ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlayan saldırılarıyla yeni bir safhaya taşınan İran savaşı, 20 Mart 2026 itibarıyla yalnızca hava saldırıları ve füze misillemeleriyle sınırlı kalmayabilecek bir noktaya geldi. Son günlerde gelen sevkiyat haberleri, Washington’un bölgede askeri varlığını büyüttüğünü; İsrail’in ise savaşın yalnızca havadan sürdürülemeyeceği görüşünü daha açık sesle dillendirdiğini ortaya koydu.
Reuters’ın aktardığına göre ABD, Orta Doğu’ya yaklaşık 2.500 deniz piyadesiyle birlikte yeni savaş gemileri gönderiyor. Haberde, henüz İran içine doğrudan asker sokma kararı alınmadığı belirtilse de, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve İran’ın petrol ihracat merkezi Harg Adası gibi kritik noktalar için çeşitli senaryoların değerlendirildiği kaydedildi. Bu tablo, Washington’un en azından sınırlı kara unsuru veya amfibi baskı seçeneklerini masada tuttuğunu gösteriyor.
İsrail cephesinde ise söylem daha sert. Başbakan Netanyahu, İran’da rejim hedeflerinin yalnızca hava saldırılarıyla gerçekleştirilemeyeceğini söyleyerek “kara bileşeni” ihtimalini açık bıraktı. Ancak burada dikkat çeken nokta şu: ABD ile İsrail tam anlamıyla aynı hedef setine sahip görünmüyor. AP’ye göre Washington daha çok İran’ın füze ve nükleer kapasitesini zayıflatmaya odaklanırken, Tel Aviv tarafında rejim değişikliğini hızlandıracak daha geniş bir stratejik baskı isteği öne çıkıyor.
Buna rağmen “kara harekâtı an meselesi” ifadesini şimdilik dikkatli kullanmak gerekiyor. Çünkü Trump bir yandan kamuoyu önünde “asker göndermiyorum” açıklaması yaparken, AP de şu aşamada resmi bir geniş çaplı işgal kararının duyurulmadığını aktarıyor. Üstelik Reuters/Ipsos araştırmasına göre Amerikan kamuoyunda İran’a karşı büyük ölçekli kara savaşına destek son derece düşük. Bu da Washington’un ilk aşamada tam işgal yerine, sınırlı hedeflere yönelik özel kuvvet, deniz piyadesi, kıyı hattı kontrolü veya enerji güzergâhlarını emniyete alma modeline yönelebileceğini düşündürüyor. Bu bölüm yorumdur ama mevcut askeri tabloyla uyumludur.
Sahadaki başka bir kritik başlık ise İran’ın iç güvenlik yapısı. AP’nin analizine göre İsrail’in Basij ve iç güvenlik unsurlarına dönük ağır saldırılarına rağmen, İran’daki güvenlik aygıtı tamamen dağılmış değil; kontrol mekanizması hâlâ ayakta. Bu da olası bir kara harekâtının “hızlı çöküş” beklentisiyle değil, yüksek direnç ve uzun süreli çatışma riski hesaba katılarak planlanması gerektiğini gösteriyor. Yani kara savaşının başlaması kadar, başladıktan sonra nasıl yönetileceği de Washington ve Tel Aviv için başlı başına bir sorun alanı.
Avrupa cephesinden gelen mesajlar da dikkat çekici. AB liderleri enerji ve su altyapısına saldırıların durdurulması için çağrı yaparken, birçok müttefik ülke Hürmüz’de deniz güvenliğine destek verebileceğini ancak doğrudan savaşa girmek istemediğini belirtiyor. Bu durum, olası kara harekâtının uluslararası meşruiyet ve ortak yük paylaşımı açısından da ABD-İsrail blokunu zorlayacağını gösteriyor.
Bu aşamada en gerçekçi senaryo, Tahran’a dönük klasik bir topyekûn işgalden çok, İran’ın kıyı şeridi, enerji çıkış noktaları, Hürmüz hattı ve belirli askeri merkezlerine yönelik sınırlı ama sert bir kara/amfibi operasyon ihtimalidir. Çünkü mevcut sevkiyat buna daha çok uyuyor; siyasi söylem sertleşmiş olsa da resmen ilan edilmiş geniş ölçekli kara savaşı kararı hâlâ yok. Bu da “an meselesi” başlığını tamamen boşa çıkarmıyor, ama onu “kapıya dayanmış ihtimal” olarak okumayı daha doğru kılıyor. Bu değerlendirme, mevcut haber akışından yapılmış bir çıkarımdır.