Türkiye'nin Kıbrıs politikasında iki devletli çözüm, egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü vurgusu sürerken Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın 6 Kasım 2026 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) gerçekleştirdiği çalışma ziyareti yeni değerlendirmeleri beraberinde getirdi.
Ziyaret kapsamında KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Başbakan Ünal Üstel ve Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ile görüşen Fidan, ikili ilişkilerin yanı sıra Kıbrıs meselesindeki son gelişmeleri ele aldı.
Görüşmelerin ardından sosyal medya hesabından açıklama yapan Fidan, Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkının güvenliği, kalkınması ve refahını öncelikli gördüğünü belirtti. Türkiye'nin anavatan ve garantör devlet sıfatıyla desteğini sürdüreceğini ifade eden Fidan, Kıbrıs meselesinde en gerçekçi çözümün Ada'daki iki devletin yan yana var olmasından geçtiğini vurguladı.
Fidan'ın açıklamasını ve ziyaretin zamanlamasını kaleme alan Hüseyin Macit Yusuf ise Türkiye'nin mevcut Kıbrıs politikasında bir değişikliğe işaret eden unsur bulunmadığını belirtti. Bununla birlikte son günlerde yoğunlaşan diplomatik temasların ve yeni geçiş kapıları konusunda yürütülen görüşmelerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
İki devletli çözüm politikasının açık teyidi
Fidan'ın açıklamalarını Türkiye'nin Kıbrıs politikasının temel ilkeleri açısından değerlendiren Hüseyin Macit Yusuf, iki devletli çözüm, egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü vurgularının korunduğuna dikkat çekti.
Yusuf'a göre açıklamada öne çıkan en önemli noktalardan biri, Ada'da iki toplumun federal bir yapı altında birleşmesinden değil, iki ayrı devletin yan yana varlığından söz edilmesiydi.
Yusuf, bu yaklaşımın uzun süredir savunduğu siyasi tezle örtüştüğünü belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Özellikle 'Ada’daki iki devletin yan yana var olması' ifadesi son derece önemlidir. Çünkü burada iki toplumun federal bir çatı altında yeniden birleştirilmesinden değil, Ada’daki iki devletin yan yana varlığından söz edilmektedir."
Değerlendirmesinde Kıbrıs meselesinin tarihsel sürecine de yer veren Yusuf, Kıbrıs Türk halkının 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşit kurucu ortaklarından biri olduğunu hatırlattı.
1963 yılında anayasal ortaklığın fiilen çökmesiyle başlayan sürecin, Kıbrıs Türk halkının kendi siyasi kurumlarını oluşturmasına ve 1983 yılında KKTC'nin ilanına uzandığını ifade etti.
Yusuf, bugün KKTC'nin parlamentosu, hükümeti ve devlet teşkilatıyla varlığını sürdürdüğünü belirterek kalıcı çözüm arayışlarında bu siyasi ve kurumsal yapının göz ardı edilemeyeceğini savundu.
Fidan'ın Türkiye'nin "Anavatan ve Garantör Devlet" sıfatına yaptığı vurguya da değinen Yusuf, bu ifadenin 1960 Garanti Antlaşması'na dayanan garantörlük statüsü açısından önem taşıdığını kaydetti.
Sosyal medya açıklamasından politika değişikliği sonucu çıkarılamaz
Hüseyin Macit Yusuf, Fidan'ın açıklamasında yer almayan bazı başlıklar üzerinden Türkiye'nin Kıbrıs politikasında değişiklik olduğu sonucuna varılmasının doğru olmayacağını belirtti.
Yusuf, söz konusu açıklamanın kapsamlı bir diplomatik belge veya ortak deklarasyon olmadığını, sosyal medya üzerinden kamuoyuna verilen kısa bir siyasi mesaj niteliği taşıdığını hatırlattı.
Bu nedenle Türkiye'nin Kıbrıs politikasının bütün unsurlarının açıklamada tek tek sıralanmasının beklenmemesi gerektiğini ifade etti.
Yusuf, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti:
"Örneğin KKTC’nin uluslararası tanınmasına yönelik doğrudan bir çağrı yapılmamış, federasyon müzakerelerine dönülmeyeceği ayrıca belirtilmemiş, Türk askerinin Ada’daki varlığının devamına ilişkin özel bir ifade kullanılmamıştır. Ancak bunlardan Türkiye’nin söz konusu politikalarından vazgeçtiği sonucu çıkarılmamalıdır."
