Azazel, şeytana verilen adlardan biridir. Rus yazar Boris Akunin'in ünlü romanı "Azazel", aynı adı taşıyan güçlü bir gizli örgütün hikayesini anlatır. Bu örgüt, dünya çapında gizli bir kukla ustası haline gelen İngiliz bir kadın olan Lady Esther tarafından kurulmuştur. Tüm bunlar, dünyanın dört bir yanında açılan yatılı okullar (sözde "esternatlar") ağı sayesinde gerçekleşmiştir. Bu okullar sadece yetim erkek çocukları kabul ediyordu. Her birinde özel olarak seçilmiş yetenekli öğretmenler, bir yeteneği keşfedip, bu yeteneği geliştirmeye başlıyorlardı. Bu yetenek bilim insanı, devlet adamı, asker, yargıç veya bir suikastçı olabiliyordu.
Esternat mezunları, kurnazca dünyanın dört bir yanına dağıtılıyordu (tıpkı bir guguk kuşunun yumurtalarını başkalarının yuvalarına bırakması gibi). Yetenekleri sayesinde, çeşitli halklara yerleşmiş genç "Azazeller", kariyerlerinde hızla ilerlemeye başlıyorlardı. Askeri liderler, bakanlar ve imparatorların, kralların ve başkanların danışmanları olarak giderek daha yüksek mevkilere yükseldiler. Ve zaten tüm dünyanın kültürünü, bilimini, ekonomisini ve politikasını etkiliyorlardı. Kendilerine fanatikçe bağlı oldukları Leydi Esther'in dikteleri altında...
Bu kitabı okurken karşılaştığım örgüt, Fetullahçı terör ve casusluk örgütü (FETÖ)’nün adeta bir kopyasıydı. Her yere sızıyorlardı.
FETÖ sadece Türkiye’de değil, Türkiye’nin hinterlandı veya etki alanındaki ülkeler dahil çok sayıda ülkede de örgütlenmişti. Bunların başında Türk dünyası, Türkistan coğrafyası vardı.
1991 yılında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla 5 Türk devleti de adım adım bağımsızlıklarını ilan etmeye başladı. Türkiye, etnik köken ve din bağı bulunan yeni Türk Cumhuriyetlerini hemen tanımış, bu ülkelerde büyükelçilik açmış, ortak tarih ve kültüre sahip kardeş devletlerle çok taraflı işbirliği içine girmiştir. Türkiye, klasik dış politika paradigmasını değiştirerek tarihsel bir yaklaşımla konuyu ele almış ve Türk Cumhuriyetleriyle ilişkilerinin geliştirilmesi, Türk dış politikasının öncelikli hedefleri arasında yer almıştır. Türkiye'nin jeostratejik ve jeopolitik konumu "Adriyatik'ten Çin Seddine" uzanan "Türk Yurdu" ekseninde yeniden belirlenmiştir. Türkiye ayrıca uluslararası kurum ve kuruluşlar nezdinde yeni kurulan Türk Cumhuriyetlerine rehberlik etmiştir. ( https://www.setav.org/turk-dunyasinda-feto-okullarina-karsi-yurutulen-mucadele )
Türk devletlerine yönelik siyasi ve ekonomik desteğin yanı sıra terörestbaşı Fetullah Gülen’in sözde “Türk okulları” de bu devletlere giriş yapmıştı. Bu durumda maalesef örgütün o dönem “cemaat” görünümü vermesi dolayısıyla dönemin yönetici erkinin desteği de etkili olmuştu. Bu okulları toplumsal algıyı manipüle etmek ve gerçek yüzünü saklamak için araçsallaştıran FETÖ, Türk Devletlerinde ekonomik, bürokratik ve siyaset alanlarına yerleşerek ciddi bir güç haline geldi. Okullarda, Türk devletlerinde etkili olan yönetici zümrenin çocukları dahil çok sayıda üst düzey ailenin çocukları eğitim görmeye başladı. İleride ülkeleri yönetmeye talip bu kitle, 2000’lerle beraber Türk devletlerinde yükselmeye başladı.
