Etiket: Osmanlı Devleti

"Osmanlı Devleti" etiketine ait 137 haber bulundu.

9 Temmuz 2021, 17:48

Piri Reis Kimdir?

Osmanlı denizcilik tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Piri Reis, Amerika kıtasını gösteren dünya haritaları ve Kitab-ı Bahriyye isimli kitabıyla dünya tarihine yön veren isimlerden bir tanesidir. Fatih Sultan Mehmet, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde yaşamış, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerine damga vurmuş olan Piri Reis, çizmiş olduğu iki dünya haritası günümüzde mevcut olan en eski dünya haritasıdır. Kitab-ı Bahriyye denizcilerin elinden düşürmediği bir rehber kitap olmuştur. Yabancı dillerde tam ve kısmî tercümeleri bulunmaktadır.16. YÜZYILA DAMGA VURAN İSİM: PİRİ REİSKanuni Sultan Süleyman döneminde Akdeniz’in bir Türk gölü haline getirilmesi, Süveyş Kanalı gibi projeleriyle döneminin çok ilerisinde olan Piri Reis, Portekiz ve İspanyolların Hint ve Atlas Okyanusu seferlerini dikkatlice izlemiştir. Bu seferlerden yola çıkarak 1529 tarihinde çizdiği ikinci harita da Atlas Okyanusunun kuzeyini, Kuzey ve Orta Amerika kıyılarını ayrıntılı bir şekilde haritasına aktarmıştır. Piri Reis’in çizmiş olduğu bu iki harita insanlık tarihi açısından da oldukça önemlidir. Çünkü 16. yüzyıldan önce hiçbir denizci ve bilim adamı dünya haritasını bu kadar eksiksiz bir şekilde çizebileceği bir noktaya getirememiştir.PİRİ REİS KİMDİR?Tam adı Piri Muhyiddin b. Hacı Mehmed olan ve küçük bir sahil kasabası olan Gelibolu'da 1465-1470 yılları arasında doğduğu tahmin edilen Piri Reis, 11 yaşına kadar burada yaşadı. Erken yaşta okuma ve yazmayı öğrenen Piri Reis, daha sonra denizciliği öğrendiği amcası Kemal Reis'in gemilerinde çalışmaya başladı. Piri Reis, amcasının yanında 14 yıl her türlü mesleki bilgi ve beceriyi kazandı. O dönem gemicilerinin üstün özellikleri arasında görülen korsanlıkla birlikte devlet görevinde de bulunan Piri Reis, bu yıllara ait bilgiler ile amcası Kemal Reis'le dolaştığı yerleri ve tarihi olayları daha sonra yazdığı "Kitab-ı Bahriyye"de anlattı.Piri Reis, 1486'da Gırnata'daki Müslüman halkın Tunus, Mısır ve Osmanlı Devleti'nden yardım istemesi üzerine amcasının gemileriyle bu Müslümanları Afrika'ya taşıdığı 1487-1493'te deniz üzerinde pek çok araştırma ve çalışma gerçekleştirdi. Amcası Kemal Reis ile batı Akdeniz kıyılarında ve çeşitli adalarda korsanlık yapan, diğer korsanlara karşı üstünlük sağlayan, gemilerine el koyan ve bölgeyi kış aylarında liman yeri olarak kullanarak bu süreçte Cezayir, Tunus ve Bona limanlarında kalan Piri Reis, bulundukları yerlerin ve bölgedeki adaların fiziki bilgilerini ve kimlere ait olduğunu not aldı.OSMANLI DEVLETİ HİZMETİNE NE ZAMAN GİRDİ?1480'li yıllarda Osmanlı Devleti'nin başına geçen Fatih Sultan Mehmet'in oğlu II. Bayezid, tüm dikkatini fetih ve büyümeye verdiği için kara ve deniz gücünü kuvvetlendirmek amacıyla korsanlık yapan Türk gemilerini devlet yönetimi altına toplayarak, Kemal Reis'i, gemilerini ve deniz askerlerini de huzuruna davet etti.Kemal Reis, II. Bayezid’in huzuruna, Kara Hasan ve Piri Reis ile çıktı ve kendi gemileriyle oluşturduğu deniz gücüyle 1494'te Osmanlı Devleti'nin hizmetine girerek, bu oluşuma deneyimleriyle güç kattı. Osmanlı Devleti’nin hizmetine girmesinin ardından 1499-1502 yılları arasında meydana gelen deniz savaşları sırasında ünü duyulan Piri Reis, dönemin Kaptan-ı Derya'sı Davut Paşa'nın filosundaki bir savaş gemisinin komutanı oldu. Venedik ile 1500-1502 tarihlerinde yapılan savaşlarda Piri Reis'in hizmet ve başarıları dikkati çekti.Kuzey Afrika’da ve Endülüs’teki Müslümanların korunması ve İspanya sahillerine düzenlenen akınlarda Portekizliler’e karşı Memlükler’e yardım için sevk edilen asker, mühimmat ve top yüklü filoyu Mısır’a elçilikle birlikte götüren amcasının yanında yer aldı. 1511 yılında Kemal Reis’in ölümüyle Piri Reis’in hayatında yeni bir dönem başladı ve bir süre denizciliğe ara vererek Gelibolu'ya döndü. Amcasının ölümünün ardından dünya haritasına yoğunlaşan Piri Reis'in önceki yıllarda tuttuğu notlardan hazırladığı "Kitab-ı Bahriyye" adlı eseri önemli bir denizcilik kılavuzu olarak kabul edildi.KİTAB-I BAHRİYYE’Yİ SULTAN SELİME TAKDİM ETTİYavuz Sultan Selim'in Mısır seferini gerçekleştirdiği 1516-1517 yıllarında İskenderiye'yi ele geçiren donanmada komutanlık görevi verilen Piri Reis, donanmadan ayrılarak bir filo ile Nil yolundan Kahire'ye giderek, buranın da haritasını yaptı ve bölge hakkında tarihi ve coğrafi bilgiler edindi. Piri Reis, 1517'de Mısır'ın, Osmanlı topraklarına katılmasıyla İskenderiye'ye bir filo ile giden Yavuz Sultan Selim ile şahsen tanışma fırsatını buldu ve daha önce hazırladığı dünya haritasını padişaha hediye etti.Mısır seferinden sonra tekrar Gelibolu'ya dönen Piri Reis, burada bilimsel çalışmalarına devam etti. Piri Reis, 1520'de Yavuz Sultan Selim’in ölümü ile oğlu Kanuni Sultan Süleyman'ın Osmanlı tahtına geçmesiyle birlikte başlayan ve büyük fetihlere imza atan Osmanlı Devleti'nde çalışmalarını sürdürerek, bu dönemde Rodos'un fethini gerçekleştiren büyük donanmada da görev aldı. Kanuni Sultan Süleyman’ın 1524'te Sadrazam Pargalı İbrahim Paşa'nın Mısır'a gitmesi sırasında paşaya eşlik etmesiyle yola çıkan Piri Reis, yolda yaşadıkları fırtına ve sorunlar nedeniyle uzayan yolculukta, Sadrazam Pargalı İbrahim Paşa tarafından daha yakından tanındı. Piri Reis, yolculuk sırasında "Kitab-ı Bahriyye" eserinin ilk çalışmaları hakkında sadrazama bilgi verdi ve onun önerisi üzerine çalışmaları kitap haline getirdi. Piri Reis'in önemli bir denizcilik kılavuzu olarak kabul edilen Kitab-ı Bahriyye eseri, Pargalı İbrahim Paşa aracılığıyla Kanuni Sultan Süleyman'a da takdim edildi. Böylece devlet çalışmalarında aktif rol alan Piri Reis, Hint Beylerbeyliği (Kızıl Deniz, Umman Denizi ve Basra Körfezi Amiralliği) ve daha birçok önemli denizcilik görevinde bulundu.PİRİ REİS HARİTASIPiri Reis Haritası, Amerika kıtasnı gösteren en eski haritalardan biri olarak kabul edilmektedir. Osmanlı İmparatorluğunu Amiral'i Piri Reis tarafından 1513 yılında çizildi. Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarıyla birlikte Güney Amerika'nın doğu kıyılarını göstermektedir. Kristof Kolomb'un dahil 20 farklı kaynağın bütünleştirilmesiyle yaratılır. Piri Reis ikinci bir harita daha yapar. Bu haritanın tarihi 1528'dir. Harita 1929 yılında Topkapı Sarayı'nın müzeye çevrilme çalışmaları sonucunda keşfedilir. Haritadaki kenar notları 1954 yılında Afet İnan tarafından Türkçe'ye çevrilir. Amerika'yı gösteren en eski harita olduğu anlatılsa da ondan önce birkaç harita daha yapılır. PİRİ REİS NEDEN VE NASIL ÖLDÜ?Piri Reis'in, 1552'de ikinci kez çıktığı Mısır seferinin son durağı Basra, hayatının en kritik zamanlarını ve hayatının en acı günlerini yaşamasına sebep olan gelişmeleri beraberinde getirdi. Gemilerinin ihtiyacını gidermesi, onarım ve bakımlarının yapılması ve askerlerin dinlenmesi için donanmayı Basra'da bırakarak ganimet yüklü gemilerle Mısır'a gelen Piri Reis, Basra Beylerbeyi Kubat Paşa ile Mısır Beylerbeyi Mehmet Paşa'nın tutumları nedeniyle hapsedilerek, Kanuni Sultan Süleyman'a şikayet edildi. Piri Reis, şikayetler sonucunda hizmette kusur ile suçlanarak, 80 yaşını aştığı bir dönemde, 1554'te idam edildi.PİRİ REİS’İN ESERLERİPiri Reis, denizcilik alanında zamanının en önemli bilim adamları arasında yer aldı. Ana dili dışında Rumca, İtalyanca, İspanyolca ve Portekizce bilen Piri Reis, dünya haritasını hazırlarken, bu dillerden istifade ettiğini ve eserlerden yararlandığını yazdı.1521 ve 1525 tarihli olan "Kitab-ı Bahriye" adını taşıyan eseriyle Ege ve Akdeniz kılavuzu olarak tanımlanan Piri Reis, farklı zamanlarda Ege, Adriyatik, İtalya, Fransa, İspanya ve Tunus limanlarında inceleme yapma fırsatı buldu ve buralara ilişkin notlarında tarih, coğrafya ve denizlerle ilgili ayrıntılı bilgilere yer verdi. Piri Reis'in "Kitab-ı Bahriye" adlı eserinin asıllarından kopya edilmiş nüshaları İstanbul, Berlin, Dresden, Bolonya, Paris, Viyana ve Londra'daki özel ve devlet kütüphanelerinde yer aldı. Piri Reis ayrıca, günümüzde asıl ve kopyalarının parçalanmış halde nüshalarının mevcut olduğu "Dünya Haritası" isimli eserinde, 1513'te birincisini, 1528'de ise ikincisini hazırladığı dünya haritalarını renkli olarak deri üzerine yaptı. Denizcilik tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Piri Reis zamanın çok ilerisinde bir denizci olarak tarihe geçmiştir.Cezayir fatihi Oruç Reis haberimize buradan ulaşabilirsiniz.

