Macaristan’da 12 Nisan 2026 tarihinde yapılan parlamento seçimlerinde Başbakan Viktor Orbán ve partisi Fidesz, 16 yıllık iktidarını kaybetti.
İlk sonuçlara göre, muhalefetteki Tisza Partisi lideri Péter Magyar’ın partisi büyük bir zafer elde ederek parlamentodaki sandalyelerin önemli çoğunluğunu kazandı. Rekor seviyede katılımın gerçekleştiği seçimlerde Orbán, yenilgiyi kabul ederek rakibi Magyar’ı tebrik ettiğini açıkladı.
Seçim sonuçları, Macaristan’ın iç ve dış politikasında önemli değişikliklere yol açması bekleniyor. Tisza Partisi, Avrupa Birliği ile ilişkilerin güçlendirilmesi ve hukukun üstünlüğü ilkelerine daha güçlü vurgu yapılmasını öncelikli hedefleri arasında gösteriyor.
Péter Magyar ve Tisza Partisi’nin zaferi, muhafazakâr kesimlerce George Soros ve bağlantılı uluslararası ağlarla ilişkilendiriliyor. Macar hükümeti ve Orbán yanlısı medya, Magyar’ı uzun süredir “Soros destekli” olarak nitelendirerek eleştirmişti. Magyar ise bu iddiaları reddederek kampanyasını yolsuzlukla mücadele, AB entegrasyonu ve hukukun üstünlüğü vurgusu üzerine kurmuştu.
Resmi sonuçların kesinleşmesinin ardından yeni hükümetin oluşum süreci başlayacak.
Soros’un Macaristan’daki rolü, 1980’lerin ortalarında başlamıştır. 1984 yılında ilk Open Society Institute’ini (Açık Toplum Enstitüsü) Macaristan’da kurmuş ve 3 milyon dolarlık bütçeyle komünist dönemde akademik değişim programları, bağımsız kültürel gruplar ve açık toplum fikirlerini destekleyen faaliyetler yürütmüştür. Bu çalışmalar, o dönemde demokrasi ve ifade özgürlüğünü teşvik etmeyi amaçlamaktaydı.
Soros, ayrıca Budapeşte’de Central European University’yi (Orta Avrupa Üniversitesi) kurmuş; bu kurum sosyal bilimler alanında önemli bir eğitim merkezi haline gelmiştir. Open Society Foundations (Açık Toplum Vakıfları) aracılığıyla Macaristan’da ve Orta Avrupa’da sivil toplum kuruluşlarına, eğitim ve insan hakları projelerine destek sağlamıştır. Toplamda küresel ölçekte 32 milyar doları aşan bağışlarıyla bilinmektedir.
Viktor Orbán ve Fidesz hükümeti döneminde Soros, Macaristan siyasetinde sıkça tartışılan bir figür haline gelmiştir. Hükümet, Soros’u özellikle 2015 Avrupa mülteci krizi bağlamında “sınırları açmak”, ulusal egemenliği zayıflatmak ve liberal politikaları dayatmakla suçlamıştır. Bu çerçevede “Stop Soros” yasaları çıkarılmış, yabancı fonlu sivil toplum kuruluşlarına kısıtlamalar getirilmiş ve kamuoyunda geniş çaplı billboard kampanyalarıyla Soros’a karşı eleştiriler yapılmıştır.
Hükümet, Soros’un desteklediği kurumları (örneğin Open Society Foundations) “yabancı ajan” olarak nitelendirmiş ve 2018’de vakfın Budapeşte ofisini Berlin’e taşımak zorunda kalmasına yol açan bir ortam oluşmuştur. Central European University de benzer baskılar nedeniyle büyük ölçüde Viyana’ya taşınmıştır.
2026 parlamento seçimleri sürecinde Orbán yanlıları, muhalefet lideri Péter Magyar ve Tisza Partisi’nin zaferini bazı kesimlerde yine “Soros bağlantılı uluslararası ağlar” ile ilişkilendirmiştir. Bu iddialar, Orbán’ın uzun yıllardır kullandığı siyasi söylemin bir devamı niteliğindedir. Péter Magyar ise bu tür suçlamaları reddetmiş ve kampanyasını yolsuzlukla mücadele, AB ile ilişkilerin iyileştirilmesi ve hukukun üstünlüğü üzerine kurmuştur.
Soros’un Macaristan’daki faaliyetleri, bir yandan açık toplum, demokrasi ve insan hakları alanlarında destek olarak görülürken, diğer yandan Orbán hükümeti tarafından ulusal egemenliğe tehdit olarak değerlendirilmektedir. Bu konu, Macar siyasetinde derin bir kutuplaşma kaynağı olmaya devam etmektedir. Resmi sonuçların ardından yeni hükümetin politikaları, bu tartışmaların seyrini de etkileyecektir.