Sınav dönemleri, yalnızca öğrenciler için değil, aileler için de zorlu süreçlerdir. Psikolog İrem Güler, bu süreçte yaşanan kaygının, çocukların akademik performansını düşürdüğünü ifade ediyor.
Özellikle liseye ve üniversiteye geçiş dönemlerinde öğrenciler, kaygı, baskı ve başarısızlık korkusu ile baş başa kalıyor. Bu durum, öğrencilerin sınav öncesi ve sırasında bilgi edinme becerilerini zorlaştırıyor.
Psikolog Güler, sınav kaygısının yalnızca zihinle değil, bedenle de kendini gösterdiğini vurguluyor. Kalp çarpıntısı, hızlı nefes alma ve mide bulantısı gibi fiziksel belirtiler sıkça görülürken, huzursuzluk ve çaresizlik hissi de yaygındır.
Yoğun kaygı, öğrencinin sınav anında konsantrasyonunu kaybetmesine, başarısızlık korkusuyla zihninin meşgul olmasına neden olmaktadır. Bu durum, bilgiye erişimi ve problem çözme yeteneğini olumsuz yönde etkilemektedir.
Ailelerin sürekli başarı odaklı yaklaşımı da öğrencilerin kaygısını artırabiliyor. Çocukların arkadaşlarıyla karşılaştırılması ya da sınavın hayatında belirleyici bir unsur olarak görülmesi, baskı oluşturarak kaygıyı katlayabilir. Bu noktada ebeveynlerin sürece odaklanması, çocukların üzerindeki baskıyı hafifletebilir.
Özellikle ergenlik dönemindeki gençler, sosyal medya üzerinden gördükleri başarı hikâyeleriyle kendilerini yetersiz hissetmeye başlayabiliyor. Sürekli yapılan kıyaslamalar, özgüveni zedelerken, öğrencilerin kaygısını artırabiliyor.
Sınav dönemlerinde öğrencilerin yaşam düzenlerinin derse odaklı olmasının yanı sıra düzenli uyku, dengeli beslenme ve fiziksel aktivite de önemlidir. Bu unsurlar kaygının yönetilmesinde hayati bir rol oynamaktadır.
Eğer kaygı günlük hayatı etkilemeye başladıysa, profesyonel destek alınması önemlidir. Psikolog Güler, özellikle çocuğun içinden çıkamadığı durumlarda uzmana başvurmanın gerekli olduğunu belirtiyor.
Öğrenciler, sınav öncesi streslerini azaltmak için düzenli çalışma alışkanlıkları geliştirmeli, nefes egzersizleri yapmalı ve olumlu düşünce yapısına yönelmelidir.

PSİKOLOG İREM GÜLER