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı KKTC'nin tanınması çağrılarını da hatırlatan Yusuf, Fidan'ın mesajında bu çağrıların tekrar edilmemesinin diplomatik bir geri adım olarak yorumlanamayacağını savundu.
Yusuf ayrıca egemen eşitlik ve eşit uluslararası statünün tescili ile diplomatik tanınmanın birbiriyle bağlantılı ancak hukuken farklı süreçler olduğuna dikkat çekti.
KKTC'nin uluslararası tanınmasının ayrı bir diplomatik hedef olması gerektiğini belirten Yusuf, görüşünü şu sözlerle ifade etti:
"KKTC’nin uluslararası tanınması, belirsiz müzakerelerin sonunda elde edilmesi umulan bir ödül değil, bağımsız bir diplomatik hedef olmalıdır."
Fidan’ın KKTC ziyaretinin zamanlaması tesadüf mü?
Yusuf'un değerlendirmesinde yalnızca Fidan'ın açıklamalarının içeriği değil, KKTC ziyaretinin gerçekleştiği tarih de öne çıktı.
Ziyaretin, Kıbrıs meselesinde diplomatik temasların hızlandığı ve 9 Kasım Pazartesi günü yapılması öngörülen üçlü görüşmenin hemen öncesine denk gelmesi, görüşmeler arasında bağlantı bulunup bulunmadığı sorusunu gündeme taşıdı.
Diplomatik temasların 3 Kasım'da başlayan sürecini ele alan Yusuf, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin'in Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri ile yaptığı görüşmeyi hatırlattı.
Holguin, bu görüşmede Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay'dan gelen bir mesajın kendisine iletildiğini açıklamıştı.
Söz konusu mesaj daha sonra Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis'e aktarılırken içeriği kamuoyuyla paylaşılmadı.
Bu gelişmeyi 5 Kasım'da Hristodulidis'in yaptığı açıklama izledi. Hristodulidis, Holguin'in kendisine hafta sonu bazı somut gelişmeler yaşanabileceği ihtimalinden söz ettiğini belirtti.
Bir gün sonra, 6 Kasım'da Hakan Fidan KKTC'ye giderek Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Başbakan Ünal Üstel ve Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ile görüştü.
Yusuf, bu kronolojik sıralamanın ziyaretin diplomatik süreçle bağlantılı olabileceği yönünde sorular doğurduğunu ifade etti.
Fidan'ın ziyaretinin önceden planlanmış olabileceğini de belirten Yusuf, değerlendirmesinde şu soruyu yöneltti:
"Ankara’dan Holguin’e iletilen mesajın içeriği neydi ve Hakan Fidan’ın KKTC ziyareti bu mesajla bağlantılı mıydı?"
Yeni geçiş kapılarında uzlaşma mı sağlandı?
Ada'daki diplomatik temasların önemli gündem maddelerinden birini güven yaratıcı önlemler ve yeni geçiş kapılarının açılması oluşturuyor.
Bu kapsamda Haspolat, Akıncılar-Limya, Kiracıköy-Gaziler-Eğlence bağlantısı ve Kambo-Gemikonağı güzergâhları üzerinde farklı önerilerin değerlendirildiği basına yansıdı.
Mayın temizliğinin de görüşülen konular arasında bulunduğu belirtilirken taraflar arasında bir uzlaşmaya varılıp varılmadığı henüz netlik kazanmadı.
Hüseyin Macit Yusuf, Holguin'in taraflardan kısa süre içerisinde yanıt beklemesi, Hristodulidis'in hafta sonuna işaret eden açıklaması ve Fidan'ın KKTC ziyaretinin aynı döneme denk gelmesinin geçiş kapıları konusunda ilerleme sağlanmış olabileceği yönündeki değerlendirmeleri gündeme getirdiğini belirtti.
Ancak bu konuda kesinleşmiş ve kamuoyuna duyurulmuş bir anlaşma bulunmadığını vurguladı.
Yusuf, olası bir mutabakatın şartlarının açıklanması gerektiğini belirterek daha önce reddedilen güzergâhların yeniden gündeme alınıp alınmadığının ve tarafların karşılıklı, dengeli bir düzenleme üzerinde uzlaşıp uzlaşmadığının önem taşıdığını ifade etti.
