Etiket: Kitap Konusu

"Kitap Konusu" etiketine ait 22 haber bulundu.

19 Haziran 2021, 17:18

Kitap İncelemesi: Hayvan Çiftliği

George Orwell’ın bir devrimin trajedisini konu aldığı ve 1945 tarihinde yayımlanan Hayvan Çiftliği, Türkçe, Almanca ve Fransızca başta olmak üzere toplamda 60 dile çevrilmiştir. Hayvan Çiftliği, çocuk kitabı olmasın rağmen konusu ve konuyu ele alış tarzından dolayı çağdaş  klasikler arasına girmiştir. Romanın konusu ise; eşitlik, adalet ve barış adına verilen bir mücadelenin sonunda lider olarak başa getirilen kişinin kişisel çıkar ve hırsları uğruna bir toplumu nasıl yok ettiğinin ve liderlerinin nasıl birer diktatöre dönüştüğünün eleştirisi yapılmıştır. 1940’lardaki reel sosyalizmin eleştirildiği romandaki başkişiler hayvanlarıdır. Hayvan Çiftliği, 1945 yılında basılmış olmasına rağmen soğuk savaş döneminde asıl ününe 1950’lerde kavuşmuştur. Halide Edip Adıvar tarafından 1954 yılında ilk defa Türkçeye çevrilmiştir. 1996 yılında 1946 Retro Hugo Ödülleri’nde ise en iyi roman seçilen Hayvan Çiftliği, 1954’te İngiltere’de, 1999’da ise Amerika’da sinemaya uyarlanandı.HAYVAN ÇİFLİĞİ KONUSU NEDİR?George Orwell’ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört kitabından sonra en çok bilinen ve okunan kitabı Hayvan Çiftliği’nde başkarakterler hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirir. Bu hayvanların amaçları ise eşitlikçi bir toplum oluşturmak için aralarında en akıllı olan domuzlar, kısa süre içerisinde önder bir takım oluşturur. Ancak yaptıkları devrimi yolundan saptıranlar da yine domuzlar olacaktır. İnsanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kuran domuzlar, diğer hayvanlardan kendilerinin daha özel ve akıllı olduğunu her fırsatta vurgulayacaklardır. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin’i simgelediği açıktır. Diğer kahramanlar gerçek kişileri çağrıştırmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir.HAYVAN ÇİFTLİĞİ ÖZETHayvan Çiftliği’nde, çiftlik sahibi Bay Jones’un fazlasıyla sarhoş olup kümesin kapısını o gece tam olarak kapatamamasıyla başlar. Bütün hayvanların derinden saygı duyduğu, çiftliğin en yaşlı domuzu Koca Reis de aynı gece bütün hayvanları rüyasını anlatmak için ağıla çağırarak çiftlikte bazı şeylerin yolunda gitmediğine dair dikkatlerini çekmeye çalışır. Asıl amacı insanlar tarafından istismar edilmelerinin yanlışlığını vurgulamak ve rüyasını onlara tarif eden “İngiltere’nin Şarkısı” adlı şarkıyı öğretmektir. Ancak üç gün sonra Koca Reis ölür ve hayvanları beslemeyi unutan Bay Jones ve yardımcılarına karşı okur yazar olan Napoleon ve Snowball adlı domuzlar yönetimi ele