ABD’nin Avrupa’nın bazı devletleri ile gerilimi perde arkasından perde önüne geçecek şekilde tırmanıyor. Polonya’da 5 ülkenin davet edildiği NATO toplantısına İngiltere ve Fransa’nın, Baltık ülkeleri ile birlikte çağrılmaması, NATO ve Avrupa içinde bölünme sinyalleri olarak yorumlanıyor. Yorumları okuduğumuzda ise çıkan sonuç ABD’nin Avrupa’da “söz dinleyenler-dinlemeyenler” ayrımı yaptığını gösteriyor.
ABD’de Donald Trump dönemi ile beraber, Avrupa içinde beraber hareket edeceği ülkeler çerçevesinde öne çıkan 3 kriter var:
Birincisi, Savunma tedariğinde en önemli kriter ABD’ye bağımlı mısın, değil misin? ABD, bu alanda ABD’ye bağımlılığı sağlamak istiyor. Özellikle F-35 satışları, HIMARS (High Mobility Artillery Rocket System / Türkçesi: Yüksek Hareket Kabiliyetli Topçu Roket Sistemi) roket sistemleri veya Abrams tankları gibi önemli kalemlerde ABD Avrupa ülkelerinin kendisine bağımlı hale gelmesini istiyor. Ayrıca Trump Amerikası, Avrupa ülkelerinin ortak savunma programlarına soğuk yaklaşıyor. Bu nedenle bazı ortak programların yapımı ya erteleniyor ya iptal ediliyor.
İkincisi, Washington ABD’nin sanayi politikalarına uyumluluk istiyor.
Üçüncüsü de, ortak diplomasi dili... Yani ABD’nin politikalarına karşı özerk alanlar oluşturmaya çalışanlar dışlanıyor.
Polonya’ya çağrılanların tamamı, ABD’nin sözünü ettiğim temel politikalarıyla uyumluluğu gözetiyor. Sadece Almanya’nın son dönemlerdeki Rusya politikasına ters düştüğünü görüyoruz. Ama ABD Almanya’nın ekonomik güç potansiyelini dışarıda bırakmak istemiyor gibi.
ABD, uyumlu müttefikler oluşturmak için Norveç’in Bergen kentinde Haziran ayında ilk toplantıyı yapmıştı. Katılımcılar, ABD ve evsahibi Norveç’in yanı sıra Almanya, İsveç, Finlandiya, Polonya ve Hollanda’ydı. Londra ve Paris orada da yoktu. Bu üç ülkenin temel ortak kriterleri, yukarıda aktardığımız 3 maddeydi.
İngiltere, Fransa, Baltık ise aslında bazı maddelerde uyumluluk gösteriyor. Örneğin, savunma alımlarında ve politikalarında bu ülkeler Washington’dan ayrı hareket etmemeye çalışıyor. Özellikle Baltık ülkeleri... Ancak İngiltere ve Fransa’nın Avrupa’da savunma, diplomasi ve sanayi alanında özerk alan oluşturma çabaları Washington’u huzursuz ediyor. Örneğin Rusya politikasında İngiltere ve Fransa ile Baltık ülkeleriz şahin politikaları savunurken, diğer ülkeler ABD’yi karşısına almadan uyumlu ilerlemeyi temsil ediyor. Trump’ın Rusya lideri Putin’i G-20 toplantısına davet etmesinden hoşnut olmayanlar dışarıda tutuluyor.
Burada birinci maddeyi biraz açalım...
Rusya-Ukrayna savaşından itibaren yıllarca savunmasını ABD üslerine ve şemsiyesine bırakan ülkeler bir anda silaha ihtiyaçları olduğunu farketti. Washington dostlarının (!) imdadına yetişti ve bol bol satış yaptı. Bu durum ABD ekonomisine katkı sağlarken, Avrupa’da sonraki dönemlerde artan enerji kriziyle beraber insanların üzerine yük binmesine neden oldu. Ancak ABD bu durumun tadına varmıştı. Yüzlerce F-35 satışı yaptı. Yine farklı farklı sistemleri müttefiklerine sattı.