7 Temmuz 2021, 17:36

Evliya Çelebi Kimdir, Neden Seyahat Etmeye Başlamıştır, Yurt Dışında Hangi Ülkeleri Gezmiştir?

Türk edebiyatında gezi türündeki ilk ve en önemli eseri ile bilinin ünlü Türk gezgin Evliya Çelebi, bilinen dünyanın birçok noktasında bulunmuştur. Avrupa, Asya ve Afrika’ya seyahat eden Evliya Çelebi, yaklaşık elli yıl boyunca dünyayı gezmiş ve bu gezisi sırasında da gezi notlarını kaleme almıştır. Ardından bu notlarını ‘Seyahatname’ adlı 10 ciltlik eserinde toplayarak Türk edebiyatının ilk ve en önemli gezi kitabını yazmıştır. Birçok araştırmaya ve projeye konu olan Evliya Çelebi, Seyahatname kitabından dolayı ilk Türk ‘gazeteci’ unvanı günümüzdeki akademisyenler tarafından kendisine verilmiştir.EVLİYA ÇELEBİ GERÇEK Mİ?Evliya Çelebi hakkında bilinenler 10 ciltlik muazzam eserleri olan Seyahatname kitabında bilinenlere dayanıyor. Tam ve gerçek adı belli değildir. Evliya Çelebi adı muhtemelen lakabından gelmekte olup hocası İmam Evliya Mehmed Efendi’ye nispetle alınmış olmalıdır. Kırk yılı aşkın bir süre boyunca hemen hemen bütün Osmanlı ülkesini ve diğer memleketleri dolaşarak Türk kültür tarihinde örneğine rastlanmayan büyük bir seyahatname kaleme almış ve günümüzde önemi giderek artan bu eseriyle adeta bütünleşmiştir.Seyahatname adlı eserinde verdiği bilgilere göre, 25 Mart 1611 yılında İstanbul Unkapanı’nda doğdu. Babası Derviş Mehmed Zilli, sarayda kuyumcubaşıydı. Evliya Çelebi'nin ailesi Kütahya'dan gelip İstanbul'un Unkapanı yöresine yerleşmişti. Eserinde çoğunlukla mübalağalı haberler vermekten hoşlanan Evliya Çelebi, dünyaya geldiğinde evlerinde yetmiş kadar ulema ve meşayih bulunduğunu, onların manevi yardımlarından dolayı macera dolu hayatında her türlü dert ve sıkıntıdan kolayca kurtulduğunu belirtir. Bunlar herhalde babasının tanınmış bir kişi olduğunu anlatmak için yazmıştır.HAYATIEvliya Çelebi’nin hayatı ile ilgili ayrıntıları yine kendi kitabı olan Seyahatnamesinden öğreniyoruz. Evliya Çelebi, babası Derviş Mehmed Zilli’nin Kıbrıs’ın fethine katıldığını ve Magosa’nın anahtarlarını takdim ettiğini de eserinde ifade etmiştir. Ayrıca I. Ahmed devrinde Kabe’nin oluklarını bizzat imal ederek surre emanetiyle Hicaz’a götürdüğünü, Sultan Ahmed Camii’nin kapı ve pencere tezyinatı işlerinde çalıştığını, böylece I. Ahmed’in takdirini kazanarak musahib-i şehriyariliğe kadar yükseldiğini de kaydeder.İyi bir eğitim alan Evliya Çelebi, Şeyhülislam Hamid Efendi Medresesi’nde yedi yıl kadar derslere devam ettiği gibi hocası Evliya Mehmed Efendi’den de hıfza çalıştı Babasından hattatlık öğrenen Evliya Çelebi, tecvid, nahiv dersleri aldı, Kuran'ı ezberleyerek hafız oldu ve musiki ile ilgilendi. Enderun’da eğitim alan Evliya Çelebi, dayısı Melek Ahmed Paşa'nın aracılığıyla Sultan IV. Murad'ın hizmetine girdi. IV. Murad'ın vefatına kadar Topkapı Sarayı’nda zeka ve güzel konuşma kabiliyeti sayesinde sultanın takdirini kazandı. Bu yüzden çok yüksek görevlere getirilmesi düşünülüyordu.EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMEİlk seyahat heyecanını babasının ve arkadaşlarının seyahatlerini dinlediği çeşitli seyahat maceralarında yaşayan Evliya Çelebi, bu maceraların kendisine ilham verdiğini de ifade eder. Kendi seyahat sebebini de eserinde anlatan Evliya Çelebi Seyahatname’nin girişinde bir gece rüyasında Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed'i gördüğünü, ondan "şefaat ya Resulallah" diyerek şefaat isteyecek yerde, şaşırıp "seyahat ya Resulallah" dediğini, bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz ‘in ona gönlünün uyarınca gezme, uzak ülkeleri görme imkanı verdiğini yazar.Evliya Çelebi bu rüya üzerine 1635'te, önce İstanbul'u semt semt dolaşarak bu bölgeler hakkında duyduklarını gördüklerini yazmaya başlar. İstanbul dışına yaptığı ilk seyahatini ise 1640’larda Bursa’ya yapar. Ardından Kütahya, Manisa ve İzmit seyahatinin ardından en uzak seyahatini Trabzon’a yapar.  1641'de Kırım'a Bahadır Giray'ın yanına gitti. Yakınlık kurduğu kimi devlet büyükleriyle uzak yolculuklara çıktı, savaşlara, mektup götürüp getirme göreviyle, ulak olarak katıldı.Bu seyahatinde İstanbul’a dönerken şiddetli bir fırtınaya tutulan ve batma tehlikesi geçirmesinden sonra yaklaşık 4 yıl boyunca İstanbul’da kalır. 1645'te Yanya'nın alınmasıyla sonuçlanan savaşta, Yusuf Paşa'nın yanında görevli bulundu.1646'da Erzurum Beylerbeyi Defterdarzade Mehmet Paşa'nın muhasibi oldu. Doğu illerini, Azerbaycan'ın, Gürcistan'ın kimi bölgelerini gezdi. Bir ara Revan Hanı'na mektup götürüp getirmekle görevlendirildi, bu sebeple Gümüşhane, Tortum yörelerini dolaştı.EVLİYA ÇELEBİ NE ZAMAN ÖLDÜ?1648'te İstanbul'a dönerek Mustafa Paşa ile Şam'a gitti, üç yıl bölgeyi gezdi. 1651'den sonra Rumeli'yi dolaşmaya başladı, bir süre Sofya'da bulundu. İstanbul’a döndükten sonra İç Anadolu, Doğu Anadolu, İran ve Bağdat yörelerini gezen Evliya Çelebi, 1657 - 1670 arasında Kazak, Erdel, seferlerine katıldı, Uyvar Kalesi’nin fethinde bulundu Kırım Han’ın bazı seferlerinde bulundu. Bu sırada Kırım ve bölgesini, Kafkasya, Rumeli, İsveç Hollanda, Macaristan, Girit, Avusturya, Arnavutluk, Teselya, Kandiye, Gümülcine, Selanik yörelerini gezdi.1670 yılında İstanbul’a dönerek Hac vazifesini yerine getirmek üzere tekrar seyahate çıktı. Mayıs 1571 yılında Hacca gitmek için Anadolu’dan başlayarak Rodos adaları, Güney Anadolu şehirleri, Suriye ve Şam’da geçerek Hacca gitti. Hac vazifesini yerini getirdikten sonra Mısır’a geçen Evliya Çelebi, Mısır’da iken Emir Özbek Bey ile dostluk kurmuş ve yazdığı 10 cilt onun koleksiyonuna intikal etti. Ancak eserin yazmaları, I. Mahmud devrinin meşhur Kızlar Ağası Hacı Beşir Ağa’ya hediye edilmek üzere İstanbul’a getirilmiştir. Seyahatname’nin 10. cildi eksik bir şekilde birdenbire bitmiştir. Bundan dolayı da Evliya Çelebi’nin eserini bir sonuca bağlayamadan vefat ettiği tahmin edilmektedir. Vefat yeri ve tarihi hakkında da kesin bilgi yoktur.EVLİYA CELEBİ HAKKINDA BİLİNMEYENLEREvliya Çelebi’nin ölüm tarihi üzerinde duran M. Cavid Baysun, Seyahatname’nin 10. cildinin sonlarındaki bilgilerden hareketle önce bunun 1682 civarında olabileceğini yazdı. Ancak daha sonra bu bilgiyi düzelterek Evliya Çelebi’nin muhtemelen II. Viyana Kuşatmasında 1684 yılında hayatta olduğunu ifade etti. Diğer bir iddia da Evliya Çelebi’nin Mısır’dan İstanbul’a döndükten sonra öldüğüne, mezarının Meyyitzade kabri civarındaki aile kabristanında bulunduğudur.SEYAHATNAME ÖZELLİKLERİEvliya Çelebi hiç evlenmemiştir. Eserindeki bilgilerden iyi ata bindiği, iyi cirit oynadığı, gayet çevik ve hareketli bir insan olduğu, herkesle iyi geçindiği, hoşsohbet, nüktedan olup katıldığı meclislerde sözünü dinlettiği anlaşılıyor. Hayatını seyahate vakfeden Evliya Çelebi, seyahatlerine yardımcı olması için zaman zaman mektup götürüp getirmek, köyleri tahrir etmek, vergi toplamak gibi görevleri kabul etti.Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde gezip gördüğü yerleri kendi üslûbu ile anlatmaktadır. Evliya Çelebi'nin 10 ciltlik Seyahatnamesi, bütün görmüş ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler içermektedir. Eser bu yönden Türk Kültür tarihi ve gezi edebiyat açısından önemli bir yere sahip olmuştur. 42 yıl boyunca yaptığı seyahatleri 10 cilt olan Seyahatname eserinde ele almıştır. Bu seyahatler tarihleri ve kitabındaki cilt numarası sırasıyla şunlardır:EVLİYA ÇELEBİ NERELERİ GEZDİ?Evliya Çelebi yaklaşık 50 yılı kapsayan bir zaman dilimi içinde gezdiği yerlerde toplumların yaşama düzenini ve özelliklerini yansıtan gözlemler yapmıştır. Bu geziler yalnız gözlemlere dayalı aktarmaları, anlatıları içermez, araştırıcılar için önemli inceleme ve yorumlara da olanak sağlar. Seyahatname'nin içerdiği konular, belli bir çalışma alanını değil, insanla ilgili olan her şeyi kapsar. Üslup bakımından ele alındığında, Evliya Çelebi'nin, o dönemdeki Osmanlı toplumunda, özellikle divan edebiyatında yaygın olan düzyazıya bağlı kalmadığı görülür.I. Cilt: İstanbul ve civarıII. Cilt: Nisan 1640'ta yaptığı Buca, Batum, Trabzon, Kafkasya, Girit seferi, 1645'te Erzurum, Azerbaycan ve GürcistanIII. Cilt: Şam - Suriye, Filistin - Urmiye, Sivas, El-Cezire, Ermenistan, Rumeli (Bulgaristan ve Dobruca)IV. Cilt: Van, Tebriz, Bağdat, Basra seyahatiV. Cilt: Van, Basra seyahatinin sonu, Oçakov seyahati, Rakoçzi'ye karşı sefer, Rusya seferi, Anadolu asilerine karşı hareket, Çanakkale yolu ile Bursa'ya avdet, Boğdan'a gidiş, Transilvanya seyahati, Bosna'ya gidiş, Dalmaçya seferi, Sofya'ya avdetVI. Cilt: Transilvanya seferi, Arnavutluk'a gidiş, İstanbul'a avdet. Macar seferi, Uyvar'ın muhasarası, müellifin 40.000 Tatarla, Avusturya, Almanya, Flemenk'e ve Baltık Denizi'ne kadar gitmesi. Uyvar'ın zaptı, Belgrad'a avdet. Hersek'e gönderilmesi, Raguza seyahati, Karadağ seferi, Kanija seferi ve Kanizsa-Hırvat memleketiVII. Cilt: Avusturya, Kırım, Dağıstan, Deşt-i Kıpçak, EsterhanVIII. Cilt: Kırım, Girit, Selanik, RumeliIX. Cilt: Garbi Anadolu, Suriye, Mekke ve Medine seyahatiX. Cilt: Mısır1630 - İstanbul ve çevresi1640 - Anadolu, Kafkaslar, Girit ve Azerbeycan1640 - Suriye, Filistin, Ermenistan ve Rumeli1655 - Doğu Anadolu, Irak, ve İran1656 - Rusya ve Balkanlar1663/1664 - Macaristan'da askeri seferler1664 - Avusturya, Kırım, ve ikinci kez Kafkaslar1667-1670 - Yunanistan ve ikinci kez Kırım ve ikinci kez Rumeli1671 - Hac için Hicaz, Mekke ve Medine1672 - Mısır ve Sudan

