09.02.2026-22:25 (Son Güncelleme:09.02.2026-22:32)

Türk Milliyetçiliğinde "24 Ocak" kırılması: Dervişoğlu bana dediklerini unuttu

Prof. Dr. Kemal Üçüncü oda tv için yazdı.

>1. TÜRKİYE’DE EN GÜÇLÜ SİYASAL DAMAR ÖTEDEN BERİ TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİDİR

Milliyetçiler hesaba katılmadan bu ülkede kalıcı hiçbir siyasal projenin tahakkuk şansı yoktur. Bir milleti krizlerden o ülkenin yurtsever devrimcileri, milliyetçileri çıkarır. O anlamda milliyetçiliğin politik entelektüel temsilinin neliği ve niteliği büyük önem arz etmektedir. Öteden beri politik milliyetçilik katı hiyerarşik bir yapı ve -geneli itibarıyla- vasat ve alt kadrolarla temsil edilerek Türkiye ve Türk dünyasına yaratıcı bir ufuk açması engellenmiştir.

Kaynak: Oda TV

Arkadaşlarımız ve milliyetçi taban maalesef bunu önemsemiyor.

XXI. yüzyılda durum farklıdır. NATO için Türk ve İslam dünyası artık hedef coğrafyadır. NATO ve Atlantik PKK/PYD benim kara gücümdür diyor. Gizlisi saklısı yok. Bizatihi NATO ülkelerini açıktan tehdit ediyor. Avrupa güvenliği büyük bir belirsizliğe sürüklenmektedir

500 yıllık Batı hegemonyası kökünden sarsılıyor. Asya Pasifik bölgesi dünyanın toplam üretiminin ana omurgasını oluşturmaya başladı. 2050 yılında Rusya nüfus olarak neredeyse İran gibi yarıya yarıya Türk ve Müslüman bir ülke olacaktır.

Türkiye artık kayıtsız şartsız bir NATO’cu ve Atlantikçi bağla büyüyemez, çıkarlarını savunamaz

Soğuk savaş sonrasında Türkiye’nin siyasal partiler düzeni, devlet aklı, Atlantik ve NATO’ya yeni jeopolitik gerçekler ışığında Türkiye’nin çıkarlarını dengeleyen yeni bir strateji teklif edecek entelektüel bilgi, donanımı, stratejiyi üretmediler. Türkiye’nin özgül ağırlığını ve reflekslerini güç projeksiyonu yapma potansiyelini, velhasıl toplam milli güç unsurlarının optimum bir planlaması ve kullanımını sönümlüyor.

>24 OCAK KARARLARI ETKİSİ

Bugün Türkiye’de politik milliyetçilik kadro ve taban olarak ekonomi politik bir perspektif, bir siyaset felsefesinden ziyade duygusal angajmanlar ve öznel tarih anlatılarından yapılan “garip çıkarımlarla” kendini ifade eder. Bu tutumda 12 Eylül darbesi ve 24 Ocak kararlarının büyük etkisi vardır. Atatürk dönemi millî Türk düşüncesinin ürettiği muazzam ekonomi politik vizyonun sonuçları ortadadır. Buradan alınması gerekli dersler vardır.

Oysaki Türk milliyetçiliğinin 12 Eylül öncesi seçim bildirgelerine ve parti Programlarına bakıldığında kamucu, plancı, emekten yana, solidarist ve sermayeyi tabana yayan kooperatifleşmeyi öne alan bir modeli vardır. 12 Eylül, 24 Ocak kararlarının kabulünü sağlamak ve Türkiye’yi küresel finans kapitalin kontrolüne sokmak için yapılan bir hareket olduğu açıktır. Bu tarihten itibaren MHP ve Türk milliyetçiliğinin siyasal temsilleri de bu savrulmayı yaşanmıştır. MHP ile aynı düşünsel ve siyasal gelenekten beslenen İYİP’in piyasa ekonomisinden yana olması, milliyetçi partilerin tamamının ve açıktan emekten yana olduklarını söyleyememesi son derece düşündürücüdür.

>DÜŞÜNDÜRÜCÜ NEDENLER

Milletten yana olması gereken milliyetçilerin sermayenin mevziisi olan neoliberal ekonomi politikalarından yana olması büyük bir çelişki ve trajedidir. “Türkiye aç hürler tok esirler ülkesi” olmaktan çıkarmaya yönelik bir ekonomi politik hedeften buralara savrulmak düşündürücüdür.

