12-13 Eylül'de Yeni Delhi'de toplanan 18. BRICS Zirvesi, bloğun kuruluşunun 20. yılına denk geldi. On bir üye ülke, 140 maddelik Yeni Delhi Bildirgesi'ni oybirliğiyle kabul etti. Batı basını yine alışık olduğumuz başlıkları attı; "Bölünmüş kulüp", "ortak para yok", "dolara meydan okuma ertelendi." Oysa zirveye dikkatle bakınca tablo bambaşka görünüyor. BRICS sessiz sedasız, adım adım kurumsallaşıyor. Bu köşede yıllardır savunduğum tezlerin önemli bir kısmı, Yeni Delhi'de bir kez daha teyit edildi.
Güç merkezi kayıyor, eski kurumlar geride kalıyor
Uzun süre uluslararası sistemin kenarına itilen Çin, Hindistan, Rusya, Brezilya, Güney Afrika, Mısır, Etiyopya gibi ülkeler, artık küresel yönetişimin merkezinde. Satın alma gücüne göre hesaplandığında BRICS'in toplam ekonomik büyüklüğü G7'yi geride bırakmış durumda. Ama IMF'deki oy dağılımı, Dünya Bankası'nın yönetimi ve G7'nin masası hâlâ yüz yıl önceki güç haritasına göre kurulu.
BRICS'in yayınladığı bildirgenin ana fikri açık; uluslararası hukuka ve BM Şartı'na dayanan, gerçek ekonomik ağırlığı yansıtan adil bir temsil. Yeni Delhi'de IMF kota reformu, Dünya Bankası yönetiminde değişiklik ve DTÖ'nün kilitlenen uyuşmazlık mekanizmasının yeniden işletilmesi talepleri yeniden masaya kondu. Yani BRICS, eskimiş binayı yakmak isteyen değil, tapusunu yeniden yazdırmak isteyen taraf.
Doların silaha dönüşmesi, dolarsızlaşmayı hızlandırıyor
ABD, doları ve SWIFT'i tek taraflı yaptırımların, gümrük tarifelerinin ve varlık dondurmalarının aracı hâline getirdikçe, ülkeler kendilerini koruyacak yollar aramak zorunda kalıyor. Rus Merkez Bankası rezervlerinin dondurulması, bu sürecin dönüm noktasıydı. O günden sonra her merkez bankası şu soruyu soruyor; "ya bir gün sıra bana gelirse?"
Yeni Delhi'de bu refleks kurumsal bir dile büründü. Bildirge, tek taraflı tarifelere ve çok taraflı mekanizmalar dışında uygulanan yaptırımlara açıkça itiraz etti. Hedef hiçbir zaman doları bir gecede tahttan indirmek olmadı. Hedef en başından beri dolara mahkûm olmamaktı.
Bu yüzden asıl gelişme, BRICS Ödeme Görev Gücü'ne verilen yetkide. Görev gücünden hızlı, ucuz, erişilebilir ve güvenli sınır ötesi ödeme çözümleri üretmesi istendi. Ödeme ve mesajlaşma sistemlerinin birbirine bağlanması, yerel para hesapları ve swap hatları gündemin merkezine yerleşti. Zirveden günler önce Kremlin Sözcüsü Peskov, Rusya'nın BRICS ortaklarıyla ticaretinin yaklaşık yüzde 90'ının artık ulusal paralarla yapıldığını açıkladı.
Bir de şunu eklemek gerekiyor; Rusya, Suudi Arabistan ve BAE gibi dev enerji üreticileriyle Çin ve Hindistan gibi dev enerji tüketicileri aynı çatı altında. Petrodolar sistemi, petrolün dolarla satılması üzerine kuruluydu. Satan da alan da aynı masada oturup yerel parayla ticareti konuşuyorsa, petrodoların sonu geldi demektir.
IMF sömürgeciliğine karşı egemenlik
IMF ve Dünya Bankası borç verirken kemer sıkma, özelleştirme ve piyasa serbestleştirmesi gibi politika değişikliklerini şart koşar. Borç alan ülke, ekonomi politikasının direksiyonunu fiilen Washington'a teslim eder. BRICS'in Yeni Kalkınma Bankası (NDB) ise borç alan ülkenin egemenliğine saygı gösteren, onun ihtiyaçlarını öne alan bir model sunuyor.