6 Temmuz 2021, 13:41

Osman Hamdi Bey Eserleri Nedir?

Türk sanat ve düşünce hayatının büyük katkılar sunmuş olan Osman Hamdi Bey, ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ adlı tablosuyla tanınıyor. Osmanlı Devleti’nin son döneminde kültür, sanat ve siyaset hayatına önemli katkılar sunan Osman Hamdi Bey, çok yönlü bir Osmanlı aydınıdır. 1860’lı yıllarda Paris’te hukuk ve güzel sanatlar eğitimi alan Osman Hamdi Bey, ülkeye döndükten sonra çeşitli devlet makamlarında çalıştı. Osman Hamdi Bey yoğun çalışma dönemine rağmen resim yapmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi.Türk sanat tarihinde ilklerin sanatçısı olarak isimlendirilen ve daha çok oryantalist anlamda eserler veren Osman Hamdi Bey, devlet kademelerindeki görevi ve sanat eserlerinin yanı sıra, Türkiye’deki arkeoloji ve müzecilik alanlarında geçmişten bugüne kadar önemli katkılar sunmuş bir isimdir. Bugün Türkiye’nin en önemli müzelerinden ve en önemli sanat okullarından biri olan İstanbul Arkeoloji Müzesi ve İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nin kurulmasında öncülük etmiştir.OSMAN HAMDİ BEY’İN BAŞLICA ESERLERİKahve Ocağı (1879)Haremden (1880)İki Müzisyen Kız (1880)Kuran okuyan Kız (1880)Çarşaflanan Kadınlar (1880)Vazo Yerleştiren Kız (1881)Gebze’den Manzara (1881)Çekik Gözlü Kız-Tevfika (1882)Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız ITürbe Ziyaretinde İki Genç Kız II (1890)Feraceli Kadınlar (1904)Pembe Başlıklı Kız (1904)Kaplumbağa Terbiyecisi (1906)Mimozalı Kadın (1906)Şehzade Türbesinde Derviş (1908)Silah Taciri (1908)Beyaz Entarili Kız (1908)Sarı Kurdeleli Kız (1909)Kaplumbağa terbiyecisiLeylak Toplayan KızGeyikli Peyzaj

29 Haziran 2021, 17:44

Hürrem Sultan Kimdir?

