03.07.2026-15:20
(Son Güncelleme:03.07.2026-15:36)
Taahhüt sahibi sanat ve anlam siyaseti: Ayetullah Hamenei’nin edebiyat, şiir, müzik ve sanatla ilişkisine bir bakış
İran İslam Cumhuriyeti Kültür Müsteşarı Asger Farsi, Haber365 için kaleme aldığı özel yazıda, hayatını kaybeden İran lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamaney'in din, siyaset ve sanat ilişkisine yaklaşımını inceledi.
>İran İslam Cumhuriyeti Kültür Müsteşarı Haber365 için yazdı:
İran çağdaş tarihinde din, siyaset ve sanat arasındaki ilişkinin analizi, Ayetullah Seyyid Ali Hamenei’nin görüşleri, faaliyetleri ve kültürel yaşamı incelenmeden eksik bir proje olarak kalır. Dünya siyasi liderleri arasında, onun kadar edebî inceliklere, şiirsel nüanslara ve sanatın yapısal boyutlarına aşina olan bir şahsiyeti bulmak zordu. Onun sanata bakışı, yalnızca araçsal veya tamamen siyasi bir bakış değildi; bilakis “taahhüt sahibi sanat” zemininde “anlam siyaseti” olarak adlandırılabilecek derin bir teorik temele dayanıyordu. Bu yazı, uzmanlık düzeyinde bir bakışla ve çağdaş kültür tarihinden bir sayfa olarak, onun şiir ve edebiyat üzerindeki hâkimiyetinin boyutlarını, müzik ve sinemaya bakışını ve taahhüt sahibi sanat kavramının açıklamasını incelemeyi amaçlamaktadır. Ayetullah Hamenei, seçkin bir siyasi ve devrimci şahsiyet olarak tanınmadan önce, ilim havzalarının ve elbette Meşhed’in edebî çevrelerinin içinden yetişmiş bir şahsiyetti. 1330’lu ve 1340’lı yılların Meşhed’i, edebî açıdan en dinamik dönemlerinden birini yaşıyordu ve bu şehrin edebiyat meclisleri Horasan’ın en büyük şairlerinin buluşma yeriydi. O, gençlik döneminden itibaren bu edebiyat meclislerinin daimi müdavimiydi ve İran’ın birinci sınıf şairleriyle çok yakın, samimi ve duygusal bir ilişki kurdu. Bu ilişkiler belirli bir düşünsel çevreyle sınırlı değildi; Mehdi Ahavan Sales, Muhammed Rıza Şefii Kedkeni, Muhammed Hüseyin Şehriyar, Nimet Mirzazade (M. Azerm) ve Gulamrıza Kudsi gibi şahsiyetlerin onun edebî çevresinde yer alması, şiir meselesine yönelik geniş ufkunu ve uzmanlık düzeyindeki bakışını göstermekteydi. Solcu bir şair olan Mehdi Ahavan Sales ile samimi ilişkisi, devrimden sonra bile karşılıklı saygıyla devam etti ve Ahavan Sales onu kendi dostu olarak tanıtıyordu. Bu bağlar, edebiyatın onun için siyasi bir eğlence değil, varoluşsal kimliğinin bir parçası olduğunu gösteriyordu. O, kendisi de gazel ve kaside alanında denemeler yapan, güçlü ve üslup sahibi bir şairdi ve şiirleri “Emin” mahlasıyla tanınıyordu. Onun gazelleri Irakî üsluba yakındı ve tasavvufi ve toplumsal bir bakışın çeşnisini taşıyordu. Şiir söylemenin ötesinde, “edebî eleştiri” üzerindeki hâkimiyeti ve özellikle Hint üslubu ile Saib-i Tebrizi başta olmak üzere şiir üsluplarına dair dakik bilgisi, seçkin edebiyat eleştirmenlerinin her zaman şaşkınlık ve takdirini kazanıyordu. Ramazan ayı gecelerinde İran’ın tanınmış şairleriyle düzenlediği yıllık şiir toplantıları, bu hâkimiyetin bir tezahürüydü; bu toplantılarda gençlerin ve usta şairlerin şiirleri