Almanya’da göç politikaları bir kez daha sert siyasi söylemlerin merkezine yerleşti. AfD Eş Genel Başkanı Alice Weidel’e atfedilen “100 gün içinde sınırları kapatacağım, göçmenlere verilen yardımları keseceğim ve Almanya tarihinin en büyük sınır dışı etme operasyonunu başlatacağım” yönündeki açıklamalar, ülkede zaten yüksek tansiyonla süren göç tartışmasını yeni bir evreye taşıdı. Dolaşımdaki ifadenin birebir özgün kaydı net biçimde doğrulanamasa da, açıklamanın çerçevesi AfD’nin resmi siyasi hattıyla büyük ölçüde örtüşüyor.
Reuters’ın 23 Ocak 2025 tarihli derlemesine göre AfD, sığınmacıların sınırda durdurulabilmesi için mevcut iltica sisteminin sertleştirilmesini, sınır bölgelerinde ve havalimanlarında gözaltı merkezleri kurulmasını, reddedilen sığınmacılara verilen yardımların “asgari insani geçim” düzeyine indirilmesini ve onay alan mültecilere verilen nakit yardımların ayni desteklere çevrilmesini savunuyor. Aynı çerçevede parti, “ciddi suçlu” ve “aşırılıkçı” olarak tanımladığı kişilerin derhal sınır dışı edilmesini de “remigration” başlığı altında savunuyor.
Weidel’in bu söylemi, 2025 seçim kampanyasında AfD’nin oy tabanını genişletmesinde etkili başlıklardan biri oldu. Reuters’a göre parti, Şubat 2025 genel seçiminde oyların yaklaşık yüzde 20,8’ini alarak Almanya’da İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin en güçlü aşırı sağ sonuçlarından birine ulaştı. Ancak diğer partilerin sürdürdüğü “firewall” siyaseti nedeniyle AfD hükümet dışında kaldı.
Öte yandan aynı Reuters analizine göre AfD, 2025 yazında olası bir kapatma davası ve aşırılık tartışmalarının baskısıyla söyleminde kısmi bir yumuşamaya gitmeye çalıştı; parti, yeni politika metninde “remigration” kelimesini geri plana çekti. Bu tablo, Weidel’in sert göç çıkışlarının yalnızca seçim propagandası değil, Almanya’daki merkez siyaset üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş bir stratejinin parçası olarak okunduğunu gösteriyor.