Başka ülkelerde de yer alan örgütün CIA’nın bölge planlamasında etkili olduğunu saptayan Rusya, bu okulları kapatmakta tereddüt etmedi. Ancak Türk devletleri olan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’da bir süre devam etti. En erken uyanan, İslam Kerimov liderliğindeki Özbek yönetimi oldu. Özbekistan, CIA unsurları yetiştiren bu şer yuvalarını 2000’lerin başında kapattı.
Türkmenistan da, Özbekistan’dan sonra bu okullara karşı güvensizlik artınca kapatma yoluna gitti.
Azerbaycan ve Kazakistan’da 15 Temmuz saldırısı sonrasında Türkiye’nin etkili diplomasisi sayesinde okullar Maarif Vakfı üzerinden Türkiye’ye devredildi.
En zorlanılan ülke Kırgızistan oldu. Kırgızistan’da çok derine nüfuz edebilen örgüt, Türkiye’nin diplomatik baskısına en büyük direnci gösterdi. Ancak adım adım ilerleme kaydedildi.
Gelelim, Kaşif Kozinoğlu boyutuna... MİT, Soğuk Savaş sonrasında iki kanadın mücadelesine sahne oldu. Bir tarafta Enver Altaylı ve Mehmet Eymür zihniyetlerinin temsil ettiği Batıcı yapılanma. Diğer tarafta Şenkal Atasagun gibi isimlerin temsil ettiği, milli devletçi yapılanma. Bu iki yapılanmanın mücadelesinde adım adım milli kanat hakimiyetini sağladı. Bağımlı unsurlar adım adım tasfiye edilirken milli kanat Türkiye karşıtı çok sayıda yapılanmayla yurt içinde ve dışında mücadele etti.
Yurtdışında yürütülen mücadelelerin merkezlerinden biri de Türkistan coğrafyasıydı. Bu coğrafyada, mücadelenin liderliğini 2000’lerin başında MİT’in Dış Operasyonlar Dairesi’nin başında olan Kaşif Kozinoğlu geliyordu. Vatanperver, milliyetçi bir profil olan Kozinoğlu, Özbekistan başta olmak üzere çok sayıda Türk ülkesinde hem Türkiye’nin ve Türkistan’ın menfaatleri çerçevesinde mücadeleler yürütürken hem de FETÖ gibi yıkıcı örgütlenmelerin etkisini kırmaya çalışıyordu. Zaten FETÖ hakkındaki Çatı İddianame’de bu dönemle ilgili şöyle bir tespit yer alıyor:
“Orta Asya’da FETÖ’nün okullarının ülke yararına çalışmadığını ve cemaatin eğitim faaliyetinin devletin lehine olmadığını, bu yapının şirket, okul ve mensuplarının etkinlik ve ilişkilerinin ülkemize hiçbir katkı sağlamadığını görerek istihbarı çalışma yürüten Kaşif Kozinoğlu örgütün hedefi haline gelmiştir.”
Tam da bu dönemde, yani 2000’lerin başında Kozinoğlu’nun MİT’te temsil ettiği düşünceye, kumpaslar ve başka kirli yöntemlerle saldırı başlatıldı.
Kozinoğlu’nun ismi çeşitli haberlere konu edilmeye başlandı. “Kurtlar Vadisi ile ilgili rapor yazdı” gibi haberlerden tutun da Telekulak skandalı çerçevesinde servisler başlatıldı. Amaç Kozinoğlu üzerinden MİT’in bağımsızlıkçı kanadını tasfiye etmeye çabalamaktı. Mehmet Eymür kurtuğu “atin” sitesi üzerinden saldırırken, emniyet ve yargıya sızmış Fetullahçı teröristler de farklı yöntemlerle bu saldırıyı tahkim ediyordu.
Tam da bu dönemde Kemal Gürüz başkanlığı döneminde YÖK, Kozinoğlu dahil olmak MİT personellerine saldıran bir başvuru yaptı...
DEVAM EDECEĞİZ...
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!