Gücü, ihtirası ve zekasıyla bir dönemi etkisi altına almış ve “kadınlar saltanı” kavramını tarihe kazandırmış Hürrem Sultan, günümüzde hala hayatı, çalışmaları ve fikirleriyle merak edilmektedir. Özellikle Muhteşem Yüzyıl dizisiyle birlikte modern çağın da kahramanlarından biri haline gelen Hürrem Sultan ve hayranlık bıraktıran hayatı…KİMDİR?Osmanlı Devleti’nde en güçlü kadın sultanlarından biri olan Hürrem Sultan aynı zamanda padişah eşleri arasında en çok bilinen sultanlardan biridir. Kökeni hakkında birçok kaynak olmasına karşın en güçlü bilgi, Lehistan Krallığı’ndan geldiğidir. Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi, Osmanlı Devleti’nin Kanuni’den sonraki padişahı II. Selim’in annesidir. İlk olarak haseki sultan unvanını alan ve bu unvanla nikah kıyılan ilk sultandır. Osmanlı Devleti’nde kadınlar saltanatı devrini başlatan Hürrem Sultan, genelde ihtirası ve entrikalarla bilinmesine rağmen Osmanlı Devleti’nin birçok bölgesinde yaptığı yardımlar ve hayratlarıyla da tarihte yerini almıştır.NERELİ?Hürrem Sultan, birçok kaynağa göre Ukrayna sınırları içinde kalan, o dönemde Lehistan hakimiyetinde bulunan Rogatin bölgesinden gelmiştir. Fakir bir Katolik papazının kızı olup asıl adı Alexandra Lisowska’dır. Batı kaynaklarında Rossa ve Roza daha yaygın olarak da Roxelane adlarıyla, Osmanlı kaynaklarında ise hemen sadece Haseki Sultan olarak geçer. Akınlar esnasında esir alınan Hürrem Sultan, Şehzade Süleyman’a Hafsa Sultan veya İbrahim Paşa tarafından takdim edildi. Kısa sürede haremde öne çıkmayı başaran Hürrem Sultan’a, güler yüzlü olmasından dolayı, kaynaklara göre Kanuni tarafından Hürrem veya Hürremşah adı verildi. Hürrem haremde zekası ve cesaretiyle Kanuni Sultan Süleyman’ın gözdesi oldu.ÇOCUKLARIHürrem Sultan’ın 4 oğlu ve 1 kızı vardır. Çocuklarının hemen hemen hepsi birçok konuda önemli konumlarda bulunmuştur. Mihrimah Sultan, Şehzade Mehmed, Şehzade Abdullah, III. Selim, Şehzade Bayezid ve Şehzade Cihangir onun çocuklarıdır. Mihrimah Sultan, güzelliği ve devlet yönetiminde danışman olarak görev almasıyla annesinin izinden gitmiştir. II. Selim ise Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra tahta geçerek padişah olmuştur. Elbette onun padişah olarak tahta çıkmasının en önemli sebebi validesi Hürrem Sultan’dır. Şehzade Bayezid, ağabeyi Şehzade Mustafa’nın boğdurulmasından sonra tahtın en güçlü ikinci varisiydi ancak hem karşı tarafta yer alması hem de validesinin II. Selim’i uygun görmesinden dolayı tahta çıkamamış ve yine kendi ailesinin aldığı kararla oğullarıyla birlikte katledilmiştir. Şehzade Mehmed ve Şehzade Cihangir ise nahif kişilikleriyle bilinen şehzadelerdir. Şehzade Abdullah ise doğumundan iki yıl sonra vefat etmiştir.HÜRREM VE MAHİDEVRAN ÇEKİŞMELERİTopkapı Saray’ının hareminde Hürrem Sultan’ın bu hızlı yükselişi başta Kanuni Sultan Süleyman’ın önceki hanımı ve en büyük Şehzade Mustafa’nın annesi Mahidevran Sultan olmak üzere birçok kadınla arasının bozulmasına sebep oldu. Hürrem Sultan ve Mahidevran Sultan arasında bir süre sonra kanlı bir savaş yaşanmaya başladı. Ancak bu durumun daha ileri gitmesine izin vermek istemeyen Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan araya girerek gerginliğin azalması için çeşitli girişimlerde bulundu. Valide Sultan’ın 1534 yılında vefat etmesinin ardından Kanuni Sultan Süleyman bu iki hanım artasındaki dengeyi kurmak amacıyla Mahidevran Sultan’ı Manisa’da vali olarak bulunan büyük oğlu Mustafa’nın yanına gönderdi. Ancak iki sultanın da ömürleri boyunca soğuk savaşları devam etti.HÜRREM SULTAN VALİDE SULTAN OLDU MU?Venedik elçileri Navagero ve Trevisano'nun, 1553 ve 1554 yıllarına ait raporlarına göre bu yıllarda 50 yaşı civarında olan Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman tarafından hala çok sevilmekteydi. Elçilere göre Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman'ın hayatının en büyük aşkı, yol arkadaşı, eşi ve sıra dışı bir kadın karakterdi. Hürrem Sultan, Şehzade Mustafa'yı devre dışı bıraktırarak oğullarının taht yolunu açmıştı. Ancak oğullarının tahta geçtiğini göremedi. Bundan dolayı tarihte valide sultan olarak değil Hürrem Sultan veya Haseki Hürrem Sultan olarak geçti.HAYIR FAALİYETLERİHürrem Sultan siyasi hayatta etkin olduğu kadar sosyal hayatta da oldukça etkindi. Haseki Hürrem Sultan’ın yaptırdığı en büyük hayır eseri İstanbul’da halen Haseki adıyla anılan semtteki cami, medrese, mektep, imaret ve darüşşifadan oluşan Haseki Külliyesi’dir. Hürrem Sultan yine İstanbul’da Kariye adıyla anılan tekkeyi de medreseye çevirmiştir. Ayasofya civarındaki çifte hamamın da yaptıran Hürrem Sultan, Kudüs, Mekke ve Medine’de de birçok hayır eserine öncülük etmiştir. Başta Haseki Külliyesi olmak üzere yaptırdığı bütün eserler için yüksek gelirli vakıflar bırakmıştır Bütün bunların yanı sıra Kanuni Sultan Süleyman zevcesinin ölümünden sonra onun için Mekke ve Medine’de imaretler yaptırdı.NASIL ÖLDÜ, MEZARI NEREDE?Kayıtlara göre 15 Nisan 1558 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybeden Hürrem Sultan’ın tarihi kaynaklarda eceliyle öldüğü yazılıdır. Ölümü, Kanuni Sultan Süleyman tarafından büyük bir yas ve üzüntü ile karşılanmıştır. Ölümünün hemen ardından şanı, özellikle sanat alanında büyük bir hızla yayılmış ve asırlar boyu sürmüştür.Hürrem Sultan dönemde yapılan büyük bir cenaze töreniyle Süleymaniye Camii’nin avlusuna gömüldü. Hürrem Sultan’ın mezarı bugün hala Süleymaniye Camii’nde, eşinin yaptırdığı türbesiyle birlikte durmaktadır.

28 Haziran 2021, 17:45

Tasvir-i Efkar Gazetesi Nerede, Ne Zaman ve Kim Tarafından Çıkarıldı?

Tasvir-i Efkar, 1831 yılında çıkarılan Takvim-i Vekayi, 1840’da çıkarılan Ceride-i Havadis ve 1860 yılında Tercüman-ı Ahval gazetesinden sonra 28 Mayıs 1962 yılında çıkarılmaya başlanan Osmanlı Devleti’ndeki dördüncü gazetedir. İstanbul’da Türkçe basım yapan matbaanın ilk kitabı basmasından yaklaşık yüzyıl sonra Türkçe gazetelerin ilk örneği yayınlanmaya başlandı. 1831 yılında çıkarılan ilk resmi gazetenin ardından yaklaşık otuz yıl geçtikten sonra 1861 yılında bu kez ilk Türkçe özel gazeteler çıkmaya başladı.OSMANLI DEVLETİ’NDE İLK ÖZEL GAZETELERTürk basın tarihinde Türkçe özel gazeteler döneminin başlamasında en etkili olan şahsiyetlerin başında İbrahim Şinasi Efendi gelmektedir. Tanzimat aydınlarının öncülerinden olan İbrahim Şinasi Efendi, Batı’yı yerinde tanımaya çalışmış ve Osmanlı Toplumu’nun Batılılaşmasını savunmuştur. 19. yüzyılın çok yönlü bir aydın olan İbrahim Şinasi, o dönemde halkın gazeteler aracılığıyla aydınlatılabileceğine inanmıştır. İbrahim Şinasi, Tercüman-ı Ahval’in yayınını başyazar olarak bir dönem yönettikten sonra kendi matbaasını ve gazetesini kurmaya çalışmıştır.  İbrahim Şinasi 1861 yılında başladığı çalışmalara 28 Haziran 1862 tarihinde gazetenin yayınlanması ile hız vermiştir. 1862’de yayın hayatına başlayan Tasvir-i Efkar Gazetesi, Türkçe basım tarihi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Tasvir-i Efkar gazetesinden haberciliğin yanı sıra halkı aydınlatmak için fikir gazetesi olarak da çıkmıştır. Ayrıca bir süre sonra kendi gazetelerini çıkaracak olan birçok Türk genci için bir okul işlevi görmüştür. Tasvir-i Efkâr, dönemin bütün zorluklara rağmen yaklaşık yedi yıl boyunca yayınını sürdürmesinin ardından 1869 yılında yayın hayatına son vermiştir.  İBRAHİM ŞİNASİ GAZETEYİ ÇIKARMAYA NEDEN DEVAM ETMEDİ?28 Haziran 1862 tarihinde yayınlanmaya başlanan Tasvir-i Efkar Osmanlı Devleti’nde yayınlanmaya başlanan dördüncü gazetedir. Ayrıca Osmanlı Devleti’nde tercüman-ı Ahval’den sonra Türkçe olarak yayınlanan ikinci gazetedir. Kamuoyunun öneminin kavrandığı bir dönemde Tercüman-ı Ahval’in açtığı yolda ondan daha ileride olan Tasvir-i Efkar’ın haberlerin yanında fikir gazeteciliğini de üzerine aldığı ve Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin sözcüsü durumuna geldiği görülmektedir. Gazete kullanılan dilin olabildiğince sade olmasından dolayı dönenim diğer gazetelerine oranla dil meselesine özellikle önem vermiştir. İbrahim Şinasi 1865’de Fransa’ya gitmesinin ardından Tasvir-i Efkar gazetesini NamıkNamık Kemal’in de Avrupa’ya gitmesiyle gazeteyi Recaizade Mahmut Ekrem yayımladı. Mayıs 1910’dan sonra gazete Yeni Tasvir-i Efkâr adıyla Ebüzziya Tevfik tarafından devam ettirildi. Kapatılmalarda adı Tevhid-i Efkâr, Tenvir-i Efkâr, İntihab-ı Efkâr, Tefsir-i Efkâr olarak değiştirildi. Başyazarı bu dönemde Velid Ebüzziya oldu. Ebüzziya 1920’de Malta’ya sürülünce gazete kapandı, 1921’de tekrar çıkarılmaya başlanmasının ardından 1925’te İstiklal Mahkemesi’nce gazete kapatıldı. Ziyad Ebüzziya 1940’ta gazeteyi tekrar yayımladı. 1945’te Tasvir adıyla çıkan gazete, bu dönemde de 17 defa kapatıldı ve otuz beş defa mahkemeye verildi. Cihad Baban yönetiminde 1949’a kadar devam etti. Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı 1862 yılından 1940’lı yıllara kadar iktidarlara karşı eleştirel eleştirel tutumuyla basın tarihinde yer aldı.TASVİR-İ EFKAR GAZETESİ HAKKINDA BİLİNMEYENLERTercüman-ı Ahval’in açtığı yolda çok emek ve titizlikle yayın hayatına giren, daha ileri bir adım atan Tasvir-i Efkar olmuştur. Şinasi’nin kalemiyle özgürlük düşüncesini yayması bakımından bu gazetenin Türk basın tarihinde çok önemli bir yeri vardır. O dönemin en özlü ve kültürlü yazıları onun kaleminden çıkmıştır. İlk sayıdaki giriş bölümünde gazetenin amacının haber ulaştırmak, halkın kendi yararlarını düşünmeyi, kendi sorunları üzerinde durmayı öğretmek olduğu belirtilmiştir. Padişahın tahta çıkış ve doğum günlerinde övgüler yazmayı reddeden Şinasi, parlamenter sistemi savunmuş, bu konuyla ilgili olarak Avrupa basınından çeviriler yayımlamıştır.İbrahim Şinasi’ye göre gazete bilimin ve eğitimin gelişmesi sorunlarını ele alınması gerekir. Ayrıca yayınlanan gazete de halkın anlayacağı dil kullanılmalıdır. Bu amaçla yayın ve eğitimle ilgili haberlere önem vermiş, hatta bunlarla ilgili ilanları parasız basmıştır. Haftada iki gün çıkarılan gazetede, iç ve dış haberler için ayrı sütunlar bulunuyor. Tasvir-i Efkar bu iç ve dış sütunlar ‘Havadis-i Dahiliye’ ve ‘Havadis-i Hariciye’ diye süslü başlıklarla verilmiştir. İbrahim Şinasi, kamuoyu, düşünce özgürlüğü gibi konularda uyarıcı başyazılar yazıyordu.Gazeteyi üç yıla yakın bir süre Şinasi çıkardı. O sıralarda bir arkadaşının tutuklanmasından tedirgin olan Şinasi, 1865 ilkbaharında Paris’e kaçtı. İbrahim Şinasi 1865’de Fransa’ya gitmesinin ardından Tasvir-i Efkar gazetesini Namık Kemal çıkardı. İbrahim Şinasi döneminde Ramazan ayı dikkate alınarak bakıldığında bu ayın gazeteye hemen hiç yansımadığı görülmektedir. 1863 Ramazanı, Tasvir-i Efkar’da hırka-i şerif ziyareti sebebiyle darülfünundaki dersin 16 Ramazan’a ertelenmesi dolayısıyla anılmış bunun yanı sıra bayramla ilgili de herhangi bir haber yer almamaktadır. Bu durum 1864, 1865, 1866 ramazanları için de geçerli olmuştur. Namık Kemal’in başa geçmesinin ardından 1867 yılının ramazanıyla değişmiş, Namık Kemal’in ‘Ramazan Ta‘rif-i Ahvaline Dair Mektup’ başlıklı üç sayılık bir seri makalesi yayımlanmıştır.İbrahim Şinasi’nin ayrılışından sonra gazetenin başına Namık Kemal geçti. Şinasi’nin etkisi altında kalan Namık Kemal, daha 25 yaşında iken başyazı yazmaya başladı. Yazılarında özgürlük konularına değiniyor ve aydın çevrelerde geniş yankılar uyandırıyordu. 1867’de çıkan ‘Şark Meşalesi’ başlıklı bir yazı dizisi üzerine Namık Kemal’in gazeteciliği yasaklandı. Bunun üzerine Namık Kemal de Avrupa’ya kaçtı ve gazetenin yönetimi Recaizade Mahmut Ekrem’e kaldı. Tasvir-i Efkâr, 835 sayı yayımlanmıştır. Tasviri Efkâr’ın eğitim ve edebiyat alanlarında yepyeni bir yaklaşım oluşturduğu da kabul edilir.