geçirir.BEYLİK ÇİFTLİĞİ DEĞİL HAYVAN ÇİFTLİĞİKoca Reis’ten öğrendikleri kendi bildikleri doğrultusunda uygulamaya çalışan Napoleon ve Snowball’in sık sık çatışması ile çiftlikte sorunlar baş gösterir. İnsanlardan ele geçirilen çiftlikte yapılan ilk iş ismini değiştirmek olur. Çiftliğin ismi Beylik Çiftliği iken artık Hayvan Çiftliği olarak değiştirilmiştir. Bütün hayvanların artık tek amacı Koca Reis’in rüyasındaki Hayvan Çiftliğini gerçekleştirmektir. Çiftliğin işlerine canla ve başla sarılan hayvanlar hasadı bitirmek için çalışırlar. Snowball hayvanlara okuma yazma öğretirken, Napoleon yavru köpeklerin eğitimiyle ilgilenir.Tüm hayvanlar uyum içinde yaşamaya başlar, ancak bu durum çok uzun sürmeden çiftlikte birtakım terslikler görülmeye başlanır. Elmalar ve sütler gizemli bir şekilde kaybolur. Squealer, bunların çiftlik için büyük özveriyle çalışan domuzlar tarafından alındığını söyler. Snowball ve Napoleon, yel değirmeni yapılması konusunda görüş ayrılıkları baş göstermiştir. Kurnaz olan Napoleon yetiştirdiği dokuz yavru köpeği Snowball’un üzerine saldırtarak çiftlikten uzaklaştırır. Artık çiftliğin tek lideri ve yöneticisi yani diktatörü Napoleon’dur.İlk başta karşı çıktığı yel değirmeni yapma fikrini açıklayan Napoleon düşman olarak gördüğü insanlarda ki çiftliklerle ticarete başladı. Çiftlikteki diğer hayvanlar buna karşı çıksa da ortalığı yumuşatmayla görevli Squealer tarafından yapılan her şeyin çiftliğin iyiliği için olduğu söylenir. Fırtınadan yıkılan yel değirmeninin suçlusu olarak Snowball gösterilir ve değirmenin yeniden inşasına başlanır.NAPOLEON DİKTATÖR MÜDÜR?Günler ve aylar geçtikçe Napoleon’un güveni ile birlikte gücünü kötülüğe kullanması da artar. Napoleon tarafından kontrol altına alınan bütün hayvanlar insanların çiftliği yönettiği dönemden daha fazla açlık çekerler ve çiftlikte hayat gün geçtikçe zorlaşır. En iyi çalışanlardan biri olan Boxer adlı bir at viski uğruna kasaba satılır ve bir daha geri dönemez. Bu olayın ardından diğer hayvanların her ne kadar gözleri açılsa da korktuklarından dolayı harekete geçemezler. Günler geçtikçe Hayvan Çiftliği’nde domuzlar yatakta yatmaya, iki ayakları üzerinde yürümeye, kamçı taşımaya ve elbise giymeye başlarlar.Hayvan Çiftliği ele geçirildiğinde yedi maddeden oluşan animalizm ilkeleri tek bir ilkeye iner o da; “Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.” Önceden insanlar hayvanlar üzerinde baskı uyguluyorken artık domuzlar diğer hayvanlara inşalardan daha fazla baskı ve eziyet uyguluyordu. Bir akşam Napoleon, Bay Pilkington adlı komşu çiftçiyle yemek yerken ona çiftçilerle birleşerek hem hayvan hem