satır satır, yapısal ve estetik bir bakışla onun tarafından eleştirilip inceleniyordu. Edebî çok dillilik: Farsça, Arapça ve Azerbaycan Türkçesi edebiyatını dakik biçimde tanıma Ayetullah Hamenei’nin kültür alanındaki ayırt edici yönlerinden biri, İslam dünyası ve bölgenin üç ana dili üzerindeki nadir hâkimiyetiydi. Bu bilgi, günlük konuşmanın ötesinde, bu dillerin edebiyat tarihi, edebî sanatları ve manzum ve mensur şaheserleri üzerinde derin bir vukuf anlamına geliyordu. O, Fars edebiyatı alanında bu dili İran’ın millî kimliğinin en sağlam unsuru olarak görür ve onun sağlığının, akıcılığının ve sağlamlığının korunmasına daima vurgu yapardı. Firdevsi’nin Şehnamesi, Hafız Divanı, Mevlana ve özellikle Hint üslubunun gazel şairleri üzerindeki hâkimiyeti, onu klasik şiir alanında bilinçli bir merci hâline getirmişti. Öte yandan, yüksek düzeyli havza eğitimi ve kişisel ilgileri nedeniyle Arap edebiyatının kökleri ve dönüşümleri üzerinde olağanüstü bir hâkimiyete sahipti. Muallakat-ı Seb‘ gibi cahiliye şiirinden Mütenebbi ve Ebu Firas el-Hamdani gibi büyük Abbasi şairlerine ve hatta Nizar Kabbani, Ahmed Şevki ve Muhammed Mehdi el-Cevahiri gibi çağdaş Arap dünyası şairlerine kadar Arap şiirine dair bilgisi çok derindi. O, resmî konuşmalarında İslam dünyasının meselelerini açıklarken defalarca Arap şairlerinin veciz beyitlerine istişhatta bulunurdu. Farsça ve Arapçanın yanı sıra, Ayetullah Hamenei aile kökeni ve kişisel ilgileri nedeniyle Azerbaycan Türkçesi edebiyatı hakkında da çok dakik bir bilgiye sahipti. O, yalnızca Muhammed Hüseyin Şehriyar’ın şiirlerini, özellikle şaheseri “Haydar Babaya Selam”ı çok iyi analiz etmekle kalmaz, aynı zamanda Molla Muhammed Fuzuli’nin divanı ve Türk şiirinin diğer büyükleriyle de tam bir aşinalığa sahipti. Onun hayatı döneminden geriye, görüşme ve konuşmalara ait çok sayıda film ve video kalmıştır; bu kayıtlarda tam bir hâkimiyet ve irticalen söyleyişle Türkçe hutbeler veya şiirler okuduğu ya da Türkçenin edebî inceliklerine işaret ettiği görülür. Bu durum, güçlü bir hafızanın ve zengin çok kültürlü bir yaşamın göstergesiydi. “Taahhüt Sahibi Sanat”ın tecellisi Ayetullah Hamenei’nin sanatla ilişkisini anlamak için, “taahhüt sahibi sanat” kavramını onun bakış açısından yeniden okumak gerekir. Onun düşüncesinde sanat bir meta, salt bir eğlence veya düşünceden arındırılmış bir oyalanma aracı değildi. Sanat, ilahî bir emanet ve insan ruhunun en yüce tezahürü sayılıyordu; dolayısıyla insanın kaderine, adalete, özgürlüğe ve tevhide karşı kayıtsız kalamazdı. Onun düşünsel doktrininde sanat iki kategoriye ayrılıyordu: insanın yücelişine hizmet eden sanat ve bunun karşısında bayağılığı, salt formalizmi ve kamuoyunun uyuşturulmasını besleyen sanat. O, defalarca “sanat kalıbına girmeyen hiçbir düşünce kalıcı olmayacaktır” diye vurgulamıştı. Bu cümle, taahhüt sahibi içeriğin yanında sanatsal forma da asliyet tanıdığını göstermekteydi. Ona göre taahhüt sahibi sanat, teknikten yoksun, kaba sloganlar atan bir sanat değildir; bilakis en yüce