1969 MHP seçim bildirgesine bakıldığı zaman o zamanın sağ, kapitalist iktidarı AP’ye yöneltilen antikapitalist eleştiriler bugün için bile çok değerlidir. Bunun aksi bir tabloda antiemperyalist ve antikapitalist söylemler havada kalır. Milliyetçiliği sermayenin ve mütagellibenin erketecisi, yedeği haline sokar. MHP’li, İYİP’li; Zafer Partili arkadaşlarımı, bağımsız ulusalcı, milli çizgideki tüm diğer arkadaşlarımı bu konu üzerinde yeniden düşünmeye davet ediyorum. Bu patinajdan çıkmadan millete ve milli ülküye kalıcı bir katkı sunmanın imkanı olamayacağı açıktır.

>2. BİLİMSEL PERSPEKTİFİN YOL GÖSTERİCİLİĞİ

Küresel ölçekte neoliberal anlatı ve postmodernizm, saadet günlerinin sonuna geldi. Son küresel salgınla beraber bütün makyaji dökülmüştü, riyakarlığı ortaya çıktı. Artık yeni siyasal ve sosyal koşulları açıklayamıyor, çözüm üretemiyor. İnsanlık yeni bir üretim ve paylaşım kültürü arayışının sancılarını çekiyor.

Dünyanın en büyük varlığına sahip şirketin CEO’su Larry Fink, "kapitalizmin mabedi" sayılan Davos Dünya Ekonomik Forumu’nun açılış konuşmasında önemli bir konuşma yaptı. Zaman zaman tepkilerine neden olan forumun açılış konuşmasında Fink, kapitalizmin Soğuk Savaş'tan bu yana tarihinin en büyük sınavıyla karşı karşıya olduğunu belirtti. Fink’e göre sistem bu gidişle sınıfta kalmak üzere. Dünyanın en büyük varlık yöneticisinin söyledikleri özetle şöyle:

"Berlin Duvarı 1989’da yıkıldığından beri tarihin en büyük serveti yaratıldı. Ancak bu zenginlik, toplumsal barışı bozacak kadar küçük bir azınlığın cebine girdi. Bu kadar adaletsiz bir dağılıma hiçbir toplum uzun süre dayanamaz; eninde sonunda sistem çatırdar.”

Sümer’den beri artı değerin paylaşımı siyasal ve iktisadi doktrinlerin şekillenmesinde hep belirleyici olmuştur. Son Epstein vakasında da görüldüğü üzere insanı ve toplumu tayin edici bir gücü olan ekonomik gücün belli bir zümrede toplanmasının yaratacağı insanlık dışı tablo ayan beyan ortaya çıkmıştır. Bugün bir Çinli ve Hindistanlının bir ABD ve Kanadalı kadar doğal kaynak tükettiğini varsayarsak dünyamız gibi altı tane daha gezegene ihtiyacımız var.

>TÜRKİYE'NİN STRATEJİK YÖNELİMİ

Buna paralel olarak Türkiye’de bağımsız milli bir siyasal bilinç yükseliyor. Müdafa’â-yi Hukuk diye isimlendirebileceğimiz bu sosyoloji sağdan sola, çağdaş muhafazakârlara kadar geniş bir yelpazede %65‘lik bir tabana sahip. Rand Corporation, Center for American Progress raporlarında da bu vurgu var. Türkiye’nin yegâne stratejik bilgi üreten Mavi Vatandan, Türk kültür havzasına, üretim devrimine kadar Türkiye’nin yeni stratejik yönelimine “de facto” yön veren bu yeni bloktur.>Henüz bir kubbe gibi bu sosyolojiyi kapsayacak bir siyasal dil yok. Âcizane benim bazı tekliflerim var, vaktiyle yazdım. Türkiye artık ekonomi alanında duvara dayandı, üretim ekonomisi ve Atatürk modelinden başka seçeneği kalmadı. Fiili olarak tıpkı dış politikada olduğu gibi ekonomide de “üretim devrimi” programını takip etmek milli üretim potansiyelini savunma sanayii örneğinde olduğu gibi devreye almak durumundadır.

>3. TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİ BU KAVRAMLAR ŞEKİLLENDİRECEK

Yeni siyasal süreçte kazanan “vatan ve hürriyet” kavramları olacaktır. Türkiye’nin geleceğini bu kavramlar şekillendirecektir. Kentli, orta sınıflara dayanan, eğitimli dünyayı tanıyan yeni bir milli sosyoloji yükseliyor. Bu sosyoloji geleneksel sert tokalaşma, gardaş, sert şiir milliyetçiliğiyle, esnaf sohbetiyle konsolide edilemezler. Yepyeni bir gençlik var. Türkiye nüfusunun %60’lık kısmı 1980 sonrasında doğmuş. Kasabalardan, Anadolu kentlerinden üniversiteye gelmiş bizim kuşak gibi davacı abilerle tokalaşmak için heyecanlanan mahcup delikanlılar değiller artık. Bu sosyolojiyi garip sözlerle ve temelsiz fikirlerle ve kamyon arkası vecizeleriyle oyalayamazlar artık.

Kaynak: Oda tv


1bilalisgoren@gmail.com