de insan işçi sınıflarına karşı birlik olmayı teklif eder. Hatta domuzlar ile insanlar arasında diğer hayvanların da şahit olduğu şöyle bir konuşma geçer: “Sizler aşağı kesimden hayvanlarınızla uğraşmak zorundasınız, bizler de bizim aşağı sınıftan insanlarımızla uğraşmak zorundayız.”Bu konuşmadan da anlaşıldığı üzere eski yönetimin sadece şekil değiştirmiştir. Dışarıdan onları gören hayvanlar da artık kimin insan kimin domuz olduğunu anlamakta güçlük çeker. Hayvan Çiftliği romanındaki en acı durum ise hiçbir hayvanın bu zorbalığa ses çıkaramamasıdır. Romanın sonunda Hayvan Çiftliği’nin ismi tekrar eski adı olan Beylik Çiftliği’ne döner ve hayvanlara eziyet devam eder.NAPOLEON HER ZAMAN HAKLI MIDIR?Hayvanların çiftliği ele geçirmesinin ardından bir dönem hayvanlar arasında birlik ve beraberlik olmuş olsa da hayatlarında değişen pek de bir şey olmamıştır. Napoleon ve Snowball’in çatışmalarında Snowball her zaman hayvanların gözünde haklı çıksa da Napoleon Snowball kaba kuvvetle bastırmış ve çiftlikten uzaklaştırılmasına neden olmuştur. Aslında felaketler zinciri Snowball çiftlikten uzaklaştırılmasıyla başlanmıştır. Napoleon’un her geçen gün hayvanlar üzerinde artan baskısı ve etkisi hayvanların hayatını daha da kötü etkilemiştir. Sonuç olarak insanlarla yaşadıkları dönemden daha kötü bir durumda olmalarına rağmen bütün eziyetlere katlanmak zorunda hissederler ve hiçbir şey yapamazlar.Sonuç olarak, Orwell’ın 1945 yılında yayımlanan Hayvan Çiftliği adlı eserinde dönemin sosyal ve siyasal durumunun ironisinin metnin her tarafına hâkim olduğu görülür. İnsanın doğası gereği bu tür süreçler her zaman olacaktır. Sistemler değişse bile güç, iktidar hırsı ve toplumdaki eşitsizlikler her zaman olacaktır. En çarpıcı nokta ise eserin bir çocuk kitabı havasında ‘Bir Peri Masalı’ alt başlığı altında sunulmuş olmasıdır. Oysa içerik bakımından bu yapıya ters bir görünüm çizer. Eserin sonunda iyiler kaybeder. Söylenmek istenenler, verilmek istenen mesajlar, ipuçları, kahramanların karakterlerinde ve söylemlerinde gizlidir. İroninin kullanımı açısından üzerinde durulması gerekilen bir eser olan Hayvan Çiftliği, dönemin Sovyet Rusya’sını anlatan ve yaşanılan problemlere ayna tutan satirik bir eserdir.Hayvan Çiftliğinde Orwell her ne kadar birçok sorundan bahsetmiş olsa da bütün bu sorunlara hiçbir çözüm önerisi sunmamıştır. Bunun yerine öfke ve umutsuzluk ifadesi olarak ıslahtan çok cezalandırmaya yönelmiştir. Ayrıca mevcut sistemi düzenleme gibi bir amacı da yoktur. Ancak acımasız bir kişinin nasıl diktatöre dönüştüğünü ve bütün sistemi nasıl ele geçirdiğinin bütün ayrıntılarını vermiştir. 