Bu noktada Yusuf'un üzerinde durduğu bir diğer konu ise yeni bir diplomatik toplantının önünü açmak amacıyla önceki tutumlarda değişikliğe gidilip gidilmediği oldu.
Sırf 5+1 toplantısı yapılsın diye taviz verilmemelidir
Yeni geçiş kapıları konusunda yürütülen temasların genişletilmiş 5+1 toplantısıyla olası bağlantısını da ele alan Hüseyin Macit Yusuf, KKTC'nin 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar dönemindeki görüşmeleri hatırlattı.
Yusuf, söz konusu dönemde yeni geçiş kapılarına ilişkin bazı öneriler, güzergâhlar ve güvenlik gerekçeleri üzerinde anlaşma sağlanamadığını belirtti.
Aynı konuların yeniden değerlendirilmesinin mümkün olduğunu ifade eden Yusuf, şartların değişmiş olabileceğini veya karşılıklı çıkarları gözeten farklı bir uzlaşma zemininin oluşabileceğini kaydetti.
Ancak daha önce kabul edilmeyen bir önerinin bugün farklı bir kararla sonuçlanması halinde bunun gerekçelerinin kamuoyuna açıklanması gerektiğini savundu.
Yusuf, özellikle genişletilmiş 5+1 toplantısı için verilebilecek olası tavizlere dikkat çekerek şunları söyledi:
"Özellikle sırf genişletilmiş 5+1 toplantısının yapılabilmesi veya diplomatik süreçte ilerleme görüntüsü verilmesi amacıyla tek taraflı ödünler verilmesi, ciddi siyasi tartışmaları beraberinde getirecektir."
Görüşmelerin yapılmasının tek başına diplomatik başarı olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Yusuf, toplantıların hangi siyasi zeminde gerçekleştiğinin ve Kıbrıs Türk halkının haklarına nasıl katkı sağlayacağının önemli olduğunu ifade etti.
Yeni geçiş kapılarının günlük yaşamı kolaylaştırabileceğini, ekonomik ilişkileri geliştirebileceğini ve iki taraf arasındaki temaslara katkıda bulunabileceğini belirten Yusuf, bunların Kıbrıs meselesinin kapsamlı çözümünün yerini alamayacağını savundu.
Federasyon defteri yeniden açılmamalıdır
Kıbrıs meselesinde geçmiş müzakere süreçlerini de değerlendiren Hüseyin Macit Yusuf, 2004 Annan Planı referandumları ve 2017 Crans-Montana görüşmelerinin sonuçsuz kalmasına dikkat çekti.
Yusuf'a göre yarım asrı aşan müzakere deneyimi, geçmiş yöntemlerin yeniden değerlendirilmesini gerekli kılıyor.
Federal çözüm arayışlarının karşılaştığı siyasi sorunlara işaret eden Yusuf, Kıbrıs Türk halkının yeniden ucu açık federasyon müzakerelerine yönlendirilmemesi gerektiği görüşünü dile getirdi.
Bununla birlikte Ada'daki iki taraf arasında günlük hayatı kolaylaştıracak teknik görüşmelerin sürdürülebileceğini belirtti.
Ticaret, sağlık, çevre, enerji ve diğer ortak ihtiyaçlara ilişkin temasların mümkün olduğunu ifade eden Yusuf, bu görüşmelerin kapsamlı siyasi çözüm müzakerelerinden ayrı tutulması gerektiğini vurguladı.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin silahlanma faaliyetleri ve Doğu Akdeniz'deki askerî gelişmelere de değinen Yusuf, Türkiye'nin etkin ve fiilî garantisinin korunmasının önem taşıdığını savundu.
Yusuf, güvenlik, egemenlik ve uluslararası statü konularının günlük iş birliği düzenlemeleriyle aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
Pazartesi günkü üçlü görüşme neyi ortaya koyacak?
Kıbrıs meselesinde son günlerde yaşanan diplomatik hareketliliğin ardından gözler 9 Kasım Pazartesi günü yapılması öngörülen üçlü görüşmeye çevrildi.
KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis ve BM temsilcisi Maria Angela Holguin'in bir araya gelmesi bekleniyor.
Hüseyin Macit Yusuf, bu görüşmenin son temasların hangi yönde ilerlediğini ortaya koyması açısından önem taşıdığını belirtti.