Üstelik NDB laf üretmiyor, proje üretiyor. Mumbai metrosunun 2 ve 3 numaralı hatları, Brezilya ve Güney Afrika'daki su, enerji ve altyapı tesisleri, halkın gündelik hayatına doğrudan dokunan yatırımlar. Yeni Delhi'de iki kritik adım daha atıldı: NDB'nin üye tabanının genişletilmesine destek verildi ve bankanın yerel para cinsinden kredilerini artırması teşvik edildi.
Bu ikinci adımın önemi büyük. Gelişen ülkelerin düştüğü en büyük tuzak, gelirini kendi parasıyla kazanıp borcunu dolarla ödemek zorunda kalmasıdır. Kur her şoka girdiğinde borç yükü katlanır, ülke yeniden IMF kapısına düşer. Yerel para ile kalkınma finansmanı, bu kısır döngüyü kırmanın en somut aracıdır.
Heterojenik bir zaaf değil, bir olgunluk göstergesi
BRICS'i küçümseyenlerin en sevdiği argüman, bloğun iç çelişkileri. Çin ile Hindistan arasında sınır sorunu, Suudi Arabistan ile İran arasında bölgesel rekabet, Mısır ile Etiyopya arasında Nil nehri gerginliği var. Evet, bunların hepsi doğru. Ama tam da bu yüzden BRICS, G7'den farklı bir şey anlatıyor.
G7 aynı düşünen, aynı merkezden yönetilen ülkelerin kulübü. BRICS ise farklı siyasi sistemlerin, farklı kültürlerin ve zaman zaman rakip çıkarların ortak bir zemin bulabildiği bir platform. Çin ve Hindistan, sınır anlaşmazlığının ticaretin ve iş birliğinin tamamını zehirlemesine izin vermiyor. Hindistan'ın hem ABD'nin başını çektiği QUAD'da hem de ŞİÖ ve BRICS'te yer alması bir çelişki değil; ulusal çıkarını ve stratejik özerkliğini koruma esnekliği. Çok kutuplu dünya dediğimiz şey tam olarak budur; tek bir efendiye bağlanmadan, çıkarlara göre çoklu ilişki kurabilmek.
Batılı yorumcular, Hindistan dönem başkanlığının BRICS'in "Batı karşıtı bir bloğa dönüşmesini engellediğini" yazıyor. Bunu bir zayıflık gibi sunuyorlar. Oysa bu, BRICS'in en büyük gücü. Kimseyi karşısına almadan, herkese kapısını açık tutan bir yapı, çevre ülkeler için çok daha cazip.
Genişleme, Afrika ve Türkiye
Bildirgenin dikkat çeken bir yönü de Afrika'ya verilen yer. Afrika ülkelerinin BM reformu konusundaki ortak tutumu olan Ezulwini Uzlaşısı açıkça sahiplenildi. Küresel Güney artık sadece bir söylem değil, BRICS gündeminin merkezinde. Cezayir'den Güneydoğu Asya'ya kadar pek çok ülke katılım ya da ortaklık için sırada bekliyor. Büyüyen bir yapıda uzlaşı sağlamak zorlaşacak, bu doğru. Ama bu, cazibe merkezi olmanın bedeli.
Türkiye açısından mesele son derece somut. Bir NATO üyesi olarak BRICS'e ilgi göstermemiz, Batı'da hâlâ şaşkınlıkla karşılanıyor. Oysa enerji ithalatına bağımlı, dış finansmana muhtaç ve her kur şokunda sarsılan bir ekonomi için yerel parayla ticaret, swap hatları ve alternatif kalkınma finansmanı birer lüks değil, zorunluluk. "Ekonomik gladyo" dediğim mekanizma, ancak bu tür alternatif kanallar güçlendikçe etkisini kaybeder.
BRICS ne sunuyor?
Sonuç olarak BRICS'in uzun vadeli başarısı, neyin karşısında durduğuyla değil, neyi inşa ettiğiyle ölçülecek. Batı'ya itiraz etmek kolay; zor olan, ona gerçek bir alternatif sunmak. Yeni Delhi Zirvesi bu yolda önemli bir eşiği aştı; ödeme altyapısı, yerel para finansmanı, NDB'nin genişlemesi ve Küresel Güney'in temsili artık somut gündem maddeleri. Çok kutuplu dünya bir slogan olmaktan çıktı, kurumlarıyla, bankalarıyla ve ödeme sistemleriyle inşa ediliyor. Bu dönüşümü doğru okuyan ve zamanında konumlanan ülkeler yeni düzenin kazananları arasında yer alacak. Türkiye'nin bu masada seyirci değil, oyun kurucu olması gerekiyor.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!