Rum yönetiminin kendi aklına göre parsellediği ve dev petrol şirketlerine peşkeş çektiği Doğu Akdeniz doğal gaz yataklarından, Kıbrıs Türklerinin de hakkı bulunan sözde 6. ve 10. Parsellerde yeni gelişmeler var.

İtalyan ENI ve Fransız TotalEnergies şirketleri, Rum yönetiminin kendi keyfine göre parsellediği ve Kronos adını verdiği sözde 6. Parselde nihai yatırım kararı aldı.

Şirketler üretimin 2028 yılında başlayacağını iddia etmesine karşın, bu teknik olarak mümkün görünmüyor.

Çıkarılacak doğal gazın borularla Mısır'a taşınarak orada ENİ petrol şirketine ait sıvılaştırma tesisinde sıvılaştırılması, Mısır'a ait Damietta LNG Terminali üzerinden Avrupa’ya taşınması ve oradaki tesislerde tekrar gaz haline getirilerek tüketiciye ulaştırılması öngörülüyor. Fransız TotalEnergies, yataktan yılda yaklaşık 2,8 milyon ton sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) elde edileceğini ve üretimin iki şirket tarafından yarı yarıya pazarlanacağını açıkladı.

Kıbrıs sahillerinden Mısır'a doğru 185 km uzaklıktaki sözde Kronos yatağında çıkarılabilecek durumdaki rezervlerin 85 milyar metreküpü bulduğu tahmin ediliyor. 

Mısır-Kıbrıs arasının yaklaşık 380 km olduğu dikkate alınırsa şirketlerin derin deniz dibinden yaklaşık 200 km boru hattı döşemesi gerekiyor ki, bunun 1-1.5 yıl içinde inşaası teknik olarak imkansız.

6. Parselin yarısı Türkiye'nin BM'de de tescil ettiği 200 millik kıta sahanlığı içinde yer alıyor.. Sondajlarda buna dikkat ettiler ve Türk Kıta Sahanlığı'ndan uzak durdular.

Ne var ki, sondaj platformları Türk Kıta Sahanlığı dışında kurulsa bile, deniz dibinde doğalgaz yatağı birleşik olduğu için Türk Kıta Sahanlığı içindeki yataktan da gaz çekilmesi söz konusu olacak.

Bir başka deyişle, Türkiye'nin gazı da çalınacak. İsrail ile Rum yönetimi arasında da sözde 12. Parseldeki Afrodit yatağında benzer bir sorun yaşanmış ve İsrail, Rum yönetimini, kendisine ait birleşik yataktan gaz çalmakla suçlayarak kendisi ile bir anlaşma yapmaya zorlamıştı.


ExxonMobil ve QatarEnergy de sahada

Bu arada çok uluslu enerji şirketleri ExxonMobil (ABD) ve QatarEnergy (KATAR) da sondaj yaptığı sözde Pegasus ve Glaucus sahalarındaki doğal gazı üretim için yeterli bulduklarını ve 2033'de üretime başlayacaklarını açıkladılar.

Yataklar, Rum yönetimi tarafından ilan edilen sözde Münhasır Ekonomik Bölgesi'nin (MEB) sözde 10. parselinde yer alıyor. 

Söz konusu sahaların “ticari olarak işletilebilir” olduğuna ilişkin ortak deklarasyon, iki şirketin üst düzey yöneticileri ile Rum yönetimi yetkilileri tarafından Rum Başkanlık Sarayı’nda bir ay kadar önce imzalandı. 

Rum yönetimi başkanı Hristodulidis anlaşmadan duyduğu memnuniyeti ortaya koyarken, ExxonMobil Başkan Yardımcısı John Ardill ise ortak deklarasyonun imzalanmasının “sekiz yıllık çalışmanın sonucu” olduğunu söyledi.

Ardill, “2017 yılında ruhsatların verilmesi, 2019’da ilk keşif, geçen yıl ikinci keşif derken bugün ikinci büyük kilometre taşına ulaştık. Ticari işletilebilirlik ilanı bizi artık arama aşamasından geliştirme aşamasına taşıyor." dedi

Ardill, "Şirketin faaliyet alanlarını 4 ve 10A numaralı blokları da kapsayacak şekilde genişleteceğini ancak kesin sondaj tarihinin belli olmadığını, daha yapılacak teknik çalışmalar olduğunu" belitti.

Ardill, "Glaucus sahasının 2019’da, Pegasus sahasının ise geçen yıl keşfedildiğini, yapılan değerlendirme sondajlarının artık ticari işletilebilirlik ilanına yeterli güven sağladığını, yıl sonuna kadar ilave değerlendirme sondajları yapılacağını, ardından ön mühendislik ve tasarım (FEED) aşamasına geçileceğini, ardından nihai yatırım kararının 2029 yılında alınmasının planlandığını, üretimin ise 2033 yılında başlamasının hedeflendiğini, ancak bu tarihin erkene alınabileceğini" söyledi.

