Trump, Küresel Bir “Yıkım Topu” Olarak Nitelendirildi
The Newyork Times 'ın haberine göre Münih Güvenlik Konferansı’nın düzenleyicileri, Avrupa’nın önde gelen savunma ve güvenlik forumu tarafından yayımlanan raporda, ABD Başkanı Donald Trump’ın, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası düzeni tahrip etmeye yardımcı olduğunu belirtti.
Son Soğuk Savaş anlaşmasının sona ermesinden beş gün sonra netleşen tablo şu: Washington, nükleer cephaneliğini büyütmeyi ciddi ciddi düşünüyor ve bir tür nükleer deneme yapma ihtimali oldukça yüksek görünüyor.
Peki bu, ABD-Rusya-Çin üçlüsünün yeni bir silahlanma yarışına mı gireceği anlamına geliyor, yoksa Trump yeni bir anlaşma için diğerlerini masaya zorlamak mı istiyor? Henüz belli değil.
Ana metin (daha akıcı ve vurucu hali):
New START’ın bitişiyle birlikte Trump yönetimi, 40 yıldır süregelen “nükleer silah sayısını azaltma ya da sabit tutma” politikasını tersine çevirmeye hazırlanıyor gibi görünüyor.
Eğer Trump bu yönde adım atarsa, Ronald Reagan’dan bu yana nükleer silah sayısını artıran ilk başkan olacak.
Son Amerikan nükleer patlama denemesi 1992’de yapılmıştı. Trump ise geçen yıl “Çin ve Rusya ile eşit şartlarda” denemelere yeniden başlama isteğini açıkça dile getirmişti.
Şu ana kadar yönetimden gelen açıklamalar oldukça genel ve detaydan uzak:
- Depodaki nükleer başlıkları yeniden kullanıma sokarak cephaneliği güçlendirme senaryoları inceleniyor.
- Trump, yardımcılarına nükleer deneme yapma talimatı verdiğini söylüyor.
Ama sayı ne kadar olacak? Hangi tür denemeler yapılacak? Bu sorular hâlâ cevapsız.
Ve tam da bu cevaplar, işin “yeni bir silahlanma yarışı mı olacak, yoksa üçlü müzakere masası mı kurulacak?” sorusunun anahtarı.
Uzun yıllar Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi’ni yönetmiş nükleer uzman Jill Hruby’nin yorumu net:
“Şu an yaptıkları şey oldukça gizemli ve kafa karıştırıcı.”
Olayların kronolojisi kısa sürede hızlandı:
New START’ın süresi dolduğu gün, Trump, Putin’in gayriresmi ve bağlayıcı olmayan bir uzatma teklifini reddetti.
Aynı gün Cenevre’de Silahsızlanma Konferansı’nda konuşan Silah Kontrolü ve Uluslararası Güvenlik Müsteşarı Thomas G. DiNanno şu mesajları verdi:
- New START, ABD’ye tek taraflı kısıtlamalar getiriyordu ve bu kabul edilemezdi.
- Trump’ın ilk döneminde Rusya ile iki anlaşmadan (INF ve Açık Semalar) çıkılmıştı, çünkü Rusya kuralları ihlal ediyordu.
- Anlaşma, Rusya ve Çin’in geliştirdiği yeni nesil nükleer silah türlerini kapsamıyordu.
- Yeni bir anlaşmada Pekin’in de mutlaka sınırlanması gerekiyor, çünkü Çin dünyanın en hızlı büyüyen nükleer gücüne sahip.
- Artık ABD, Amerikan halkı adına caydırıcılığı güçlendirme özgürlüğüne kavuştu.
- Devam eden nükleer modernizasyon programları tamamlanacak (yeni silo, yeni denizaltı, yeni bombardıman uçakları — yüz milyarlarca dolarlık yatırım).
- Depodaki kullanılmamış nükleer kapasite, başkan talimat verirse devreye sokulabilir.
- Seçenekler arasında “mevcut kuvvetlerin genişletilmesi” ve Rusya’nın bolca konuşlandırdığı kısa menzilli “tiyatro nükleer silahları” benzeri yeni sistemlerin geliştirilip sahaya sürülmesi var.
En somut adım Ohio sınıfı denizaltılarda:
Her biri 24 füze tüpü taşıyan 14 Ohio sınıfı nükleer denizaltının, New START kısıtlamaları nedeniyle 4’er tüpü devre dışı bırakılmıştı.
Şimdi o tüpler yeniden açılıyor.
Bu tek hamleyle her denizaltıya 4 ek füze yüklenecek → toplamda yüzlerce ek harp başlığı sahaya dönebilecek.
Denemeler konusunda ilk net açıklama da Cenevre’de geldi:
Trump’ın geçen yıl “eşit şartlarda deneme” ifadesinin anlamı açıklandı:
ABD, Rusya ve Çin’in son yıllarda “sıfır-yield” (hiç patlayıcı etki üretmeyen, sismik dalga yaratmayan) türden gizli nükleer denemeler yaptığını düşünüyor.
DiNanno, özellikle 22 Haziran 2020’de Çin’in gizli bir nükleer patlama denemesi yaptığını iddia etti.
(Ancak küresel izleme ağı o tarihte herhangi bir patlama tespit edemedi ve Amerikan istihbarat camiasında bile bu konuda yıllardır tartışma sürüyor.)
DiNanno’ya göre Çin, “decoupling” denen bir teknikle (patlamayı çok güçlü çelik duvarlarla izole ederek şok dalgalarını yeryüzüne ulaştırmama) denemeleri saklıyor.
ABD’nin kendisi de 1958-1961 arasında benzer onlarca test yapmıştı.
Sonuç olarak yönetim, “eşit şartlarda” deneme yapma hakkını savunuyor gibi görünüyor.
Ancak “sorumlu nükleer deneme davranışı yeniden tesis edilmeli” ifadesiyle neyi kastettikleri hâlâ biraz muğlak.
Kaynak: The Newyork Times