17 Haziran 2021, 18:03

Kitap İncelemesi: Kürk Mantolu Madonna

Türk edebiyatının en popüler eserlerinden biri olan Kürk Mantolu Madonna, Sebahattin Ali’nin de en çok sevilen eserlerinden biri olarak hala kitap raflarında yerini alıyor. Sebahattin Ali’nin 1943 yılında kaleme aldığı roman, başkahraman Raif Efendi’nin Almanya’da geçirdiği 1 yıllık süreci ve o sürecin ardından yaşananları konu ediniyor. Türk Edebiyatının çok yönlü edebiyatçılarından biri olan Sebahattin Ali, öykü, roman, şiir, tiyatro ve köşe yazıları yazmıştır. İlk yazılarında çoğunlukla romantik bir dil ile kaleme alan Sebahattin Ali, daha sonra sosyal gerçeklikten eleştirel gerçekliğe uzanan bir çizgide eserlerini yazmıştır. Romanlarında genellikle bireysel temaları işleyen Ali, aşk ve evlilik temaları en önde gelen temalardadır.KÜRK MANTOLU MADONNA’NIN ANA FİKRİSebahattin Ali’nin en popüler romanı olan Kürk Mantolu Madonna’da vermek istediği asıl mesaj dünyadaki en basit kişisinin bile insanı hayrete düşürecek derecede farklı ve karmaşık bir ruha sahip olabilir. İnsanın aslında fiziksel ve zihinsel olarak çok zor ve çözülemez bir yapısı vardır. Ancak çoğu kişi insanın basit ve kolay olduğunu zannederek büyük bir hataya düşüyor.KÜRK MANTOLU MADONNA’NIN ÖZETİRoman Rasim Efendinin iş bulma süreci ile başlamış olsa da esas konu Raif Efendinin Almanya’da ve döndükten sonra yaşadıklarıdır. Rasim Efendi birçok yere başvurur ancak olumlu yanıt alamaz ve eski bir arkadaşı olan Hamdi Bey aracılığıyla iş bulur. Rasim Efendi, Raif Efendi ile aynı odayı paylaşması ile romanın başlar. Raif Efendi’nin sessizliği, hal ve hareketleri Rasim Efendi’nin ilgisini çeker ve bir süre çalışma arkadaşını diğer insanlara sorar ancak istediği cevapları bir türlü alamaz.Raif Efendi hastalığından dolayı uzun süre işe gelemez ve Rasim Bey biriken işleri Raif Efendiye götürdüğünde iş arkadaşının ailesi tarafından ezildiğini görür. Öleceğini anlayan Raif Efendi, Rasim’den iş yerindeki eşyalarını ister ve günlüğünü tuttuğu siyah kaplı defterini yakmasını ister. Ancak Rasim Efendi siyah kaplı defteri yakmadan önce Raif Efendi’nin hikayesini öğrenmek için defteri okur ve Kürk Mantolu Madonna’nın hikayesi böylelikle başlamış olur.I. Dünya Savaşı’ndan sonra babasının isteği üzerine Almanya’ya gider ve sabun üretimi ile ilgili her şeyi öğrenmek ister. Okuduğu romanların etkisi ile büyüyen Raif, hayalini kurduğu Avrupa’ya gitmek için yakaladığı bu fırsatı hiç düşünmeden değerlendirir ve Almanya’ya gider. Burada bir pansiyona yerleşir ve babasının isteği üzerine sabun fabrikasında işe başlar. Bütün gün Almanya’nın farklı yerlerini gezen Raif sabun fabrikasına gün geçtikçe daha az gitmeye başlar. Raif bir gün gazetede ilanını gördüğü sergiye gider. Bu sergi Raif’in hayatının dönüm noktası olacaktır. Bu sergide gördüğü bir tablodan çok etkilenir. Güzel bir kadının portresi olan bu tabloyu görmek için Raif her gün sergiye gider.RAİF VE MADONNA’NIN TANIŞMASIYine bir gün tabloyu seyrettiği bir sırada yanına bir kadın gelir ve  gelen kadının yüzüne bakmadan tablodaki kadını annesine benzettiği yalanını söyler. Sergide konuştuğu kadını bir gün sokakta görür ve takip eder, onun şarkı söylediği yerde Maria Puder olduğunu öğrenir. Sergideki resmin kendi portresi olduğunu söyleyen Maria Puder ve Raif arkadaş olurlar. Ancak Maria Puder, Raif’i en başından aralarında duygusal bir yakınlaşma olmayacağı konusunda uyarmasına rağmen Raif, kadına çoktan aşık olmuştur.RAİF VE MADONNA NASIL AYRILDI?Raif Maria Puder ile arkadaş oldukları süre boyunca birçok yeri gezip dolaşırlar ve sonunda Maria Puder Raif’in aşkına karşılık verir ancak Türkiye’den gelen telgrafla ayrılmak zorunda kalmıştır. Babasının vefat ettiğini öğrenen Raif işlerin başına geçmek için Türkiye’ye döner ve Maria Puder en kısa zamanda yanına aldıracağına dair vaatlerde bulunur. Türkiye’ye döndükten sonra bir süre mektuplaşırlar ancak Maria Puder’den gelen mektupların arkası kesilir. Kürk Mantolu Madonna romanın sonunda Raif, Maria Puder’dan hiçbir haber alamaz ve terk edildiği kanaatine varır. Eski, sessiz hayatına geri döner. 