Doğrudan Amerikan şirketlerinin satışlarının yanı sıra Avrupa’da yoğun Amerikan sahipliği bulunan firmalar da devreye sokuldu. En çarpıcı örneklerden biri Alman savunma şirketi Rheinmetall.
25 Eylül'de İtalyan Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetleri Silahlanma Müdürlüğü, Rheinmetall tarafından geliştirilen KF51 Panther tankı temel alınarak Leonardo Rheinmetall Military Vehicles (LRMV – Türkçesi: Leonardo Rheinmetall Askeri Araçlar) tarafından geliştirilen yeni tanklar için tedarik sürecini başlattı.
LRMV, İtalyan Ordusu için yeni nesil zırhlı araçlar üretmek amacıyla Leonardo (yüzde 50) ve Rheinmetall (yüzde 50) tarafından 15 Ekim 2024 tarihinde kurulan bir ortak girişim. Bu endüstriyel anlaşma aynı zamanda gelecekteki bir Avrupa savaş tankının temelini atmayı da amaçlamaktadır.
Azami satın alma fiyatı 5,143 milyar Euro'dur.
Program, iki tank alayı ve eğitim birimini donatmak üzere 132 adede kadar ana muharebe tankının yanı sıra, birleşik bir platform üzerinde 140 paletli aracın tedarikini öngörüyor.
Rheinmetall şirketinin geleceğin tankı olarak tanıttığı ve KF51 Panther ismiyle sunulan tanka gelince... Rheinmetall CEO'su Armin Papperger'in bildirdiğine göre , Alman "Panther" kavramsal olarak "Leopard 2" tank ailesinin bir devamı niteliğinde olup, temelde herhangi bir yenilik içermiyor.
Resmi olarak Alman şirketi olan Rheinmetall ise uzun zamandır tamamen Amerikalıların kontrolünde. Berliner Zeitung gazetesi, Rheinmetall'in hissedarlarının kimliklerini gizli tutmaya çalıştığını vurguluyor. Ancak ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu kayıtlarına göre, şirketin 280'den fazla hissedarı Amerika Birleşik Devletleri'nde kayıtlı.
Berliner Zeitung “Bunların en büyükleri BlackRock, Wellington, Fidelity, Harris Associates, John Hancock, Capital Group, Vanguard ve EuroPacific Growth Fund gibi yatırım fonları ve şirketleri... Küçük hissedarların çoğu gibi, bunlar da Amerika Birleşik Devletleri'nde kayıtlıdır. Bu nedenle Rheinmetall, Alman bir şirket olmaktan çok uzaktır” diye devam ediyor.
Leonardo SpA'nın en büyük hissedarı İtalyan hükümeti olsa da, kurumsal yatırımcılarının yarısı aralarında BlackRock ve Vanguard’ın da bulunduğu güçlü ABD şirketleri.
Bu arada Amerikalılar, kendi Rheinmetall şirketlerinin fiili çabalarıyla, tüm Avrupa için yeni bir ana muharebe tankı yaratma yönündeki Fransız-Alman projesini baltaladılar.
Alman gazetesi Handelsblatt , "Panther KF51 tank projesi başlangıçta, 'Ana Kara Muharebe Sistemi' (MGCS) olarak adlandırılan Fransız-Alman projesini sekteye uğratmayı amaçlıyordu" diye yazdı.
Berliner Zeitung'un vurgusu ise girişte aktardığımız çerçeveye oturuyor. Gazete, Amerikalı yatırımcıların Rheinmetall'deki askeri projelerden kar elde etme arzusunun, Avrupa'nın Washington'dan, savunma sanayi de dahil olmak üzere, "daha önemli bir özerklik" kazanma arzusunu baltaladığının altını çiziyor.
Özetle, ABD önümüzdeki dönemde Avrupa içinde müttefiklerini ikiye bölecek gibi duruyor: Söz dinleyenler-dinlemeyenler.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!