28 Haziran 2021, 14:03

I. Murat Kimdir?

Han, Hüdavendigar, Padişah, Sultânü’s Selatin, Melikü’l Müluk” gibi unvanlarla anılan Osmanlı Devleti’nin 3. padişahı I. Murat’ın babası Orhan Bey ve annesi Yarhisar tekfurunun kızı Nilüfer Hatundur. Dedesi Osman Gazi ve babası Orhan Gazi’nin yanın sıra sultan veya padişah olarak anılmaya başlanan I. Murat Rumeli fetihleriyle adından sıkça söz ettirmiştir. 1326 yılında Bursa’nın fethi sırasında doğan I. Murat, Osmanlı tarihinde en çok sefere çıkan padişah olarak biliniyor. Ömrünü at sırtında ve savaşlarda geçiren I. Murat Rumeli fetihleri sırasında I. Kosova Savaş’ında bir Sırplı tarafından 28 Haziran 1989’da şehit edildi.SULTAN I. MURAT KİMDİR?Babası Orhan Gazi’nin vefatının ardından 1365 yılında tahta geçen Sultan Murat Hüdavendigar adıyla da bilinen padişah, idari ve askeri alanda birçok yeniliğe imza atmasıyla da biliniyor. I. Murat döneminde Osmanlı Devleti’nin devletleşme sürecinde çok önemli bir aşama kat edildi. Sancak sisteminden padişahlığa geçen ilk Osmanlı sultanıdır. Osmanlı Devletinin otoritesini her şeyin üstünde tutan 1. Murad'ın fakirlere ve alimlere çokça yardım ettiği bilinmektedir. Osmanlı tarihi boyunca en çok sefere çıkan padişahlardan biri olan Sultan Murat, Bulgar Krallığı ve Sırbistan'a karşı birçok zafer elde etti.I. MURAT DÖNEMİNDE YAPILAN SAVAŞLAR NEDİR?I. Murat şehzadeliği döneminden itibaren babası ile birlikte seferlere katıldı. Osmanlı Devleti’nin 3. Padişahı olan I. Murat babası Orhan Gazi’den aldığı topraklarını yapmış olduğu seferleri 10 katı genişletti. I. Murat henüz şehzade iken 1362 yılında Edirne’nin fethedilmesi ile sonuçlanan Sazlıdere Savaşı’na katılarak önemli bir başarı elde etti. Sazlıdere Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti Rumeli’de önemli bir toprak kazanmış ve Balkan ülkeleri arasında en güçlü devlet olmuştur. Sazlıdere Savaşının ardından büyük bir yenilgiye uğrayan Avrupa ülkeleri Papanın önderliğinde bir konsey oluşturdu. Türklerin Avrupa'ya doğru ilerlemesini durdurmak için Haçlı Ordusu kuruldu.Bu savaşın ardından Orhan Bey döneminde I. Murat’ın da katılmış olduğu 1364 yılında yapılan Sırp Sındığı Savaşı’nda Osmanlı Devleti ile Haçlı Ordusu arasında ilk defa bir savaş gerçekleşmiştir. 1364 yılında yapılan Sırp Sındığı Savaşı’nda Eflak, Bulgar ve Macarlardan oluşan Haçlı Ordusu yenilgiye uğratıldı.EDİRNE’NİN NASIL BAŞKENT OLDU?I. Murat 1365 yılında babası vefat edip padişah olduktan sonra Rumeli’de yapılan fetihleri garanti altına almak için, Bursa’dan Rumeli’ye geçiş yapar ve burada siyasi ve askeri faaliyetlerine devam eder. 1366 tarihinde I. Murat komutasındaki Osmanlı ordusu, İstanbul yakınlarındaki Çatalca ve Küçükçekmece yakınlarındaki iki kaleyi ele geçirdi. Ancak daha fazla ilerleyemeyen I. Murat Edirne’de bir saray yaptırılmasını emrederek 1369 yılında Edirne’ye geçti. Bu tarihten itibaren İstanbul’un fethedileceği 1453 yılına kadar Osmanlı Devleti’nin başkenti Edirne olmuştur.HAÇLI VE OSMNALI ORDULARININ İKİNCİ KARŞILAŞMASISırplar ve Osmanlılar arasında yaşanmış bir savaştır. I. Murad döneminin en önemli savaşlarından biri olan Sırpsındığ Savaşında Haçlı orduları ve Osmanlı orduları karşı karşıya geldi. Edirne'yi tekrardan Haçlı donanmasının hakimiyetine almak isteyen Sırplar Edirne'de bozguna uğratılması ile sonuçlanmıştır. Sırpsındığı I. Murad döneminde kazanılan savaşlardandır. Anadolu’da da önemli başarılara imza atan I. Murat Anadolu’da bazı şehirleri savaşmadan, beyliklerden çeyiz olarak aldı. Bu şehirlerin başında Kütahya ve Akşehir geliyor. Isparta ve Yalvaç ile Hamitoğullarından parayla alındı.Sırpsındığ Savaşının ardından bu dönemde yapılan en önemli savaşlarından birisi de Çirmen savaşıdır. Çirmen savaşında Sırp krallığı ve Osmanlı imparatorluğu arasındaki hakimiyet mücadelesi sonucunda yaşanan bir savaştır. Bu savaşın sonucunda yenilen Sırplar Osmanlı Devletine biat etmiştir. Sırp krallığı böylece bu savaştan sonra Osmanlı imparatorluğuna bağlanmıştır.YENİÇERİ ORDUSU NASIL KURULDU?Sultan I. Murat dönemindeki en önemli gelişmeleri arasında Yeniçeri Ocağının kurulması da yer alıyor. Çandarlı Hayrettin Paşa 1365 yılında savaş esirlerinden oluşan ilk Yeniçeri Ocağını kurdu. Ancak Sultan I. Murat döneminde Orhan Bey’in Türklerden oluşturduğu Yaya kuvvetleri hâlâ ordunun önemli bir kısmını teşkil etmekteydi. İlk başta padişahın güvenliğini sağlamak için kurulan Yeniçeri Ocağı, daha sonraki yıllarda Varna ve Niğbolu Savaşlarının kazanılmasında etkili oldu. Özellikle 16. yüzyıldan sonra birçok isyan çıkaran ve iç karışıklığa neden olan Yeniçeri Ocağı, II. Mahmut tarafından 1826 yılında kaldırıldı.I. Murad hem savaşlarda hem de yönetimde çok büyük başarılara imza attı. Tımar sistemini kuran padişah, ilk kez Pençik sistemini uyguladı. İlk vezir ataması da onun döneminde yapıldı. Sultan I. Murat dönemindeki Hıristiyan hanedanlardan kız almak, Anadolu beylerine kız vermek, izdivaç ve feodal bağımlılık, I. Murad’ın başvurduğu başlıca diplomatik araçlardandı. Onun döneminde Trakya ve Doğu Balkanlar’da yerleşme sonucu Rumeli tımarlı sipahi askeri artmış ve kendisine Anadolu’daki rakipleri karşısında üstünlük sağlamıştı. Uçlara sürülen Yörük grupları başlıca akıncı kuvvetlerini oluşturuyordu.Orhan Bey zamanında (1324-1360) kurulmuş olan donanma, I. Murad döneminde önemli bir güç haline gelmiş, liman kuşatmalarında önemli rol oynamıştır. Yeniçeri Ocağından bir yıl sonra Topçu Ocağı kurulmuştur. Bu ocakta yapılan toplar ilk kez I. Kosova Savaşında kullanıldı.SULTAN I. MURAT DÖNEMİNDE MİMARİ ALANINDA GELİŞMLERI. Murad döneminde Osmanlı mimarisi de gelişmiştir. Bu dönemde yapılan ve günümüze kadar ulaşan en ünlü yapılar arasında, Gelibolu Hüdavendigar Cami ve Bursa Şehadet Cami yer alıyor. Bunun yanı sıra birçok cami ve hamam yaptıran Sultan Murad, Osmanlı mimarisinin gelişmesinde etkili olmuştur. 27 yıl süren hükümdarlığında eğitime de önem verilmiş ve 50'ye yakın yeni medrese açılmıştır. Bursa ve Edirne’deki birçok önemli yapı bu dönemde yaptırılmıştır. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin ilk sarayı olan Edirne Saray’ı da Sultan I. Murat döneminde yaptırılmıştır.SULTAN MURAT’IN ŞEHİT DÜŞTÜĞÜ SAVAŞ: KOSOVA SAVAŞIYeniçeri Ocağından bir yıl sonra kurulmuş olan Topçu Ocağındaki toplar ilk kez I. Kosova Savaşında kullanıldı. Çek ve Sırpların da yer aldığı Haçlı Ordusuna karşı yapılan savaş, Osmanlı Devletinin kesin zaferiyle sonuçlandı. Kosova Savaşı Osmanlı kuvvetlerinin kesin galibiyetiyle sonuçlandı. Başlangıçta Osmanlı sol kolu çöktü, fakat sağ koldaki Yıldırım Bayezid’in büyük gayreti sayesinde zafer kazanıldı.Gazaname’ye göre 28 Haziran 1389 tarihinde Sultan I. Murad, birkaç hasekisiyle gelip cesetler arasında dolaşırken, kendisini cesetler arasına saklamış bulunan Miloş Kobiloviç tarafından hançerle yaralandı ve az sonra öldü. İç organları çıkarıldıktan sonra şehit düştüğü yerde gömüldü; daha sonra, Yıldırım Bayezid’in tahta çıktığı sırada idam ettiği oğlu Yakub Bey’in cesediyle Bursa’ya götürülüp Çekirge’deki türbesine defnedildi. Yaralandığı ve öldüğü yere Hudavendigar Meşhedi denilen bir türbe yapıldı.

