Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi (DÜNYA-MER) tarafından İstanbul’da düzenlenen uluslararası "Dünyada Güvenlik ve NATO Konferansı" yayımlanan sonuç bildirgesiyle tamamlandı. 10 ülkeden seçkin siyasetçi, parlamenter, emekli general ve akademisyenlerin katıldığı zirvenin deklarasyonunda, küresel güvenlik mimarisindeki güç kaymaları ele alınırken, Atlantik sisteminin derin bir çöküş içerisinde olduğu savunuldu.
İstanbul Taşyapı Etkinlik Merkezi'nde 26-27 Haziran 2026 tarihlerinde iki gün süren ve dört oturum halinde gerçekleştirilen konferansa; ABD, Almanya, Azerbaycan, Bulgaristan, Çin, İran, İtalya, Rusya, Sırbistan ve Türkiye’den stratejistler katıldı. Konferansın ardından kamuoyuna duyurulan 6 maddelik sonuç bildirgesindeki jeopolitik öngörüler ve ittifak önerileri dikkat çekti.
"7-8 Temmuz Ankara Zirvesi, NATO'nun son zirvesi olabilir"
Yayımlanan deklare metninde, Atlantik sistemi içinde yaşanan derin bunalıma dikkat çekilerek, önümüzdeki günlerde toplanacak zirveye ilişkin bir iddia ortaya atıldı:
"Atlantik sistemi içinde yaşanmakta olan bunalımlardan hareketle, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da toplanacak zirvenin NATO’nun son zirvesini oluşturacağını öngörmek şaşırtıcı olmayacaktır. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un 'NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiği' yönündeki tespiti ile ABD Başkanı Trump’ın örgütü 'kâğıttan kaplan' olarak nitelemesi bu öngörüyü doğrular niteliktedir."
Bildirgede ayrıca, ABD'nin NATO aracılığıyla üye ülkeleri "gütme" çabasının, dünyanın çok kutuplu hale gelmesiyle birlikte artık sürdürülebilir olmadığı ve bu durumun dünyayı giderek daha güvensiz bir yer haline getirdiği ifade edildi.
"Türkiye NATO'dan çıkmalı; Rusya, İran ve Çin ile yeni eksen kurmalı"
Bölgesel güvenlik denklemlerinin de analiz edildiği sonuç bildirgesinde, 28 Şubat süreciyle başlayan askeri hareketliliğe atıfta bulunularak şu değerlendirmelere yer verildi:
"İran’ın ABD-İsrail saldırısına karşı şehitler vererek gerçekleştirdiği direnişin zafere ulaşmasında; Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti ile yaptığı işbirliğinin büyük payı olmuştur. Türkiye’nin de çökmekte olan NATO’dan çıkarak bu birlikteliğe katılması, insanlığın geleceğine ve dünya güvenliğine yönelik tehditlere karşı caydırıcılık etkisine ciddi bir katkı sunacaktır. Türkiye, Rusya, İran ve Çin’in oluşturacağı eksen, yeni bölgesel işbirliklerinin oluşumu açısından da bir dayanak işlevi görecektir."
Türkiye'nin mevcut ittifak yapısında kalmasının rasyonel olmadığı savunulan metinde, "Türkiye’nin çökmekte olan NATO’da daha fazla pay sahibi olması, çöküşün yükünden daha büyük bir payı üstlenmekten başka bir sonuç vermez" denildi.
Doğu ve Güney'den yükselen medeniyet alternatifi
Deklarasyonun son bölümünde, küresel güvenlik krizinin yalnızca askeri değil, aynı zamanda sosyolojik ve ahlaki bir boyutu olduğu aktarıldı. Atlantik sistemi içindeki dağılmaya, gençliğin gücünü aşındıran ahlaki çöküş süreçlerinin eşlik ettiği belirtilerek şu ifadeler kullanıldı:
"Dünya güvenliği, yalnızca kısa erimli değil, insanlığın uzun erimli geleceğini ilgilendiren bir sorun haline gelmiştir. İnsanlık şiddetle yeni bir medeniyetin özlemini duymaktadır. Doğu’dan ve Güney’den yükselmekte olan yeni bir medeniyet bu ihtiyacı karşılamaya adaydır ve kuşkusuz Atlantik sisteminin bir tekrarı olmayacaktır."
Kaynak: Aydınlık