Yusuf'a göre görüşmede yalnızca yeni geçiş kapılarının mı ele alınacağı, yoksa kapsamlı müzakerelerin yeniden başlatılmasına ilişkin yeni bir yöntemin mi gündeme geleceği dikkatle takip edilmeli.
Hristodulidis'in görüşmelerin yalnızca güven yaratıcı önlemlerle sınırlı olmadığı, müzakere yöntemi ve Kıbrıs meselesinin özüyle ilgili konuları da kapsadığı yönündeki açıklamasına değinen Yusuf, toplantının kapsamına ilişkin belirsizliklerin sürdüğünü ifade etti.
Yusuf, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
"Fidan’ın ziyaretinin zamanlaması birtakım soruları beraberinde getirmiştir. Ancak bunların cevabı varsayımlarda değil, üçlü görüşmenin sonuçlarında ve tarafların açıklayacağı somut mutabakatlarda aranmalıdır."
Yusuf, Kıbrıs Türk tarafının hangi siyasi zeminde ilerleyeceğinin önem taşıdığını belirterek görüşmelerin sayısından çok egemenlik haklarının ve uluslararası statünün nasıl korunacağına odaklanılması gerektiğini savundu.
Diplomatik söylem somut adımlarla desteklenmelidir
Hüseyin Macit Yusuf'un değerlendirmesinde öne çıkan bir diğer başlık ise Türkiye'nin iki devletli çözüm politikasının uluslararası diplomasiye nasıl yansıtılacağı oldu.
Yusuf, KKTC'nin uluslararası tanınmasına yönelik atılacak adımların ve Türk Devletleri Teşkilatı başta olmak üzere uluslararası platformlarda KKTC'nin konumunu güçlendirecek girişimlerin önemine dikkat çekti.
Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların aşılması için hangi somut adımların atılacağının da açıklığa kavuşması gerektiğini ifade etti.
Yusuf'a göre egemen eşitlik ve eşit uluslararası statüye ilişkin siyasi ilkelerin diplomatik uygulamalara dönüşmesi, bundan sonraki dönemde izlenmesi gereken temel konular arasında bulunuyor.
Bu çerçevede iki devletli çözüm politikasının yalnızca açıklamalar üzerinden değil, KKTC'nin uluslararası konumunu güçlendirecek somut gelişmeler üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Sonuç: Politikada sapma işareti yok, ziyaretin zamanlaması ise sorgulanmalı
Fidan'ın 6 Kasım tarihli açıklamasını ve KKTC ziyareti öncesindeki diplomatik temasları birlikte değerlendiren Hüseyin Macit Yusuf, Türkiye'nin iki devletli çözüm politikasından uzaklaştığını gösteren açık bir ifade bulunmadığını belirtti.
Yusuf, açıklamada iki devletin yan yana varlığı, egemen eşitlik, eşit uluslararası statü ve Türkiye'nin garantörlüğünün vurgulandığını hatırlattı.
Bununla birlikte ziyaretin zamanlaması, Holguin'e iletilen mesajın içeriği ve Hristodulidis'in hafta sonuna ilişkin açıklamalarının yanıt bekleyen sorular oluşturduğunu ifade etti.
Özellikle yeni geçiş kapıları konusunda bir anlaşma sağlanması halinde bunun hangi şartlarda gerçekleştiğinin açıklanması gerektiğini savundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler kürsüsünden yaptığı KKTC'nin tanınması çağrılarının sürekli diplomatik girişimlerle desteklenmesi gerektiğini belirten Yusuf, Türkiye'nin açıkladığı siyasi ilkelerle atılacak adımlar arasında tutarlılık bulunmasının önemine dikkat çekti.
Yusuf, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
"KKTC’nin egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası tanınmasıdır. KKTC vardır, yaşayacaktır. Hedef, bu varlığın uluslararası alanda tanınmasıdır."
Kıbrıs meselesinde bundan sonraki süreçte 9 Kasım'da yapılması öngörülen üçlü görüşmenin sonuçları takip edilecek. Yeni geçiş kapıları konusunda bir uzlaşmaya varılıp varılmadığı, görüşmelerin kapsamı ve tarafların müzakerelerin geleceğine ilişkin açıklamaları, son dönemdeki diplomatik temasların somut sonuçlarını ortaya koyacak.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!