26 Haziran 2021, 16:22

Hacı Bektaş-i Veli Kimdir?

Asıl adı Bektaş olan, Seyyid Muhammed bin İbrahim Ata olan, Hacı Bektaş-ı Veli Horasan'ın Nişabûr şehrinde 1281 senesinde doğdu. 13. yüzyılda Selçuklu Anadolusunda Babai hareketinin lideri Baba İlyas’ın çevresinde bulunan Hacı Bektaşi Veli, 14. yüzyılda, kendi adını alacak olan ve Osmanlı Devleti’nin kurulmasında önemli bir katkısı olan Bektaşilik tarikatını kurdu. Hacı Bektaşi Veli, devrinin kaynaklarında hemen hiçbir iz bırakmadığına bakılırsa yaşadığı dönemde yaygın bir şöhrete sahip olmadığı söylenebilir. Ancak Osmanlı Devleti’nde oldukça önemli bir yere sahip olan Yeniçeri Ocağı da Bektaşi tarikatına bağlı bir kurum olarak kurulmuştur.HACI BEKTAŞ-İ VELİ KİMDİR?Hacı Bektaş-ı Veli Horasan'ın Nişabûr şehrinde 1281 senesinde doğdu. İlk eğitimini Şeyh Lokman-ı Perende’den aldı. Lokman-ı Perende, Ahmed-i Yesevi’nin halifelerinden olup, zahir ve batın ilimlerinde derin bilgilere sahipti. Bektaş Veli Lokman-ı Perende’nin en önemli öğrencilerinden biriydi. Dönemin rivayetlerine göre kendinde olağanüstü haller gerçekleşiyordu. Buradaki eğitimini tamamlayan Hacı Bektaş-ı Veli, eğitimini tamamladıktan sonra Anadolu'ya gelerek halka doğru yolu göstermek amacıyla burada kıymetli talebeler yetiştirdi. Bu ehemmiyetinden dolayı Hacı Bektaş-ı Veli, kısa zamanda tanınarak büyük rağbet gördü. Bu sırada Anadolu'da dini, iktisadi, askeri ve sosyal teşekkül olan ve kendisinin de bağlı olduğu "Ahilik Teşkilatı" ile büyük hizmetler yapan Hacı Bektaş-ı Veli ve talebeleri, Osmanlı sultanları tarafından da sevildi ve hürmet gördü.HACI BEKTAŞİ VELİ VE YENİ ÇERİLER13. yüzyılda kuruluş döneminde olan Osmanlı Devleti için önemli hizmetler imza attı. Osmanlı Devleti'nin sağlam temeller üzerine oturmasında büyük hizmetleri oldu. Sultan Orhan zamanında teşkilatlandırılan Yeniçeri Ordusu’na dua ederek, askerlerin sırtlarını sıvazladı. Böylece Hacı Bektaş-ı Veli'yi kendilerine manevi pir olarak kabul eden Yeniçeri Ordusu, manevi hayatını ve disiplinini ona bağladı. Hacı Bektaş-ı Veli, asırlarca Yeniçeriliğin piri, üstadı ve manevi hamisi olarak bilindi. Bu bağlılık ve muhabbet, Yeniçerilerin sulh zamanındaki talimleri ve harplerdeki gayret ve kahramanlıklarında çok müsbet neticeler verdi. Bütün bunlar, halk ile Yeniçeriler arasındaki yakınlığı kuvvetlendirdi.Yeniçeriler, dervişler gibi cihad azmiyle dolu ve görülmemiş derecede kahraman ve fedakar oluşlarında, bu hadiseler müsbet tesirler gösterdi. Yeniçerilerin; "Allah, Allah! İllallah! Baş uryan, sine püryan, kılıç al kan. Bu meydanda nice başlar kesilir. Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan! Kulluğumuz padişaha ayan! Üçler, yediler, kırklar! Gülbang-i Muhammedi, Nûr-i Nebi, Kerem-i Ali... Pirimiz, sultanımız Hacı Bektaş-ı Veli..." diyerek savaşa başlamaları, bunun manidar bir ifadesidir.Bu dönemde Türk dili ve kültürünün yabancı etkilerden ve her türlü yozlaşmalardan korunması için çabalayan Hacı Bektaş-ı Veli, dil ve kültüre yönelik çabalarını ömrünün sonuna kadar sürdürmüştür. Hacı Bektaş-ı Veli’nin ortaya koymuş olduğu birleştirici ve yükseltici öğreti her türlü bağnazlıktan uzak, çağa uyan ilkeler haline gelmiştir. Güzel sanatlara sevecenlikle bakmış, Dergah’da öğretisini yaşama geçirmiştir.HACI BEKTAŞİ VELİ HAYATIHacı Bektaş-ı Veli dönemin kaynaklarında görülmemesine rağmen daha sonra 15. Yüzyılda ikincil kaynaklarda adına sıkça rastlanıyor. 15. yüzyılda dönemin en önemli kaynağı olan başta Aşıkpaşazade olmak üzere daha sonraki birtakım kaynaklar da onu meczup bir derviş olarak tanıtırlar. Aşıkpaşazade, bir şeyh olacak ve bir tarikat kuracak durumda olmayıp kendini bilemeyecek kadar cezbe sahibi bulunduğunu kaydederken 15. yüzyıl müelliflerinden Eminüddin b. Davud Fakih onun hakkında meczub-ı mutlak tabirini kullanır. Bu kaynakların Hacı Bektaş hakkındaki mütalaaları gibi, Vilayetname’ye dayanan Mehmet Fuat Köprülü’nün Hacı Bektaş-ı Veli’nin İslâmî ilimlerde otorite olacak derecede âlim bir mutasavvıf olduğunu ileri sürmesi de kolay kabul edilecek bir fikir değildir. Bütün bu kaynaklar incelendiği takdirde Hacı Bektaş-ı Veli gibi bir Türkmen şeyhinin ne böyle bir ortamda İslâmî ilimlerde otorite olacak bir ilmî seviyeye yükselme imkânını bulması, ne de böyle bir imkân bulduktan sonra bu çevrelere geri dönmesi pek kolay kabul edilecek bir şeydir. Ayrıca bir Türkmen şeyhinin alim olması da gerekli değildir. Vilayetname’nin bu yoldaki ifadelerinin Hacı Bektaş-ı Veli’yi yüceltmeye yönelik bir tutumun eseri olduğu söylenebilir.HACI BEKTAŞ-I VELİ’NİN ESERLERİHacı Bektaş-ı Veli'nin Makalat adlı Arapça bir eseri vardır. 1338 senesinde vefat eden Hacı Bektaş-ı Veli'nin derslerini ve sohbetlerini takip ederek onun tarikatına bağlananlara, tasavvuftaki usûle uyularak "Bektaşi" denildi.HACI BEKTAŞİ VELİ ŞİİRLERİ VE SÖZLERİAra bul.İncinsen de, incitme.Kadınları okutunuz.Murada ermek sabır iledirAraştırma açık bir sınavdır.Eline, diline, beline sahip ol.Her ne ararsan, kendinde ara.Arifler hem arıdır, hem arıtıcı.Bir olalım, iri olalım, diri olalım.Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.İnsanın cemali, sözünün güzelliğidir.Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.Nebiler, veliler insanlığa Tanrı’nın hediyesidir.Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız.İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.

