Atina’da Panik: Türkiye Ege, Batı Trakya ve Doğu Akdeniz Tezlerini Masaya Koyuyor
Yunanistan hükümetinin Türkiye ile yapılacak temaslar öncesinde kullandığı “Türkler ne istiyor, bunu duymaya gidiyoruz” ifadesi, Atina kulislerinde ciddi bir tedirginliğe yol açtı. Diplomatik çevrelerde ve Yunan basınında yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin Ege Adaları, Batı Trakya ve Doğu Akdeniz başlıklarındaki tezlerini daha net ve kararlı biçimde gündeme getirmeye hazırlandığı konuşuluyor.
Kulislerde dolaşan “Türkiye Batı Trakya ve adaları istiyor” söylemlerinin, Ankara’nın yeni bir toprak talebinden ziyade, uzun süredir savunduğu hukuki, güvenlik ve insan hakları tezlerini masaya koymasından duyulan rahatsızlığı yansıttığı ifade ediliyor.
Ege Adaları: “Egemenlik Şartsız Değil” Vurgusu
Türkiye’nin Ege Adaları konusundaki temel yaklaşımı, adaların Yunanistan’a kayıtsız ve şartsız devredilmediği yönünde. Ankara, Lozan ve Paris antlaşmalarını hatırlatarak, bu adaların Türkiye’nin güvenliği gerekçesiyle gayri askeri statü şartıyla Yunan egemenliğine bırakıldığını savunuyor.
Türkiye’ye göre Yunanistan’ın adaları silahlandırması, egemenliğin dayandığı temel şartın ihlali anlamına geliyor. Bu durumun, adaların statüsünü hukuki açıdan tartışmalı hale getirdiği görüşü dile getiriliyor. Ankara bu başlığı bir “toprak meselesi” olarak değil, doğrudan ulusal güvenlik sorunu olarak tanımlıyor.
Adaların jeolojik ve coğrafi olarak Anadolu’nun doğal uzantısı olduğu vurgulanırken, küçük ada ve kayalıkların Türkiye’nin uzun ana kara kıyılarını denizden kuşatmasının hakkaniyet ilkesine aykırı olduğu ifade ediliyor.
Batı Trakya: İnsan Hakları Dosyası Yeniden Açılıyor
Batı Trakya meselesinde Türkiye’nin yaklaşımı, doğrudan demokrasi ve insan hakları ekseninde şekilleniyor. Ankara, Yunanistan’ın Batı Trakya’daki Türk toplumunu yalnızca “Müslüman azınlık” olarak tanımlamasını kimlik inkârı olarak değerlendiriyor.
Türkiye, bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını hatırlatarak, Yunanistan’ın azınlık dernekleri ve temsil haklarına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediğini savunuyor. AİHM kararlarının yıllardır uygulanmaması, Ankara’nın en güçlü hukuki argümanları arasında yer alıyor.
Müftülük meselesi de yeniden gündemde. Türkiye, Müslüman bir toplumun dini liderlerinin devlet tarafından atanmasını, inanç özgürlüğü ve laiklik ilkeleriyle bağdaşmaz buluyor ve mütekabiliyet ilkesini hatırlatıyor.
Doğu Akdeniz ve Meis: “Bu Hesap Tutmaz”
Türkiye–Yunanistan hattındaki gerilimin bir diğer boyutunu Doğu Akdeniz oluşturuyor. Ankara, Meis gibi küçük bir adanın, Türkiye’nin binlerce kilometrelik kıyı şeridine rağmen orantısız biçimde Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) üretmesini “hukuki değil, siyasi bir iddia” olarak değerlendiriyor.
Yunanistan’ın “eşit uzaklık” esasına dayalı yaklaşımına karşılık Türkiye, hakkaniyet ilkesini savunuyor. Ankara’ya göre deniz yetki alanları, harita üzerinde cetvelle değil, coğrafyanın gerçekleri ve kıyı uzunlukları dikkate alınarak belirlenmeli.
Atina’daki Tedirginliğin Nedeni Ne?
Diplomatik kaynaklara göre Atina’daki rahatsızlığın temel nedeni, Türkiye’nin bu başlıkları ilk kez gündeme getirmesi değil; tezlerini savunma refleksinden çıkarıp siyasi kararlılık zeminine taşıma ihtimali.
Bu nedenle “Türkler ne istiyor?” sorusu, Yunanistan açısından bir meraktan çok, yaklaşan diplomatik sürecin sert geçeceğine dair bir işaret olarak yorumlanıyor.