"ExxonMobil’in gazın işlenmesi için Kıbrıs’ta bir sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisi kurup kurmayacağı yoksa Mısır’daki mevcut altyapıyı mı kullanacağı" sorusuna Ardill, "Tüm seçeneklerin değerlendirildiğini, tüm işlemlerin denizde yüzer bir LNG tesisinde gerçekleştirilmesinin de olabileceğini ancak yüzer LNG tesislerinin maliyetinin oldukça yüksek olduğunu, Katar’da olduğu gibi karada LNG tesisi kurulabilmesi için mevcut rezervlerden çok daha büyük gaz miktarlarına ihtiyaç duyulduğunu, bu nedenle en güçlü seçeneğin, mevcut altyapı nedeniyle gazın boru hattıyla Mısır’a taşınması olduğunu, bu konuda Rum yönetimi ile Mısır; Fransız TOTAL ile İtalyan ENİ şirketleri arasında anlaşmalar bulunduğunu, 6 numaralı parselden çıkarılacak doğal gazın ENİ'nin altyapısı kullanılarak Mısır’ın Dimyat kentindeki Segas LNG terminaline taşınmasının ve buradan Avrupa başta olmak üzere uluslararası pazarlara ihraç edilmesinin planlandığını" da söyledi

Kıbrıs Türklerinin hakkı ne olacak?

Kendi kendilerine gelin güvey oluyorlar!

Oysa, söz konusu, sözde 6, 10, 12 gibi yataklar dahil, Doğu Akdeniz'deki tüm yataklarda, adanın iki sahibinden ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki eşit kurucu ortağından biri olan Kıbrıs Türk Halkının da eşit pay ve söz hakkı var. 

Türkiye, garantör ülke olarak, Kıbrıs Türk Halkının haklarını korumakta kararlı olduğunu geçmişte sahada fiilen birçok kez gösterdi.

Dolayısı ile Türkiye ve KKTC'nin, şimdi bu gasp girişimlerine nasıl tepki vereceği çok çok önemli!

Türkiye geçmişte, Rum yönetimi adına sismik araştırma ve sondaj yapan gemilere donanması ile 7 kez müdahale etmiş, onları bölgeden uzaklaştırmış ve Kıbrıs Türklerinin hakkını koruyacak özel bir anlaşma yapılmadan doğalgaz çıkarılmasına izin vermeyeceğini sahada fiilen göstermişti. 


kıbrıs-dogu-akdeniz

2011'de öneri sunduk

Bununla yetinmedi.

Nitekim KKTC 3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu tarafından bu konuda kapsamlı bir öneri de Rum tarafına sunuldu.

24 Eylül 2011'de New York'ta, BM Genel Kurulu marjında BM Genel Sekreteri'ne de iletilen önerinin iki temel ayağı vardı:

1- Adada Kıbrıs sorununun nihai çözümü sağlanıncaya kadar iki tarafın da tek taraflı hidrokarbon arama ve sondaj faaliyetlerini durdurması.

2- Eğer bu kabul edilmezse, BM'nin de katılımıyla iki toplumlu geçici (ad hoc) bir ortak komite kurulması. Bu komitenin:

- Arama ve sondaj faaliyetlerini birlikte yönetmesi,

- Ruhsat ve izinleri ortak onaylaması,

- Elde edilecek gelirlerin nasıl paylaşılacağını belirlemesi 

**

Daha sonra, 29 Eylül 2012'de, Eroğlu bu öneriyi daha da geliştirerek " BM Genel Sekreteri tarafından atanacak bağımsız bir arabulucunun da yer alacağı üçlü bir mekanizma kurulmasını" önerdi.

Bu mekanizmanın amacı, Rum yönetiminin kendi aklına göre verdiği mevcut ruhsatların nasıl ele alınacağını, hidrokarbon gelirlerinin nasıl paylaşılacağını ve bu gelirlerin nasıl kullanılacağını müzakere etmekti.

Ne var ki Rum yönetimi, daha sonra 4. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar tarafından da tekrarlanan bu önerileri, reddetti...

Gasp ettiği ve kendi keyfine göre uluslararası şirketlere peşkeş çektiği yataklarda tek taraflı faaliyetlerine devam etti.

Türkiye ise özellikle 2021'den sonra, donanmamız ile sahada yaptığı fiili engelleme faaliyetlerine son vererek, sadece zaman zaman yaptığı uyarıcı Dışişleri Bakanlığı açıklamaları ile yetindi.

Şimdi 2028'de iddia edildiği gibi sondajlar, üretim ve Mısır'a boru hatlarının döşenmesi başlarsa, Türkiye yine sadece protesto ile mi yetinecek, yoksa 2021 öncesinde yaptığı gibi sahada fiili engelleme mi yapacak?

Yoksa, uluslararası şirketler ile anlaşıp doğal gazın KKTC-Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaştırılması ve Kıbrıs Türklerine de gelir payı verilmesi karşılığında üretime izin mi verecek?

Türkiye ile KKTC arasına döşenecek olan ve tam da 2028 öncesinde bitecek olan stratejik önemdeki Doğalgaz boru hattı, bu açıdan da değerlendirilmeli.

Özetle, Kıbrıs'ta ve Doğu Akdeniz'de dananın kuyruğunun kopacağı karar anı yaklaşıyor.

Ya, 2021 öncesi olduğu gibi, meşru hak ve çıkarlarımızı koruyan onurlu bir duruşla engelleme;

Ya, pastadan hakkımızı ve payımızı almamızı sağlayacak, meşru hak ve çıkarlarımızı koruyan adil bir anlaşma; ya da hakkımızın çalınmasına göz yumma, teslimiyet, taviz ve Doğu Akdeniz'i kaybetme!

Bize yakışan, birinci ve ikinci seçenektir!



HOzxBQwWcAAt6Wz (1)