26 Haziran 2021, 15:34

Ahi Evran Kimdir?

Türk-İslam kültürünün bir geleneği olan ahilik Selçuklulardan Osmanlıya, ardından Türkiye Cumhuriyetine kadar varlığını sürdürmüştür. Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasında manevi olarak katkı sağlayan ve Ahilik teşkilatının oluşmasında öncü rol alan Ahi Evran, günümüz dünyasına da ışık tutuyor. Dürüstlük ve dayanışma örneği olan Ahilik teşkilatı, İslam’ın evrensel prensiplerini dünyaya farklı bir pencereden sunuyor. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında Ahi Evran’ın yanı sıra Osmanlı sultanlarının da önderi olduğu Ahilik teşkilatının günümüze kadar uzanan ticaret ahlakı ve çalışma disiplininin günümüze kadar devam etmiştir. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında teşkilata ismini veren ve kurucusu olan Ahi Evran, ve Ahilik kutlamaları Ahiliğin başkenti olarak adlandırılan Kırşehir’de kutlanmaya devam ediyor.AHİ EVRAN VELİ KİMDİR?Kardeşliğin, cömertliğin, yiğitliğin, fedakarlığın, doğruluğun, dürüstlüğün, kalitenin, üretimin, ahlakın, sanatın, aklın ve bilimin esas alındığı Ahilik teşkilatı, Ahi Evran Veli tarafından 1200'lü yıllarda kuruldu. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda önemli rol oynayan Ahilik teşkilatı, devletin sosyal, iktisadi ve siyasi hayatını doğrudan etkilemiştir. Asıl adı Mahmut olan ve Türk-İslam teşkilatının en önemli şahsiyetlerinden olan Ahi Evran, 1171 (H.566) yılında İran’ın Batı Azerbaycan tarafında bulunan Hoy kasabasında doğdu. Babasının adına ve doğum yerine nispetle Mahmut bin Ahmet el-Hoyi (Hoylu Ahmet’in oğlu Mahmut) denmiştir. Lâkabı “dinin yardımcısı” anlamına gelen Nasiruddin’dir.Ahilik teşkilatı bir devlet geleneği olarak günümüze kadar gelmiştir. Ahilik teşkilatının kurulduğu ilk yıllarda Anadolu'ya göç eden Türkmenlere aş ve iş imkanı sağlayarak, aynı zamanda tekke ve zaviyelerde iyi bir Müslüman ve vasıflı bir meslek sahibi üretici haline getirilmesine katkı yaptı. Kurmuş olduğu Ahilik teşkilatı ile sosyal, iktisadi ve siyasi hayatımızı etkileyen; Anadolu’nun Türk ve İslam toplumlarına vatan olmasında ardından da Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda büyük rol oynayandı. Ahi Evran’ın çocukluğu ve ilk tahsil devresi memleketi olan Azerbaycan’da geçmiş olsa da, gençliğinde Horasan ve Maveraünnehre giderek o yörede büyük üstatlardan ders almıştır. Bu arada âlim Fahrettin Razi’den fen ve dini ilimleri öğrenmiştir.HACI BEKTAŞİ VELİ VE AHİ EVRAN YAKINLIĞIAhi Evran, bir hac yolculuğu esnasında Şeyh Evhadüddin Kirmani ile tanışarak ondan çeşitli dersler aldı. Bağdat'ın İslam dünyasının büyük sanat ve ilim merkezi olması, Ahi Evran'ın çok yönlü yetişmesinde etkili oldu ve burada Abbasi Halifesi Nasır Lidinillah'ın kurduğu fütüvvet teşkilatını tanıdı. Asya içlerinden 13. yüzyılın başlarında Muhyiddin Arabi ve hocası Evhadüddin Kirmani ile Anadolu’ya gelen mutasavvıflardan biri olan Ahi Evran, bir müddet Denizli, Konya ve Kayseri’de ikamet ettikten sonra birçok şehir ve kasabayı gezerek Ahilik teşkilâtının kuruluşunda ve yayılışında önemli bir rol oynadı. Ahi Evran, Kirmani'nin kızı Fatma Bacı ile evlendi.Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yaşadıktan sonra Kırşehir’e yerleşti ve ölümüne kadar burada kaldı. 15. yüzyılda kaleme alınan Hacı Bektaş Vilayetnamesi’nde, menkıbevi şahıslarla münasebeti ve bu arada Hacı Bektaş-ı Veli (ö. 1270) ile olan yakınlığı anlatılıyor.Bazı siyasi ve sosyal hadiseler, doksan üç yıl yaşadığı rivayet edilen Ahi Evran’ın hem Hacı Bektaş-ı Veli, hem de Mevlânâ Celaleddin-i Rumi (1207-1273) ile çağdaş olduğunu göstermektedir. Çeşitli araştırmalarda ölümünün yahut öldürülüşünün 1262’de veya 1300-1317 yılları arasındaki bir tarihte olduğu ileri sürülmüştür. Ancak, Ahi Evran’ın hayatı ve faaliyetleri hakkında son zamanlarda yapılan bu araştırmalar ve kendisine izafe edilen eserler, dayanılan kaynakların iyi bir tenkit süzgecinden geçirilmemiş olması sebebiyle ihtiyatla karşılanmalıdır. 14. yüzyılın başlarında Gülşehri tarafından Ahi Evran üzerine kaleme alınan mesnevide onun tipik bir sufi dervişi olarak tasvir edildiği görülüyor.OSMANLI DÖNEMİNDE AHİLİK TEŞKİLATIAhi Evran’ın debbağlık mesleğini icra ettiğine dair onun veli olarak anılmasından sonra debbağ esnafının piri sıfatıyla yüceltilmesine sebep olmuştur. Bu bakımdan Türk debbağlarının silsilenameleri kendisine dayandırılmış ve oradan da bütün debbağların piri olan Zeyd-i Hindi’ye götürülmüştür. Osmanlı Devleti döneminde Ahi Evran’ın esnaf zümresi arasında pir olarak kazandığı itibar bütün Anadolu, Rumeli, Bosna ve hatta Kırım’a kadar yayılmıştır.Şeyhlerinin Ahi Baba unvanını aldığı Kırşehir’deki Ahi Evran Zaviyesi, Osmanlılar’da Türk debbağlarının ve zanaat erbabının manevi merkezi durumunda idi. Ahi Baba ve onun salahiyet verdiği, diğer şehirlerdeki yine Ahi Baba unvanını taşıyan ahi teşkilatı reisleri, çıraklara şed bağlamak hakkına sahipti. Zaviye şeyhleri, bu yetkinin kendilerine ait olduğunu zaman zaman devlete tasdik ettirme ihtiyacını duymuşlardır.Bu durum daha çok bazı esnafın Ahi Evran makamı ile münasebetinin gevşemeye başladığı zamanlarda olmuştur. Nitekim 1780, 1782, 1822-1823 ve 1842 tarihlerinde bu gibi durumların ortaya çıkması üzerine devlet yetkililerine başvuran zaviye şeyhleri, bütün esnafın piri olduklarını bildiren beratlar almışlardır. Ahi Evran Zaviyesi, 20. yüzyılın başlarına kadar esnaf zümresi üzerindeki manevi tesirini devam ettirmiştir. Bu durum, başta debbağlar olmak üzere bütün esnafın Ahi Evran’ı pir kabul etmelerinden ve devletin bu bağlılığı teşvik eden desteğinden ileri gelmiştir.

25 Haziran 2021, 16:03

Sultan Abdülmecid Kimdir?