14 Haziran 2021, 17:56

Kitap İncelemesi: Satranç

Satranç, Stefan Zweig denildiği zaman ilk akla gelen eserlerinden biridir. Kurgu ve kurgunun işlenişi bakımından Stefan Zweig yapıtı olduğu ilk aşamada göze çarpan özelliklerinden biridir. Yazarın diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de psikolojik tahliller ön planda yer alıyor. Tek solukta bitirilen Satranç oldukça ufuk açıcı bir eserdir. Kitapta satrancın nasıl oynandığı değil daha çok satranç oynama yöntemleri üzerinde duruluyor. Bir satranç oyuncusunun psikolojik tahlilinin yapıldığı kitapta, milyonlarca kombinasyon ve rakamın içerisinde yapılan tek seçimin vücut buluşu anlatılıyor.SATRANÇ KİTABI ÖZETHiçlik duygusunun ve ölüm korkusunun yaşandığı kitapta, Kökleri, bağları ve aidiyet duygusu elinden alınmış bir adamın iç savaşını anlatan kitapta Stefan Zweig dünya ile son hesaplaşmasını yaptığı açıkça görülüyor. Satranç, dünya şampiyonu New York’tan Buenos Aires’e gitmek için vapurda yolculuk yapmasıyla kitap başlar. Dünya şampiyonu Mirko Czentovic gmiye binmiştir ve Dr. B onunla tanışmak ve belki bir maç yapmak için çeşitli girişimlerde bulunur. Olayların akışı tahmin edilemez ve kontrol edilemez bir noktaya gelmiş ve bu iki ana karakter etrafında kurgulanmıştır. İki farklı karakter ve iki farklı psikolojik tahlilinin anlatılır.Satranç, Czentovic ile Dr. B’nin satranç maçının anlatıldığı kitapta, Mikro Czentovic adındaki bu şampiyon Slovenyalı yoksul bir denizcinin oğludur. MC. Connor ise zengşn petrol yatakları olan bir adamdır. Mc. Cannor Mirko Czentovic’le ücreti karşılığında bir parti satranç oynamayı istemektedir. Dr. B başlangıçta sadece Czentovic’le tanışmak ister. Dr. B oyun sırasında Mc. Cannor taktikler vererek oyunun berabere bitmesine neden olur. Czentovic, skoru bu şekilde değiştirebilen Dr. B ile satranç oynak ister.Stefan Zweig, sihay ve beyaz taşların mücadelesi adı altında iyi ve kötünün savaşını satranç tahtasında yansıtır. Arka planda ise yazarın zihnindeki Avrupa ile Hitlerin mücadelesi anlatılır. Dr. B’nin zekası diğer konulara karşı yetersizken kurallara ve hamlelere olan bağlılığı ve kurnaz hamleleri satranç oyununda onun ne kadar usta olduğunu gösteriyor. SS subayları tarafından tutuklanan Dr. B bir odaya yerleştirilir ve burada kendi kendine terkedilir. Hapishane koşullarında kendini oyalamak için satranç oyununa tutunur ve kitapta geçen her oyunu ve her hamleyi hücresinin içinde kendi kendine oynamaya devam eder.Dr. B. hayata tutunmak amacıyla başladığı satranç oyununda fark etmeden ustalaşır ve ancak bu durum zaman geçtikçe kendisine zarar vermeye başlar ve psikolojik olarak çöküntü yaşar. Zihnindeki satranç hamleleriyle oyalanan Dr. B sinir krizi geçirir ve kaldırıldığı hastanede doktorun yardımıyla özgürlüğüne kavuşur. Dr. B. Czentovic ile yaptığı ilk oyunu kazanır İkinci oyunu oynamaya başlar ancak hiçlik duygusunun açığa çıkmasından dolayı yaşadığı acı durumlar ağır basar ve kendisini kaybederek oyunu tamamlayamaz.SATRANÇ KİTABI İNCELEMESİStefan Zweig satrancın “Bütün karşıt çiftlerin bir kerelik birleşimi” olduğunu tanımlar. Hunharca öldürmenin bile vatan sevgisi adı altında yumuşatıldığı ve savaşın kabul edinilemez olduğu kitapta işlenen en temel konulardan biridir. Kitaptaki ana karakter yaşadıklarından dolayı bastırılmış duyguları satranç oyunu ile açığa çıkar. Siyah ve beyazın çarpışmasının yaşandığı satranç tahtasında hem zihni çarpışma hem de savaş sahnesi resmi çiziliyor.Büyük bir ikilemin ve zıtlıkların yaşandığı Satranç kitabında, dünya tarihini değiştiren oyun ve taktikler de bir arada veriliyor Satranç tahtasını oyuncularını ve araçlarını kullanarak insanı derinden etkileyen hiçliği sarsıcı bir etkiyle anlatmayı başarıyor. Dr. B. erdemi, insanlığı, kibarlığı ve medeniyeti simgeliyor buna karşın, Czentovic ise kibri kini, öfkeyi, hırsı ve totaliter ve otoriter rejimi ifade ediyor. Sonuçta ise Dr. B. Czentovic’na karşı bir galibiyet elde edememiştir. 

