Sanatçı Sedat Anar, Anadolu'nun kültürel zenginliğinden ilham alarak müzikal çalışmalarını şekillendiriyor. Anar, Anadolu'nun geniş coğrafyasını şöyle tanımlıyor: 'Anadolu, uçsuz bucaksız rengarenk ve mis gibi kokan bir çiçek bahçesi gibidir.' Bu ifadesinin ardından, 'Santurumla bu büyük insanların kelamına müzik yapmaya çalışıyorum.' diyerek sanatının derinliğini aktarıyor.
Anar, geleneksel Doğu müzikleri ve tasavvufi geleneği santur ile yorumlayarak, müzik dünyasında önemli bir yer edindi. Müzikal yolculuğunda Sadık Yalsızuçanlar'ın Anadolu hakkında yaptığı tanımlamalardan besleniyor.
Anar, müziğin toplumsal bir ifade biçimi olduğunu belirtirken, her çağın müziğe getirdiği yeni kuralların sanatçılara yön verdiğini ifade ediyor. Müzik, toplumsal hikayeleri ve duyguları barındıran bir ifade tersine dönüşebiliyor.
Doğu çalgılarını armonik bir yapı içinde icra etmeye çalışan Sedat Anar, sanatında geleneksel müzikten yola çıkıyor ancak onun ötesine geçmeyi de hedefliyor. Kullandığı enstrümanlar arasında santur ile birlikte modern araçlar da bulunuyor.
İşgal ve savaşlara duyduğu üzüntüyü dile getiren sanatçı, özellikle Gazze'deki trajedilere dikkat çekiyor. Anar, bu acı olaylar karşısında müziğin anlamını sorguluyor ve savaşların sona ermesi için dua ettiğini ifade ediyor.
Gelecekte çocukların neşe içinde dans edeceği müzikler yapmak istediğini belirten Anar, dinleyicilerine umut dolu eserler sunmayı arzuluyor.

İran ve Orta Doğu müzik geleneğinde önemli bir yere sahip olan santuru, Türkiye'de icra eden sınırlı sayıdaki sanatçıdan biri olan müzisyen ve besteci Sedat Anar, müzik hayatına dair AA muhabirine açıklamalarda bulundu.