz Seksen Dört romanını yazdı.1984 NASIL YAZILDI?George Orwell eserleri onun hayat tecrübeleri ve okuduğu yazarlardan etkilenmiştir. Orwell, kendisinden önce yaşamış olan Amerikalı yazar ve gazeteci Jack London ve eserlerinden oldukça etkilendi. Jack London sosyalizmin aktif bir destekçisi olarak çeşitli çalışmalar yaptı ve bu anlamda eserlerini oluşturdu. Jack London yazmış olduğu Demir Ökçe romanıyla da yeni bir alanın kapılarını açtı. Jack London Demir Ökçe romanından etkilenen George Orwell, 1949 yılında 1984 (Bin Dokuz Yüz Seksen Dört) romanını yazdı.George Orwell‘ın en önemli iki eseri 1945 yılında yazdığı Hayvan Çiftliği ve 1949 yılında yazdığı “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” genel anlamda totaliter rejimlerin olduğu kadar, bu rejimleri yaratan insani hırsların da yergisi niteliğindedir. Derin gözlem yeteneğini sade bir üslupla birleştiren George Orwell; roman, deneme ve fabl gibi çeşitli türlerde eserler vermiştir. Orwell, ardında on adet kitap ve sayısız makale bırakmıştır.HAYVAN ÇİFTLİĞİ NASIL YAZILDI?1944‘te en önemli eseri olan ve Rus devrimiyle Josef Stalin‘in devrime ihanetini konu alan siyasal fablı ‘Hayvanlar Çiftliği’ni yazdı. Eserde, bir çiftlikte yaşayan bir grup hayvan, kendilerini sömüren insanları yönetimden devirip eşitlikçi bir toplum kurar. Ama zamanla aralarındaki zeki ve iktidar düşkünü domuzlar, devrimi yolundan saptırıp insanlardan daha baskıcı ve acımasız diktatörlere dönüşür. Önce bastıracak yayıncı bulamadığı bu kitap, 1945’te yayınlandığında Orwell’e büyük ün ve para kazandırdı.1945 yılında yayınladığı Hayvan Çiftliği’nden sonra geniş çaplı bir üne kavuşsa ve maddi sıkıntıları sona erse de yoksulluk günlerinde tutulduğu tüberküloz (verem) hastalığı, hayatının son döneminin büyük bölümünü hastanelerde geçirmesine yol açtı ve 1950 yılında Londra‘da öldü. 1 Ocak 2021 itibarıyla vefatından sonra 70 yıl geçtiğinden kitaplarındaki telif hakları sona ermiştir.ESERLERİ- Paris ve Londra'da Beş Parasız (1933)- Burma Günleri (1934)- Papazın Kızı (1935)- Zambak Solmasın (1936)- Wigan İskelesi Yolu (1937)- Katalonya'ya Selam (1938)- Daralma (1939)- Hayvan Çiftliği (Bir Peri Masalı) (1945)- Neden Yazıyorum (1946)- Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1949)- Faşizm Kehanetleri (1930-1950)- Kitaplar ve Sigaralar (1938)- Katalonya'ya Selam (1938)

22 Haziran 2021, 16:26

Ahmet Hamdi Tanpınar Kimdir?

Türk edebiyatının yapı taşlarından olan Ahmet Hamdi Tanpınar, ‘Huzur’, ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ ve ‘Beş Şehir’ kitapları ile okuyucunun gönlüne ve aklına dokunmuş yazarlardan biridir. İşte, bugün hala eserleriyle gündemde olan Tanpınar'ın bilinmeyenleri...KİMDİR?Ahmet Hamdi Tanpınar, Hüseyin Fikri Efendi ile Nesime Bahriye Hanım'ın üçüncü çocuğu olarak 23 Haziran 1901’de İstanbul'da dünyaya geldi. İlkokul, ortaokul ve liseyi farklı şehirlerde okuyan Tanpınar bir yıl boyunca baytar mektebinde eğitim aldı. Henüz lise öğrencisiyken şiirlerinden tanıdığı Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar arasında edebi anlamda bir bağ oluşur. Öyle ki Tanpınar, Beyatlı etkisiyle 1919'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne girdi.1923 yılında bitirdiği okulda Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hocaları Yahya Kemal Beyatlı, Cenap Şahabettin, Necip Asım, Rıza Tevfik, Fuat Köprülü, Ferit Kam, Yusuf Şerif Kılıçel, Ali Ekrem Bolayır, Hüseyin Daniş gibi isimler oldu. Ahmet Hamdi Tanpınar, fakülteyi "Şeyhi'nin Hüsrev ve Şirin'i" adlı teziyle bitirdi. Tanpınar'ın şiir zevkinin oluşmasında Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Haşim’in şiirleri etkili olmuştur.