10 Haziran 2021, 16:45

Gün Olur Asra Bedel Kitabının Konusu Ne?

Trenler doğudan batıya, batıdan doğuya doğru gider gelir.. gider gelir… cümlesi okuyuculara Gün Olur Asra Bedel kitabındaki zaman ve mekan kavramını özetler niteliktedir. Uçsuz bucaksız bozkırın ortasında geçen hayatlar, saat yerine gelip giden trenler ve iki kültür arasında sıkışıp kalmış insanlar anlatılıyor. Sadece babasını kaybeden insanların çok iyi anlayabileceği ‘En işe yaramaz ama hatta olan bir baba, en ünlü ama ölmüş bir babadan bin kere daha iyidir.’ cümlesi okurları en çok etkileyen cümlelerden biridir.GÜN OLUR ASRA BEDEL ROMANIN KONUSU NE?Gün Olur Asra Bedel romanı Cengiz Aytmatov tarafından 1981 yılında yayınlandı. Rusça olarak yayınlanan roman daha sonra Rusçadan Türkçeye çevrilmiştir. Kitap ikinci dünya savaşının ardından Sovyet Rusya’da bozkırın ortasındaki bir tren istasyonunda Yedigey’in yaşadıklarını konu ediniyor. Sovyetlerin son dönemlerinde çıkarılan roman Sovyet baskısı hakimiyetindeki bozkırda yaşayan Kırgız Türklerinin günlük hayatlarını ve maceralarını anlatıyor. Aytmatov’un kendine has olan efsanevi ve destansı anlatım şekli Gün Olur Asra Bedel romanında da ön plana çıkıyor. Türk ve Sovyet geleneklerinin bir arada verildiği kitapta, iki kültür arasında kalmış bir topluluk da ana karakterler üzerinden işleniyor.MANKURT NE DEMEK?Ucu bucağı görülmeyen bozkır köylerinden sadece bir tanesi olan Boranlı tren istasyonunda geçen olaylarda Sovyet baskısı ve asimilasyon politikası ince kesitler şeklinde işlenerek vermiş. Özellikle ‘mankurt’ kavramı kitaptaki en önemli ve üstünde en çok durulan kavramlar arasında.Cengiz Aytmatov Gün Olur Asra Bedel romanı ile Mankurt kavramını dünya literatürüne sokmuş ve hem mecaz anlamı hem gerçek anlamı Türk dünyasında oldukça etkili oldu. Sovyet Rusya’nın Kırgız Türkleri özelinde mankurt kavramıyla Türklere yaptığı asimilasyonu, kendi öz benliğini ve kendi geçmişini unutmasını yine bu kavram üzerinden çok güzel anlatır. Kitapta geçen kavramlar ve coğrafyayı pekiştirmek için Cengiz Aytmatov’un bir diğer eseri olan ‘Cengiz Han’a Küsen Bulut’u okuyucular tarafından tavsiye ediliyor.ROMANDA GEÇEN SOVYETLER VE UZAY ÜSSÜ ÇALIŞMALRIYLA NE ANLATILIYOR?Okuyucuyu bazen bozkırın derinliklerine