ABD’li enstitü İran Savaşı’nı analiz etti: Hegemonya çağının sonu
Washington merkezli düşünce kuruluşu Quincy Enstitüsü, ABD’nin onlarca yıldır dayandığı “küresel üstünlük” doktrininin İran Savaşı’yla birlikte sona erdiğini değerlendirdi. Analizde, İran, Irak ve Afganistan’dan farklı olarak bu savaşın baskı ve zorlamanın artık tek başına sonuç üretmediği yeni bir dönemi ortaya çıkardığı vurgulandı.
DIŞ Haberler SERVİSİ
Beyaz Saray’ı saymazsak ABD’deki genel kanaatin, İran Savaşı’nın bir yenilgi ya da en hafif tabiriyle başarısızlıkla sonuçlanacağı yönünde olduğu belirtilirken, Amerikan düşünce kuruluşlarının artık bu tartışmayı aşarak ortaya çıkan tablonun uzun vadeli etkilerine odaklandığı ifade edildi. ABD merkezli Quincy Enstitüsünün dış politika yayını Responsible Statecraft’ta yayımlanan “Iran War Marks The End Of American Primacy As We Know It” (İran Savaşı, Bildiğimiz Anlamda Amerikan Üstünlüğünün Sonunu İşaret Ediyor) başlıklı analizde, İran Savaşı’yla yalnızca Batı Asya’daki dengelerin değil, Soğuk Savaş sonrası kurulan Amerikan üstünlük düzeninin de sarsıldığı vurgulandı.
İRAN ABD’Yİ DURDURDU
Yazıya göre Irak ve Afganistan savaşlarıyla başlayan aşınma, İran’da yeni bir aşamaya geçti. İran Savaşı’nın, Washington’un onlarca yıldır dayandığı “küresel üstünlük” doktrininin sınırlarını açık biçimde ortaya koyduğu ifade edildi. ABD’nin hâlâ büyük bir askeri güç olmasına rağmen, hava üstünlüğünün artık otomatik biçimde siyasi sonuç üretmeye yetmediği değerlendirildi. İran’ın bu şekilde teslim alınamadığı belirtildi.
İran’ın coğrafyasını, dağınık askeri yapısını ve asimetrik savaş yöntemlerini kullanarak Amerikan baskısını etkisiz kılmayı başardığı ifade edildi.
Savaşın ilk haftalarında ABD-İsrail saldırılarının İran’ın füze ve İHA kapasitesini büyük ölçüde çökerttiği yönündeki açıklamaların, Batı basınına yansıyan son istihbarat raporlarıyla abartılı olduğunun ortaya çıktığı aktarıldı.
İran’ın saldırı kapasitesini korumasının, “hava sahasını kontrol etmenin sonuçları kontrol etmek anlamına gelmediğini” kanıtladığı belirtildi.
UZAKTAN SAVAŞ KONSEPTİNİN SONU
Analize göre bu tablo, Washington’un uzun süredir dayandığı uzaktan savaş konseptinin de sınırlarını ortaya koydu. ABD’nin yıkım yaratabildiği ancak kara gücü kullanmadan siyasi iradesini dayatamadığı ifade edildi. Daha da önemlisi, Washington’un böyle bir kara savaşına girecek toplumsal, stratejik ve ekonomik zemini de artık bulamadığı vurgulandı.
Siyaset bilimci Stephen Walt’ın değerlendirmelerine yer verilen analizde, Irak Savaşı’nın uzun vadede başarısızlığa dönüşse bile ilk hedefi olan Saddam Hüseyin rejimini devirdiği hatırlatıldı. Ancak İran’da bunun tam tersinin yaşandığı, savaşın Tahran yönetimini zayıflatmak yerine içeride daha fazla kenetlenme yarattığı ifade edildi. “Sertlik yanlısı yapılar güç kazandı ve rejim iç kontrolünü tahkim etti” değerlendirmesi aktarıldı.
Bu yönüyle İran Savaşı’nın, Irak ve Afganistan’dan farklı olarak yalnızca işgalin sınırlarını değil, baskı ve zorlamanın da artık sonuç üretmediği bir döneme girildiğini gösterdiği belirtildi.
ENERJİ KRİZİ VE HÜRMÜZ ETKİSİ
Yazıda savaşın etkilerinin askeri alanla sınırlı kalmadığına dikkat çekildi. Irak işgalinin bölgeyi istikrarsızlaştırdığı ancak küresel Ekonomi üzerindeki etkisinin sınırlı kaldığı, İran Savaşı’nın ise doğrudan enerji piyasalarını vurduğu ifade edildi. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki sert yükselişin ABD dahil birçok ülkede enerji krizini tetiklediği belirtildi. ABD’de benzin fiyatlarının galon başına 4,5 doların üzerine çıkarak 2022 Temmuz’undaki 5 dolarlık rekor seviyeye yaklaştığı aktarıldı.
Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimin, küresel ticaretin kırılganlığını yeniden ortaya koyduğu vurgulandı. Analize göre bu durum, Washington’un çatışmayı istediği ölçüde büyütemeyeceğini de gösteriyor çünkü askeri tırmanmanın ekonomik maliyeti artık yalnızca rakiplere değil, ABD ve müttefiklerine de ağır biçimde yansıyor.
DİRENİŞ ÇAĞI
Metinde tarihçi Stephen Wertheim’ın “küresel üstünlüğün bir zorunluluk değil, tercih olduğu” yönündeki yaklaşımına atıf yapıldı. İran Savaşı’nın ise bu tercihin bile artık sürdürülebilir olmaktan çıktığını gösterdiği ifade edildi. Çünkü Washington’un temel sorununun askeri güç eksikliği değil, bu gücü sınırsız biçimde kullanma özgürlüğünü kaybetmesi olduğu belirtildi.
“Küçük ve orta ölçekli ülkeler artık coğrafya, düşük maliyetli teknolojiler ve asimetrik yöntemlerle süper güçleri sınırlayabiliyor” değerlendirmesine yer verildi.
Buna göre yeni dönemde büyük güçler ezici kapasitelere sahip olsa bile bunu siyasi sonuca çevirmekte zorlanacak. Ortaya çıkan yeni sistemin “karşılıklı engelleme düzeni” olduğu ifade edildi. Bu düzende büyük güçler iradelerini kolayca dayatamazken, daha küçük devletlerin de kabul edilebilir maliyetlerle direnebildiği belirtildi.
YENİ İTTİFAK DÜZENİ
Analize göre bu gelişmeler ittifak yapılarını da değiştirecek. Müttefik devletlerin daha fazla önlem alacağı, güvenlik ilişkilerini çeşitlendireceği ve tek bir garantöre güvenmek yerine bölgesel güç dengelerine daha fazla ağırlık vereceği ifade edildi.
Bu nedenle İran Savaşı’nın, Soğuk Savaş sonrası dönemin temel stratejik varsayımlarını sarsan bir kırılma olduğu vurgulandı. Responsible Statecraft analizinin sonucunda ise şu değerlendirme yer aldı:
“Üstünlük stratejisi kontrol vadediyordu. İran Savaşı ise sınırları gösterdi. Bu ikisi arasındaki farkta bir dönemin sonu yatıyor.”