ŞİİRLERİ HANGİ DERGİLERDE YAYIMLANDI?Türk edebiyatının usta ismi Ahmet Hamdi Tanpınar, ‘Altın Kitap’ dergisinde yayınlanan ‘Musul Akşamları’ şiiriyle adını ilk kez 1920’de yayınlanması ile duyurdu. 1923’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden mezun olmasının ardından ‘Beş Şehir’i yazdığı şehirlerde; Erzurum, Konya, Ankara ve İstanbul'daki farklı okullarda estetik, mitoloji ve edebiyat öğretmenliği yaptı. 1920’den itibaren Tanpınar’ın şiirleri ‘Dergah’ ‘Milli Mecmua’, ‘Hayat’, ‘Görüş’, ‘Ülkü’, ‘Varlık’, ‘Oluş’, ‘Kültür Haftası’ ve ‘Alile’ dergilerinde yayınlanarak okuyucuyla buluşmuştur.Tanpınar, sadece roman yazarı ya da şair değil, Türk edebiyatı tarihi açısından bir gelenek haline gelmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk halkının kimlik sorunu üzerine çokça kafa yormuş ve eserlerinde sık sık bu konuyu işlemiştir. Doğu - Batı medeniyeti arasında muallakta kalmış Türk aydınını ve Türk halkının portresini romanlarında karakterler üzerinden güzel bir şekilde işlemiştir. Bugün hala konuştuğumuz ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın da eserleriyle vatandaşlara yön veren toplumsal sorunlar coğrafyada var olmaya devam ediyor.TANPINAR'IN ŞİİR ANLAYIŞI26 yaşındayken Fransız şair Paul Valery'i okuduktan sonra estetik algısı yeni bir boyut kazanan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ilk düz yazısı ‘Hayat Dergisi’nde 20 Aralık 1928’de yaptığı çeviri ile farklı bir çalışma alanına başladı. Tanpınar, 1929'da E. T. A. Hoffmann'ın ‘Kremon Kemanı’ ile Anatole France'tan ‘Kaz Ayaklı Kraliçe Kebapçısı’ adlı kitapları çevirdi. 1930 yılına gelindiğinde Ahmet Kutsi Tecer ve Ahmet Hamdi Tanpınar Ankara’da ‘Görüş’ dergisinin çıkarmaya başladı. Tanpınar, 1932'de Kadıköy Lisesi'ne, 1933'te ise estetik mitoloji dersi vermek üzere Sanayi-i Nefise Mektebi'ne yani bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne atandı.Bu yıllardan itibaren realist bir Batıcı olduğunu ifade eden Ahmet Hamdi Tanpınar, Doğuyu tamamıyla reddederken, sonrasında yenileşmenin gereğine inanmasına rağmen Osmanlı medeniyeti değerlerinin giderek kaybolmasından gelen bir hüzün de yaşadı. Ahmet Hamdi Tanpınar, 1939'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde yeni kurulan ‘19. Asır Türk Edebiyatı Kürsüsü'nde profesör olarak görev alırken, Tanzimat'tan sonra Türk edebiyatı tarihini yazmakla görevlendirildi ve İslam Ansiklopedisi’ne de maddeler yazdı. 1942 yılında ise CHP Kahramanmaraş Milletvekili olarak Meclis'e girse de siyasete girmekten hiç memnun olmadı.Bu yıllarda Ahmet Hamdi Tanpınar şiirlerinden daha çok romanlarıyla tanınıyordu. Ayrıca edebiyatçılığının yanı sıra edebiyat tarihi araştırmalarıyla tanınıyordu. İlk kez 1944 yılında ‘Mahur Beste’ romanını 1944’de tefrika şeklinde yayınladı. 1975 yılında kitap olarak yayınlanan Mahur Beste’yi Tanpınar, Lale Devri'nin ünlü hanende ve bestekarı Eyyübi Ebubekir Ağa'ya ithaf etti.HUZURSUZLUĞUN ROMANI: HUZURAhmet Hamdi Tanpınar Mahur Beste’yi yayımladıktan sonra 1948 yılında hem o dönemde hem de sonrasında okurların çok sevdiği ve büyük dersler çıkardığı ‘Huzur’ adlı romanını tefrika olarak yayımladı. Ardından bir yıl sonra 1949 yılında Huzur romanı kitap olarak okuyucu ile buluştu. Huzur romanında da olduğu gibi Tanpınar, musikisiyle de ilgilenen, eserlerinde zaman duygusunu, mazi düşüncesi ve rüya estetiğini sıkça işleyen yazar, psikolojik tahlillere geniş yer verdiği hikaye ve romanlarında batılılaşma ve gelenekler arasında kalan kişilere odaklandı. Bir süre Milli Eğitim Müfettişliği de yapan Tanpınar, 1949'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde yeniden görev yapmaya başladı.Tanpınar hakkında geniş çalışmalar yapan İnci Enginün, Tanpınar'ın insanı ele alış şekline yönelik, "İnsanın, etrafındaki terkibin bir parçası olduğuna inanan yazar, onları geniş çevreleriyle, bir ufacık hadisede derinleştirilen psikolojileriyle verir. Bunu yaparken de imajlarla zengin, Türkçenin en yüksek mizahi ve ironik üslubuyla, onları ve hayat karşısındaki tavırlarını anlatır." tespitinde bulunduAyrıca Tanpınar, anlatmaya çalıştığı meseleleri bağırarak veya hararetli şekilde anlatmak yerine oldukça kısık bir sesle doğru cümleleri ve kelimeleri kullanarak anlatmayı adet edinmişti. Romanlarındaki karakterlerinde ki konuşmaları da insanı yavaş yavaş etkisi ve büyüsü altına alıyordu. Eserlerinde insanı büyüsüne alan güçlü anlatımı ile okuyucuyu hızlı bir şekilde etkisi altına alabiliyor.Huzur eserinde hayatında yaşadığı huzursuzluğu, ikilemi ve yaşadığı dönemi açıkça ortaya koyan Tanpınar, Mahur Beste ve Huzur eserleriyle birlikte üçleme oluşturan Sahnenin Dışındakiler eserini de 1950 yılında tefrika etti. Tanpınar Sahnenin Dışındakiler romanında ise Anadolu'da süren Kurtuluş Savaşı ve İstanbul'daki aydınlarla birlikte halkın değişik kesimlerinden insanların farklılaşan hayatları ve bu mücadeleye dahil oluşlarını işlemiştir. Sahnenin Dışındakiler kitabı da 1950'de tefrika edilip, vefatından sonra 1973'te basılmıştır.NE İÇİNDEYİM ZAMANIN / NE DE BÜSBÜTÜN DIŞINDATürk edebiyatının çınarı olan Ahmet Hamdi Tanpınar, Doğu-Batı ekseninde bocalayan ruh halini ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde anlatarak okuyucusunu da bu hissi büyük oranda yansıtmıştır. 1961 yılında yayınlanan eseri Saatleri Ayarlama Enstitüsü’de de diğer eserlerinde olduğu gibi kendine özgü anlatım tarzı, yazı dili ve işlediği konular okuyucuyu oldukça etkilemiştir. Tanpınar şiirde kendinin, hikaye ve romanlarında ise hem kendinin hem de diğer insanların peşinde olduğunu ifade etmiştir. "Kelimenin en hakiki manasıyla Avrupalı fakat aynı zamanda da en derin ve güzel bir şekilde milli" olduğunu ifade eden Tanpınar Doğu-Batı çekişmesini hemen hemen her eserinde okura vermiştir.Tanpınar, edebi eserin ana unsurlarını mükemmeliyet, hayat tecrübesi ve dil temellerine oturttu. İstanbul, Bursa, Ankara, Erzurum ve Konya şehirlerini doğal, tarihi ve kültürel yapılarıyla anlattığı "Beş Şehir" isimli eseri de kaleme alan Tanpınar, romanlarında gerçekçi ve sosyal sorunlara eğilen tarzıyla dikkati çekti. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın birçok eseri ancak ölümünde sonra kitap olarak yayınlandı. Bunlardan bir tanesi de ölümünden sonra notları arasından toparlanarak 1987 yılında yayına hazırlanan ‘Aydaki Kadın’ romanıdır.Geçirdiği kalp krizi nedeniyle 23 Ocak 1962'de İstanbul'da vefat eden Türk edebiyatının unutulmaz isminin mezarı da merak konusudur. Ahmet Hamdi Tanpınar mezarı Aşiyan Mezarlığı'nda Yahya Kemal Beyatlı’nın mezarının yanı başında bulunmaktadır. Mezar taşında, kendi dizeleri olan "Ne içindeyim zamanın/Ne de büsbütün dışında" ifadeleri yer almaktadır.ESERLERİRomanları- Huzur- Mahur Beste- Sahnenin Dışındakiler- Saatleri Ayarlama Enstitüsü- Ay'daki KadınŞiirler- Bütün Şiirleri- Seçmeler- Abdullah Efendi’nin Rüyaları- Yaz YağmuruDiğer Eserleri- Tevfik Fikret Hayatı Şahsiyeti Şiir ve Eserlerinden Parçalar- Namık Kemal Antolojisi- 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi- Yahya Kemal- Edebiyat Üzerine Makaleler- Mücevherlerin Sırrı- Edebiyat Dersleri- Beş Şehir- Yaşadığım Gibi- Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Mektupları- Tanpınar’dan Hasan Ali Yücel'e Mektuplar