bazen de uzay boşluğuna götüren Gün Olur Asra Bedel, Sovyet Rusya’nın uzay çalışmalarına da yine edebi bir dille anlatıyor. Kasaba hayatından uzay üssüne geçiş yapan Aytmayov, uzay üssü ile ilgili bölümle romana bilim kurgu havası katıyor.Sonuç olarak Gün Olur Asra Bedel romanında Cengiz Aytmatov, Sovyet Rusya’nın rejim baskısı altında yaşam ve kültür değerlerini kaybetmeye yüz tutmuş bir topluluğun çabasını gözler önüne seriyor. Savaşın ve politikanın getirmiş olduğu sorunlar insanların yaşam şekli olmuş olmasının yanı sıra kendi benlikleri de unutulmaya yüz tutulmuştur.CENGİZ AYTMATOV KİMDİR?12 Aralık 1928 tarihinde Tatar asıllı tiyatro sanatçısı ve devlet adamı Törekul Aytmatov ile öğretmen Nagima Aytmatov’un oğlu olarak Kırgızistan’ın Talas bölgesinde dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren Rusçayı öğrenen Aytmatov eğitimini Moskova’daki bir Sovyet okulunda başladı. Cengiz Aytmatov henüz 9 yaşında iken babası Ruslar tarafından kurşuna dizilmiş ancak babasının Ruslar tarafından Kurşuna dizilerek öldürüldüğünü 20 yıl sonra öğrenecektir. Babası olmamasından dolayı bilge bir kadın olan babaannesi ile birlikte büyüyen Aytmatov, geçim sıkıntısı nedeniyle hem çalışıp hem okumak zorunda kalır. Babaannesi tarafından anlatılan Manas Destan’ı hikayeleri ile büyüyen Aytmatov, 14 yaşında iken Rusça öğretmenliği yapmaya başlar.II. Dünya Savaşından sonra Cambul’a taşınan ve buradaki Veteriner Teknik Okulunu birincilikle bitiren Aytmatov Frunze Tarım Enstitüsünden de onur derecesiyle mezun olmuştur. Cengiz Aytmatov ilk kitabını Moskova’da 1952 yılında ‘Gazeteci Cyuda’ adlı öyküyü yazmıştır. Bir dönem muhabir ve hayvancılık uzmanı olarak çalışır. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde eğitim aldıktan sonra 1957 tarihinde Sovyet Yazarlar Birliğine kabul edildi. Geçimini yazdığı kitapların yanı sıra hayvanlarla ilgilenerek sağlayan Aytmatov, 1957 yılından itibaren adını duyurmaya başlar. 2008 yılında vefat ettiği döneme kadar onlarca roman yazan Aytmatov Rusya, Avrupa, Türkiye ve birçok ülkeden edebiyat ödülleri aldı. Kırgız, Türk ve Rus edebiyatının önde gelen isimlerinden Cengiz Aytmatov’un kitapları 157 dile çevrilmiştir. Aytmatov, 2008 yılında böbrek yetmezliği sonucunda vefat etti. 

