Başkent Ankara'nın ev sahipliğinde düzenlenen NATO Zirvesi sürerken, Avrupa Parlamentosu (AP) 8 Temmuz'da arkasında Yunan lobisinin olduğu skandal bir karara imza attı. Yunan milletvekili Eleonora Meleti tarafından sunulan, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Türk askerinin Rum kadınlarına yönelik cinsel şiddet uyguladığı yönündeki asılsız iddiaları içeren rapor, 33 aleyhte oya karşı 575 lehte oyla kabul edildi. Raporda Türkiye'ye sorumluluk kabul etmesi ve tazminat ödemesi yönünde çağrı yapıldı.
Haber365’e açıklamalarda bulunan ve Kıbrıs stratejisi üzerine uzun yıllar görev yapmış olan Emekli Tümamiral Dr. Ali Deniz Kutluk, hem AP'nin aldığı kararın askeri ve sosyolojik olarak imkansızlığını anlattı hem de Batı dünyasının Kıbrıs üzerinden Türkiye'yi sıkıştırma planlarını aktardı
"Böyle bir zırvaya izin veren komutan olamaz"
AP'de kabul edilen metni "iğrenç bir uydurma ve zırva" olarak nitelendiren Emekli Tümamiral Dr. Ali Deniz Kutluk, askeri harekat doktrini ve dönemin sosyolojisi üzerinden iddiaları çürüttü:
"Ortada hiçbir delile dayanmayan ama kulislerle oluşturulmuş iğrenç bir iddia, lobicilik faaliyetinin ürünü bir karar var. Hem Türkiye hem de KKTC Dışişleri Bakanlıkları zaten gereken netlikte cevap verdiler. Bu iddia, meslek hayatımız boyunca hiç karşımıza çıkmayan bir şey. Dolayısıyla bunun tamamen uydurma olduğunu düşünmek için çok sebep var.
Her askeri birlik komutanı kendi birliğinde disiplini sağlar ve askeri harekatı bunun sayesinde yürütür. Böyle bir şeye fırsat verecek bir Türk komutanı düşünemiyorum. Hele 1974 yılının daha kapalı ve ahlaki değerleri daha sıkı olan toplum yapısında bunu düşünmek imkansızdır. Ortada belgelenmiş, ispatlanmış hiçbir durum yok."
"Asılsız 1915 iddialarına benziyor"
"Bu durum asılsız 1915 iddialarıyla benzer bir strateji. Bir parlamentonun kabul etmesiyle bu iddialar gerçek olmuyor. İddia sahipleri varsa ellerinde belge, savaş hukukunun yarattığı şartlar altında mahkeme huzuruna çıkmalıydılar."
"Michael Rubin, İsrail yayılmacılığının sözcülüğünü yapıyor"
Geçtiğimiz günlerde basına sızan Birleşmiş Milletler (BM) Kıbrıs planında Türk askerinin adadan tamamen çıkarılması talep edilmiş, hemen ardından ABD Kongresi'nde konuşan neo-con yazar Michael Rubin de Türkiye'yi Kıbrıs'ta açıkça "işgalci" ilan ederek Batı dünyasının yeni Kıbrıs kuşatmasını gözler önüne sermişti.
ABD Kongresi'nde ve Batı medyasında Türkiye’yi Kıbrıs’ta "işgalci" ilan eden neo-con yazar Michael Rubin’in bu çıkışlarına değinen Emekli Tümamiral Dr. Ali Deniz Kutluk, sürecin arkasındaki İsrail parmağına işaret etti:
"Michael Rubin aslında akademisyen olarak akıllı bir insandır ama menfaati demek ki böyle gerektirdiği için böyle konuşuyor, ciddiye alınacak bir yönü yok. Kendisi Amerikan Kongresi'ndeki bir alt komitede sadece davet üzerine konuşma yapmıştı, resmi bir yetkisi yok.
Rubin şu an Güney Kıbrıs ile İsrail arasındaki ilişki köprüsünü kurmak için elinden geleni yapıyor. İsrail'in arkasındaki çeşitli yayın organlarında adeta siyasi sözcülük yapıyor. Türkiye'ye İsrail'in saldırmasını teşvik eden, nükleer santrallerin vurulmasını içeren, 'Kıbrıs'ın kuzeyine güneyden saldırıp koparalım, Güney Kıbrıs’a Demir Kubbe yapalım' diyen açıklamaları var. Yani İsrail'in genel yayılmacı politikasının bir parçası olarak tutarsızca konuşuyor."
"Güneş yükselince kaybolurlar"
Kıbrıs meselesinde Batı dünyasının hiçbir hukuki geçerliliği olmadığını belirten emekli amiral, sözlerini tarihi bir rest ve uyarıyla noktaladı:
"Amerikan Kongresi bu işin dışında. ABD, Kıbrıs meselesinde garantör değil bir şey değil. Avrupa Birliği garantör değil bir şey değil. Bunlar bu işin tamamen dışındaki aktörler. Burada uluslararası hukuk açısından muhatap ancak üçüncü ülke olarak İngiltere olabilir. Onun dışındakilerin aldığı kararlar, söylediği sözler buza yazılmış yazı gibidir; güneş yükselince kaybolurlar.
1959'da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, Türk askeri adaya girmeden önceki 15 yılda (1963, 1967, 1974) tam 3 büyük iç savaş yaşadı. Ancak Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan bu yana geçen 52 yılda adada kimsenin burnu kanamadı. Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri'nin oradaki varlığı, barış ve istikrarın yegane teminatıdır. Türkiye'nin garantörlük hakkı uluslararası normlara tamamen uygundur ve adadan çıkması için hiçbir sebep yoktur. Türk askerinin adadan çıkması diye bir şey söz konusu olamaz. Türkiye'de hiçbir hükümet böyle bir karar veremez."