Tam adı Abdul Mecid Bin Mahmut olan Sultan Abdülmecid, 25 Nisan 1823’de doğdu ve henüz 17 yaşında iken tahta geçti. İstanbul’da doğan Sultan Abdülmecid, eğitimi ve terbiyesi için hususi önem gösterilmiştir. Avrupalı bir prens gibi yetiştirilen Arapçanın yanı sıra konuşacak ve okuduğunu anlayacak derecede Fransızca öğrendi. Batı müziğine ve yaşayış tarzına aşina olan Sultan Abdülmecid, Avrupa neşriyatını da yakından takip ediyordu. Sultan Abdülmecid hem şehzadeliği döneminde hem de padişah olduğu dönemde kültürel ve sosyal yaşamda etkin rol oynadı. Sultan Abdülmecid’in babası II. Mahmut ve annesi ise Bezmialem Valide Sultandır. Babası II. Mahmut’un vefat etmesi ile 1 Temmuz 1839’da henüz 16.5 yaşında iken tahta çıkan Sultan Abdülmecid, devlet idaresi konusunda oldukça tecrübesizdi.SULTAN ABDÜLMECİD KİMDİR?Sultan Abdülmecid 22 yıllık saltanatı sürecinde farklı şekillerde değerlendiriliyor. Çok konuşulan ancak az tanınan Sultan Abdülmecid’i Tanzimat bürokratlarının elinde istedikleri gibi kullandıkları ve yeni devirdeki bürokratik reformlara bu yüzden karşı çıkamayan, zevk-u sefaya ve eğlenceye düşkün bir padişah olarak çizerler. Bir kısmı ise birincilerin çiziminden hareketle Osmanlı İmparatorluğu’nda tüketimi arttıran, saraylar inşasıyla devleti borca batıran, başta İngiltere, Avrupa devletlerinin nüfusunun artmasını seyreden hükümdar olarak nitelerler. Bu iki düşünce dışında orta yolu bulmak oldukça zordur. Ancak Sultan Abdülmecid bütün bu tanımların dışında Osmanlı Devleti içerisinde ve dışarısında yaptığı faaliyetlerden bakımından farklı bir profil çizilecektir.SULTAN ABDÜLMECİD DÖNEMİNDE GETİRİLEN YENİLİKLERSultan Abdülmecid, iç karışıklıkları önlemek ve devleti güçlendirmek için 22 yıllık saltanat sürecinde Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanını yayınlandı.İNSAN SARRAFI SULTAN ABDÜLMECİD16.5 yaşında tahta çıkan Sultan Abdülmecid, Cevdet Paşa ile Midhat Paşa’yı yani geleceğin kan düşmanları olacak olan paşaların yanı sıra, Reşid Paşa ile Mehmed Emin Âli Paşa ve Ahmed Vefik Paşa ile Fuad Paşa’yı bir arada olduğu bir meclisi yönetmek iyi derecede bir insan sarrafının işiydi. Ayrıca Sultan Abdülmecid sadece birbirine tamamen zıt olan bu devlet adamlarını bir arada tutmakla kalmamış bu paşalar aracılığıyla onların çalışıp eserler ortaya çıkarması için teşvik ederek, bütün tecrübesizliklerine rağmen iyi bir devlet adamı olduğunu ortaya koydu.Genç yaşta tahta çıkan Sultan Abdülmecid, yaptığı bütün hamleler doğrultusunda çıkarılabilecek en iyi sonuç; bütün hanedan iyeleri arasında görülmeyecek derecede bir insan sarrafı olduğudur. Bunun yanı sıra Cevdet Paşa, Midhat Paşa, Reşid Paşa, Mehmed Emin Âli Paşa, Ahmed Vefik Paşa ve Fuad Paşa’nın içerisinde olduğu bir çalışma grubunu en iyi şekilde yönetmiştir.İLKOKULDAN ÜNİVERSİTEYE KADAR BİRÇOK OKUL AÇTIKız ve erkek öğrenciler için ilkokul, ortaokul (rüştiye), ve yüksek muallim okulları bu dönmende açılmıştır. Günümüzde varlığını devam ettiren İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi Sultan Abdülmecid döneminde kurulmamış olsa da kurulmaya teşebbüs edildi ancak başarılı olunamadı. Ancak bu üniversitelerin temeli olan Tıbbiye, Baytar Mektebi, Orman Mektebi gibi kurumlar Sultan Abdülmecid döneminde şekillenmiştir.Sultan Abdülmecid döneminde askeri mektepler yeniden düzenlendiği gibi, ordusu dağıtılıp yeniden kurulan bir ülkede kurmay eğitimine bu dönemde geçilerek önemli aşamalar kat edilmiştir. Vilayet nizamnameleri, belediye nizamnameleri, sağlıkla ilgili tedbirler ve kanunlaşmalar ya onun zamanında başlandı. Bu dönemde lise düzeyinde Galatasaray Mekteb-i Sultanisi ve Mekteb-i Mülkiye gibi okullarda ülkenin iç ve dış idaresi için çeşitli memuriyet okullarının kuruluşuna başlandı. Günümüzdeki adı Ankara Üniversitesi olan Mülkiye Mektebi de Sultan Abdülmecit döneminde kuruldu. Mekteb-i Mülkiye-i Fünun-u Şahane adıyla da bilinen okul, Cumhuriyetin ilanından sonra İstanbul'dan Ankara'ya taşındı.OSMANLI DEVLETİ’NİN BİR UCUNDAN DİĞER UCUNA DEMİRYOLU İLE BAŞLANDISultan Abdülmecid döneminde Sırbistan’ın doğusundan başlayarak Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Atina, Korint, Preveze, Tırhala üzerinden Adriyatik ve Ege kıyıları arasındaki ülkenin kuzeyi ve Yunanistan’ı, Kiklos adaları hariç bütün Ege adalarını, Girit’i, Kıbrıs’ı, bütün Suriye, bugünkü Irak, Filistin, Lübnan’ı, Arap yarımadasını, Hicaz dahil Umman’a kadar olan bölgelerini, Yemen’i, Mısır’ı, Trablusgarp’ı, Tunus’u içeriyordu. İlk demiryolu Batı Anadolu’da ve Balkanlar’da Sultan Abdülmecid devrinde döşendi.İLK DEFA TELGRAFA SULTAN ABDÜLMECİD DÖNEMİNDE GEÇİLDİOsmanlı Devleti’nin posta sistemi telgrafın buluşu ile birlikte büyük oranda değişmiştir. Osmanlı posta sistemine bütün askeri ve idare muhaberata geçişi onun zamanına aittir. Matbuat onun devrinde imparatorluğun milletleri arasında yayıldı. Sarayların inşası ise bir zaruretti. Topkapı Sarayı’nda 19. yüzyıl devleti ne temsil edilebilir ne de idare edilebilirdi. Üstelik devleti borca batıranlar saray inşaatı değil, doğrudan doğruya Kırım Savaşı ve Osmanlı-Rus Harbi’dir. 19. yüzyılın savaşı kolay bir cendere değildi.MODERN HAYATA GEÇİŞSaray hayatı onun zamanında modernleşti ve saraylardan sadece cahil kadınlar değil, okumuşlar da çıktı. 38 yaşında hayatı terk eden Abdülmecid Han’ın devrinde adi cinayetlerin dışında hiçbir siyasi idam infaz edilmemiştir. Dış dünya ile ilişkiler fevkalade ustaca yürütülmüştü ve kendisinden sonra kardeşi Abdülaziz Han devrine alaturka musiki yanında alafranga musiki, hüsnühat ve tezhibin yanında Batı resim sanatı, Batı musiki kuruluşları (mızıka-i hümayun) devredilmiştir.Tanzimat devrinin tarihi, hatta padişahların doğru tasnif edilmiş biyografileri dahil henüz yazılmamıştır. Bu bizim için çağdaş Türkiye’yi anlamaktaki en büyük noksanlarımızdan biridir. Abdülmecid Han da doğru değerlendiremediğimiz bir hükümdardır.İLK KAĞIT PARA VE İLK ÖZEL GAZETE BU DÖNEMDE ÇIKTI1841 yılında Osmanlı'nın ilk yarı gazetesi olan Ceride-i Havadis çıktı. William Churchill tarafından çıkarılan gazete yayın 1864 yılında kapandı. Osmanlı İmparatorluğunun ilk özel gazetesi olan Tercüman-ı Ahval' ise 1860 yılında çıkmaya başladı. Şinasi ve Agah Efendi tarafından çıkarılan gazete, sadece Pazar günleri yayınlanıyordu. Halkın gazeteye büyük ilgi göstermesinden sonra Tercüman-ı Ahval haftada üç gün çıkmaya başladı.Sultan Abdülmecid döneminde vergi, tıpkı askerlik gibi bir vatandaşlık görevi haline getirildi. Herkesten aylık kazancına göre vergi toplanmaya başladı. En yenilikçi padişahlardan biri olan Sultan Abdülmecid'in yaptığı reformlar bunlarla sınırlı kalmadı.1840 yılında ilk kağıt para Kaime-i Mutebere ve 1844 yılında da ilk madeni para Mecidiye bastırıldı. Osmanlı Devletinin ilk bankası olan Bank-ı Derssadet 1847 yılında, İstanbul'da kuruldu.TANZİMAT FERMANI NEDEN YAYINLANDI?Tanzimat Fermanı ile birlikte Osmanlı Devleti’nde batı tarzı ilk hukuk sistemi ile ilgili ilk adımlar bu dönemde atıldı. Herkese halka açık mahkemelerde yargılanma hakkı tanındı. Ülkedeki tüm erkeklere 4 yıllık zorunlu askerlik getirildi. Devletin, idam edilen ya da usulsüz yollarla kazanç sağladığı tespit edilen kişilerin mallarına el koymasına Müsadere Sistemi demektir. Tanzimat Fermanı ile birlikte bu müsadere sistemi kaldırılmış ve tüm yurttaşlara Miras Hakkı tanınmıştır.SULTAN ABDÜLMECİD NASIL VEFAT ETTİ?Sultan Abdülmecid vefat etmeden 2 yıl önce Sultan Abdülmecid’i hal’edip kardeşi Abdülaziz’i tahta çıkarmak isteyen muhalifler tarafından bir isyana kalkışırlar. 14 Eylül 1859 yılında ihbar edilmesi sonucunda başarılı olmayan isyan tarihe Kuleli Vakası olarak geçmiştir. 1823 yılında doğan Sultan Abdülmecid, tahta çıktığında 16.5 yaşındaydı. Çocukluğunda şiir ve müzik sanatıyla ilgilendi. Sultan Abdülmecid'de babası II. Mahmut gibi tüberküloz hastalığına yakalanmasından dolayı 25 Haziran 1861 yılında vefat etti. Cenazesi Yavuz Sultan Selim Camii'ne defnedildi.