2 Haziran 2021, 14:05

Ahmet Arif Kimdir, Siyasi Görüşü, Hayatı ve Şiirlerinin Özellikleri Nedir?

Cumhuriyet dönemi edebiyatının önde gelen şairi Ahmet Arif, toplumsal gerçekçi olması ile tanınmaktaydı. Asıl adı Ahmet Hamdi Önal olan Ahmet Arif, şair ve gazeteci kimliği ile tanınmaktaydı. 31 yıl önce aramızdan ayrılan Ahmet Arif, yazmış olduğu eserleriyle Türk edebiyatına yön vermiş şairlerimiz arasında yerini almıştır. Ahmet Arif, yayınlanan eserleri ile 1950 kuşağı olarak adlandırılan dönemin yazar ve şairlerini etkilemiştir.HAYATI23 Nisan 1927 yılında Diyarbakır’da 8 kardeşin en küçüğü olarak doğan Ahmet Arif, ilkokul ortaokul eğitimini Diyarbakır’da almıştır. Ahmet Arif lise eğitimi sırasında şiirler yazmaya başlamıştır. Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Felsefe Bölümü’nde eğitim alırken şiirler yazmaya devam eden Arif'in ilk şiirleri de bu yıllarda yayınlamıştır. Kendine has tarzı ile yazdığı şiirleri Seçme Demeti Şiirler dergisinde yayınlanır. Üniversite döneminde siyasi görüş ve eylemlerinden dolayı iki defa tutuklanır ve bundan dolayı üniversite öğrenimini tamamlayamaz.AHMET ARİF ŞİİRLERİ BESTELERİ1960’lı yıllarda Fikret Otyam röportajlarına Ahmet Arif’in şiirlerinde parçalar eklemesiyle ünü yayılmıştır. Ahmet Arif kendine has lirizm ve hayal gücüyle yazdığı ilk şiir kitabı olan ‘Hasretinden Prangalar Eskittim 1968 yılında yayınlanır. Dönemin en çok satan kitapları arasında yerini alır. Cem karaca ve Ahmet Kaya gibi birçok sanatçı tarafından bestelenen şiirleri de vardır. Doğduğu ve büyüdüğü bölge olan Güneydoğu Anadolu insanını şiirlerine aktaran Ahmet Arif bu yönünden dolayı da halk arasında sevilen bir kişi olmuştur.AHMED ARİF LEYLA ERBİL MEKTUPLARIAhmed Arif uzun yıllar Leyla Erbil'e aşk mektupları yazmış, Leyla Erbil bu durumda arkadaş olarak kalacağını belli etmişti. İşte mektuplardan bir tanesi:Leylâ, Canım,Kayb, berbat ve sessizim... Sessiz ve dolu: Allahtan ki sen varsın. Yoksa halim korkunçtu.Burası bir köy! Yakınlarımın bütün ısrar ve gayretine rağmen, hemen anneme gideceğim. Pazartesiye trendeyim. Eve gidince senin mektubunu bulmalıyım. Anneme ilk sorum o olacak zaten.Sen nasılsın ömrüm? Son telefonda canını sıktım mı? Ben artık annenden korkmuyorum. Aksine onu, kendi annemmiş gibi seviyorum. Buna ne dersin?Hınca hınç mısra doluyum. Kara ve yeşil fon, hepsinde hâkim. Biraz kendime geleyim, mendillerine, bluzlarına, yastığına mısralar serpeyim. Ha?Fotoğrafındaki “halbuki...”yi hâlâ anlayabilmiş değilim. Anlatır mısın?Bütün bunlar, beyhude biliyorum. Şaheser olan, benim uçakla oraya gelebilmemdir. Allah kahretsin, bu hastalık, bu rezaletler ve bu aile mecburiyetleri... Ne yapsam?Gözlerinden öperim canım. En çok da burnundan. Gülme, ciddi söylüyorum.Yarı parçanŞİİR ÖZELLİKLERİDivan şiiri ve Halk şiirinin kendisini beslediğini söyleyen Arif, Anadolu insanını her zaman ön planda tutmuştur. Halk şiirinden beslenen eserlerinde dilde yaratılan imgelerle algılanmayı amaçlamıştır. Ahmet Arif şiirlerinde ayrıntıları ön plana çıkar böylelikle insanın özünü yakalayarak sanatını evrenselleştirir. Toplumsal gerçekçi şairlerimiz arasında yerinde alan Ahmet Arif bu kuşağın son şairlerinden biridir. Ahmet Arif, 2 Haziran 1991 tarihinde kalp krizi sonucu Ankara’da vefat etmiştir.AHMED ARİF SÖZLERİAhmet Arif’in ‘Anadolu’ şiirinden birkaç dize;Dayan kitap ileDayan şiir ile.Tırnak ile, diş ile,Umut ile, sevda ile, düş ile.Dayan rüsva etme beni. 

16 Nisan 2021, 10:35

Behçet Necatigil Hayatı ve Eserleri

'Behçet Necatigil kimdir?' sorusu büyük sanatçının eserlerini okuyan herkesin merakını uyandırmıştır. Peki, Behçeh Necatigil kimdir? Behçet Necatigil hangi toplulukta? Behçet Necatigil kaç yaşında öldü? Behçet Necatigil şiirleri nelerdir?

11 Mart 2021, 14:18

1984 Kitabının Konusu Ne?

George Orwell tarafından yazılan 1984, son yıllarda en çok dikkat çeken ve okurlar tarafından ilgi gören eserlerden biri oldu. Bununla birlikte kitabın konusu ve karakterleri merak ediyor. Peki, 1984 ne anlatıyor, kitap karakterleri kim?

4 Temmuz 2020, 08:29

Selahattin Hilav Kimdir?

Edebiyat yazıları ve felsefe alanına getirdiği yenilik ve eserleriyle büyük yankı uyandıran yazar, kişileri düşünmeye sorgulamaya ve değişmeye yönlendirmektedir. Çevirdiği eserleri ve kendi özgün içerikleriyle Doğu ve Batı’yı harmanlayarak sunar.