“İsrailli analistlerden değerlendirme: ABD-İran anlaşması Tahran’a siyasi zafer mi kazandırıyor?”

İsrailli siyasi uzmanlar ve analistler, ABD ile İran arasında imzalanması beklenen anlaşmanın Tahran için siyasi bir zafer olduğunu düşünüyor.

15.06.2026-12:22 - (Son Güncelleme: 15.06.2026-12:39)
“İsrailli analistlerden değerlendirme: ABD-İran anlaşması Tahran’a siyasi zafer mi kazandırıyor?”

İsrailli siyasi uzmanlar ve analistler, ABD ile İran arasında imzalanması beklenen olası anlaşmanın Tahran açısından bir “siyasi zafer” olarak okunabileceğini savunuyor.

İsrailli gazeteci Ben-Dror Yemini, Israel Hayom gazetesinde kaleme aldığı yazısında, herhangi bir anlaşmanın dolaylı biçimde ABD’nin “daha güçlü ve daha radikal bir İran rejimini” fiilen tanıması anlamına gelebileceğini ileri sürdü. Yemini’ye göre, İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçleri gibi başlıklar kapsamlı şekilde çözülmeden yapılacak bir mutabakat, İran içinde açık biçimde “siyasi zafer” algısı oluşturacak.

Yemini değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Olası anlaşma, daha güçlü ve daha radikal bir İran rejiminin ABD tarafından dolaylı olarak tanınması demek.” Ayrıca İran’ın bölgesel etkisinin devam edeceğini savunan Yemini, “İran bölgesel bir tehdit oluşturmaya, İsrail de balistik füze tehdidiyle karşı karşıya kalmaya devam edecek. Hizbullah, Husiler, Irak’taki Şii milisler ve tabi ki Hamas, İran’ın finansmanıyla faaliyetlerine devam edecek.” görüşünü dile getirdi.

İsrail ordusunun girdiği savaşlardan net bir zaferle çıkamadığını da belirten Yemini, “(Gazze’deki) savaş 2 yıl sürdü ama Hamas yenilmedi, 40 gün bombalanan İran da yenilmedi.” ifadelerini kullandı. Ayrıca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump arasında “benzeri görülmemiş bir taktik koordinasyon” bulunduğunu ancak bunun stratejik bir düzeye taşınamadığını da vurguladı.

Öte yandan İsrailli analist Ben Caspit, Maariv gazetesindeki köşe yazısında, Hamas, Hizbullah ve İran karşısında elde edilen askeri başarılara rağmen Netanyahu’nun İsrail’i “tehlikeli bir siyasi yenilgiye” sürüklediğini iddia etti.

Caspit’e göre bu durum, “Trump’a bel bağlamak, fırsatları kaçırmak ve tehditleri bir kenara bırakmak” şeklinde ortaya çıkıyor. Analist, “Siyasi yenilgi askeri başarılardan daha büyük. Son yıllarda Hamas, Hizbullah ve İran’a karşı elde ettiğimiz askeri zaferlerin ötesine geçen tek olay, onlar karşısında aldığımız siyasi yenilgidir.” sözleriyle durumu değerlendirdi. Netanyahu’nun Trump’ın etkisi altında kaldığını ve İsrail’i de bu çizgiye sürüklediğini öne sürdü.

İran’la olası anlaşma hakkında da konuşan Caspit, İran’ın nükleer programdan ya da uranyum zenginleştirmeden vazgeçme niyetinin bulunmadığını iddia ederek, İran rejiminin oluşturduğu tehdidin bir yıl öncesine göre daha büyük olduğunu savundu. Ancak bunu “güçlenme” değil, “hayatta kalma” olarak tanımladı: “İranlılar artık korkmuyor ve asıl korkutucu olan da bu.”

Bir diğer İsrailli analist Avi Ashkenazi ise İsrail hükümetinin anlaşma sürecine müdahil olamadığını ve süreci etkileyemediğini belirterek sert eleştirilerde bulundu. Ashkenazi, İsrail’in bu anlaşmanın tarafı olmadığını, yalnızca sonuçlarına katlanmak zorunda kalan bir konumda bulunduğunu söyledi.

Nükleer dosyanın çözülmediğini, zenginleştirilmiş uranyumun İran’ın elinde kalabileceğini ileri süren Ashkenazi, anlaşmanın ardından İran’ın petrol ihracatını artıracağını ve bunun da Husiler, Hamas ve Hizbullah gibi grupların yeniden güç kazanmasına yol açabileceğini savundu.

Ashkenazi ayrıca oldukça sert ifadeler kullanarak, “İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı askeri harekattan sonra ne kadar da ahmaktık. Başarısızlık çok büyük. Çöküş gerçek ve asıl kazanan İran. İranlılar, İsrail yönetiminden, Netanyahu’dan ve (Savunma Bakanı) Yisrael Katz’dan birazcık daha akıllı.” değerlendirmesinde bulundu. Devrim Muhafızları’nın bazı basit hamlelerle güçlü tarafın gücünü tersine çevirebildiğini de iddia etti.

Haaretz gazetesi analisti Zvi Bar’el ise “İran hayatta kalmakla yetinmiyor, süper güç olmayı arzuluyor” başlıklı yazısında, kötü bir anlaşma imzalamaktansa anlaşmaya hiç varılmamasının daha doğru olabileceğini savundu.

Bar’el, söz konusu mutabakatın henüz nihai bir anlaşma olmadığını, daha çok müzakerelerin çerçevesini belirleyen ilke ve prosedürlerden oluştuğunu belirtti. Ayrıca balistik füze programı ve İran’ın bölgesel vekil güçleri meselesinin süreç boyunca hiç gündeme gelmeyebileceğini öne sürdü.


Kaynak: AA

YORUM YAZ!..
Modal