Washington, İran savaşında askeri baskıyı yeni bir eşiğe taşımaya hazırlanıyor. Reuters’ın 18 ve 20 Mart tarihli haberlerine göre Trump yönetimi, Orta Doğu’ya binlerce ek Amerikan askeri göndermeyi değerlendirirken; masadaki seçenekler arasında Hürmüz Boğazı’nda geçiş güvenliğini sağlamak, İran kıyılarına yakın alanlarda askeri varlığı artırmak ve İran’ın petrol ihracatının ana düğüm noktası olan Hark/Kharg Adası için özel senaryolar geliştirmek yer alıyor. Reuters, Kharg Adası’nın İran’ın petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ının merkezi olduğunu aktardı.
Bu tabloyu daha kritik hale getiren unsur, Washington’un mesajlarındaki çift katmanlı dil oldu. Reuters’ın aktardığına göre Trump 19 Mart’ta “asker göndermiyorum” açıklaması yaptı; ancak aynı günlerde Amerikan savunma kaynakları, bölgeye binlerce ilave deniz piyadesi ve deniz unsuru sevk edildiğini, bunun da ilerideki olası operasyonlar için kapasite oluşturduğunu söyledi. Başka bir ifadeyle Washington, siyasi söylemde frene basıyor gibi görünürken, sahada el yükseltiyor.
Hark Adası’nın öne çıkmasının nedeni yalnızca askeri değil, ekonomik. Reuters’a göre Trump yönetimi bu adayı vurup yıkmaktan çok, kontrol veya abluka altına almayı daha işlevsel bir seçenek olarak tartışıyor; çünkü böyle bir hamle İran’ın enerji gelir damarını doğrudan baskı altına alabilir. 22-23 Mart hattında ise kriz yeni bir aşamaya taşındı: Trump, İran’dan Hürmüz’ü 48 saat içinde tam açmasını isteyip aksi halde enerji altyapısını vurma tehdidinde bulundu; Tahran da buna Körfez’deki enerji ve su altyapılarını hedef alma tehdidiyle karşılık verdi.
Türkiye açısından mesele, yalnızca İran ile ABD arasındaki klasik güç mücadelesi değil. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, hem 9 Şubat’ta hem 3 Mart’ta bölgenin yeni bir savaşı kaldıramayacağını vurguladı; 7 Mart’ta ise İran’da etnik ya da dinsel fay hatları üzerinden iç savaş çıkarılmasını hedefleyen tüm senaryolara karşı olduklarını açık biçimde söyledi. Ankara’nın bakışı net: İran’ın zayıflatılması adına bölgenin tümü ateşe atılırsa, bunun faturası sınır komşularına, enerji hatlarına ve milyonlarca sivile çıkar.
Analiz
Bu hamleye sadece “askeri sevkiyat” diye bakmak eksik olur. Hark/Kharg Adası dosyası, aslında İran’a karşı enerji boğazlama stratejisinin merkezine yerleşmiş durumda. Hürmüz Boğazı küresel petrol ve LNG akışının yaklaşık beşte birinin geçtiği dar hat; Kharg ise İran’ın petrol gelirinin kalbi. Yani Washington’un masasında duran şey yalnızca bir ada operasyonu değil, İran’ı askeri baskıyla birlikte ekonomik nefessizliğe itme planı.
Ama bu planın Türkiye açısından olumlu okunacak bir tarafı yok. Çünkü İran’a dönük her sertleşme, sadece Tahran’ı değil, bütün bölgeyi daha pahalı enerjiye, daha kırılgan ticaret yollarına ve daha geniş vekâlet savaşlarına iter. Hakan Fidan’ın “bölge yeni bir savaşı kaldıramaz” ve “İran’da etnik-dinsel fay hattı senaryolarına karşıyız” vurgusu tam da bu nedenle önemlidir. Ankara, duygusal değil jeopolitik konuşuyor: İran’da devlet çözülürse, dalga dalga istikrarsızlık Türkiye sınırına kadar gelir.
Türkiye lehine en doğru okuma şu: Ankara’nın çıkarı, ne Washington’un maksimalist askeri baskısında ne de Tahran’ın bölgesel yayılma refleksinde. Türkiye’nin çıkarı; enerji koridorlarının açık kaldığı, sınırların yeni göç ve milis baskısıyla sarsılmadığı, etnik fay hatlarının vekâlet savaşına çevrilmediği bir dengede. Bu yüzden Hark Adası etrafında oluşan askeri kıskacın Türkiye açısından anlamı, “uzaktaki bir ada krizi” değil; doğrudan enerji, güvenlik ve bölgesel düzen testidir. Bu, resmi Türk açıklamalarıyla desteklenen bir çıkar okumasıdır.