Terör örgütü PKK’nın yöneticilerinden Helin Ümit’in, terör örgütüne müzahir Medya Haber’e verdiği ve Rûdaw Türkçe tarafından da haberleştirilen röportajı dikkatle okudum.
Bu röportaj, son dönemde kamuoyunda tartışılan süreç bakımından son derece önemlidir. Çünkü yapılan açıklamalar, terör örgütü PKK’nın gerçek niyetini bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.
Ortada kayıtsız ve şartsız bir silah bırakma iradesi yoktur.
Tam tersine, silah bırakmayı; Abdullah Öcalan’ın durumuna, hukuki düzenlemelere, siyasi taleplere ve birtakım şartlara bağlayan bir anlayış vardır.
Açıklamada açıkça, Abdullah Öcalan’ın “fiziki özgürlüğü” sağlanmadan yeni adımların atılmayacağı ifade edilmekte; silahsızlanma süreci buna bağlanmaktadır. Bunun yanında “hukuki ve siyasi çerçeve”, “çerçeve yasa”, “demokratik entegrasyon”, “yasal statü” gibi talepler dile getirilmektedir.
Daha da vahimi, açıklamada “suç kavramını reddediyoruz” denilerek terör örgütünün gerçekleştirdiği eylemler meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır.
İşte bu nedenle bu röportaj, sıradan bir açıklama değildir.
Bu açıklama, terör örgütü PKK’nın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne hangi şartları dayatmaya çalıştığını gösteren açık bir niyet beyanıdır.
Burada çok önemli bir gerçeğin altını çizmek gerekir.
Terör örgütü PKK silah bırakmıyor.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne şart koşuyor.
Silahı teslim etmeyi; siyasi taleplerinin karşılanmasına, hukuki düzenlemelerin yapılmasına ve örgütün elebaşı hakkındaki beklentilerine bağlamaya çalışıyor.
Bu yaklaşımın hukuk devletinde kabul edilmesi mümkün değildir.
Silah bırakmak bir pazarlık konusu değildir.
Silah bırakmak, terör örgütünün yerine getirmesi gereken zorunlu bir yükümlülüktür.
Bir hukuk devletinde terör örgütü devlete şart koşamaz.
Devletin anayasal düzeni, üniter yapısı, egemenliği ve hukuk sistemi hiçbir terör örgütünün pazarlık konusu yapılamaz.
Açıklamanın en dikkat çekici bölümlerinden biri de “suç kavramını reddediyoruz” ifadesidir.
Bu söz, aslında örgütün zihniyetini özetlemektedir.
Binlerce askerimizin, polisimizin, jandarmamızın, güvenlik korucumuzun ve masum vatandaşımızın hayatına mal olan saldırılar; çocukların yetim, ailelerin evlatsız kaldığı terör eylemleri, örgüt tarafından hâlâ meşru görülmektedir.
Ortada ne pişmanlık vardır…
Ne özeleştiri vardır…
Ne de işlenen suçların kabulü vardır.
Tam tersine, bütün terör eylemleri savunulmakta ve meşrulaştırılmaktadır.
Böyle bir anlayışın “demokratikleşme”, “hukuk” ve “barış” kavramlarını kullanması da ayrıca düşündürücüdür.
Bir başka dikkat çekici husus ise açıklamada dile getirilen “takvim” meselesidir.
Mayıs ayından sonra bazı adımların atılmasının beklendiği, bazı görüşmelerin yapılacağının öngörüldüğü ve bir yasa takviminin bulunduğu iddia edilmektedir.
Eğer bunlar doğru değilse, kamuoyu yanıltılmaktadır ve gerekli açıklamalar yapılmalıdır.
Şayet doğruysa, Türk milletinin bunları bilmeye hakkı vardır.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukuk devletidir.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
Sonuç olarak bu röportaj çok açık bir gerçeği ortaya koymuştur.
Terör örgütü PKK açısından mesele silah bırakmak değildir.
Silahı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden siyasi ve hukuki taviz koparmanın aracı olarak kullanmaktır.
Bunun kabul edilmesi mümkün değildir.
Terör örgütü PKK’nın şartları değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hukuku geçerlidir.
Silah bırakılacaksa bunun tek yolu vardır:
Şartsız…
Koşulsuz…
Pazarlıksız…
Silahlar bırakılır.
Terör örgütü tasfiye edilir.
Hukuk işletilir.
Devlet, terör örgütüne göre hareket etmez.
Terör örgütü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hukuk düzenine uymak zorundadır.
Bunun dışında hiçbir yol ve hiçbir formül, ne hukuk devleti ilkesiyle ne de Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleriyle bağdaşır.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!