insani ve ilahî kavramları en güçlü ve en güzel yapısal form içinde sunan sanattır. Bu nedenle onun bakışında “anlam siyaseti”, toplumun uyanışı ve asli değerlerin korunması için sanatsal kapasitelerin yönlendirilmesi anlamına geliyordu. Müzik, sinema ve sahne sanatlarıyla ilişkisi İlim havzalarındaki bazı geleneksel yaklaşımların müzik veya sinema gibi sanatlara tek yönlü baktığının aksine, Ayetullah Hamenei bu alanlara daima uzmanlık temelli, fıkhî ve yenilikçi bir bakış sunuyordu. Müzik alanında, İran geleneksel müziği üzerindeki hâkimiyeti ve makamlar ile vokal repertuvarlarına dair bilgisi, bu alanın birçok üstadı için şaşırtıcıydı. Müzik çevreleriyle yaptığı görüşmelerde, müzik makamlarının ince farklarını ve şiir ile ses arasındaki ilişkiyi açıklardı. Fıkhî açıdan o, helal ve haram müzik arasındaki sınırı “müzik aleti”nde değil; onun niteliğinde, yöneliminde ve manevi içeriğinde görüyordu. Ona göre insanı doğal hâlinden çıkarıp başıboşluğa yönelten müzik haramdı; ancak kimlik kazandıran hamasi, irfani ve millî müzik değer üretici sayılıyordu. Devrimin ilk dönemindeki devrimci ve hamasi marşlara verdiği destek ve gösterdiği takdir, bu bakışın somut örneğiydi. Sahne sanatları alanında Ayetullah Hamenei, sinemayı “ülkenin ilerlemesinin anahtarı” ve üstün, stratejik bir sanat olarak görüyordu. Dünya sineması ve büyük uluslararası romanlar üzerindeki vukufu oldukça genişti; Victor Hugo, Romain Rolland, John Steinbeck ve Dostoyevski, Şolohov ve Tolstoy gibi meşhur Rus yazarların eserlerini geniş biçimde okumuş olması, ona anlatıbilim alanında derin bir bakış kazandırmıştı. O, romanı “tarihin tasvircisi” olarak görür ve sinemacıların ve yazarların, bu şaheserleri okuyarak anlatı tekniklerini öğrenmeleri gerektiğine inanırdı; böylece İranî-İslami kimliği ve Kutsal Savunma gibi millî destanları en güzel biçimde anlatabileceklerdi. Çağdaş kitaplar üzerine yazdığı çok sayıda takriz, bu iddianın şahidiydi. Ayetullah Hamenei’nin edebiyat ve sanatla ilişkisi organik, derin ve çok boyutlu bir ilişkiydi. Farsça, Arapça ve Türkçe olmak üzere üç dil zemininde şiir söylemesi, İran çağdaş şiirinin zirve isimleriyle eski ve samimi ilişkisi, müzik repertuvarları ve dünya romanları hakkındaki dakik bilgisi, onu siyasi liderlik alanında seçkin bir şahsiyet hâline getirmişti. Onun “taahhüt sahibi sanat” hakkındaki düşüncesi, estetik form ile yüce anlamın birbirine bağlandığı bir pencereydi. Bu açıdan sanat, hakikatin tecelligâhıydı ve sanatçı, anlamı açıklama emanetinin yükünü omuzlarında taşıyordu. Hayatı döneminden geriye kalan; Türkçe şiirler mırıldanırken, beliğ Arapça hutbeler okurken veya Farsça gazelleri dakik biçimde eleştirirken kaydedilmiş video ve belgelerin karesi, onun bakışında siyasetin her zaman anlamın inceliği ve sanatın sağlamlığıyla iç içe geçtiğine dair canlı bir tarihsel tanıklıktır.
Asger Farsi
İran çağdaş tarihinde din, siyaset ve sanat arasındaki ilişkinin analizi, Ayetullah Seyyid Ali Hamenei’nin görüşleri, faaliyetleri ve kültürel yaşamı incelenmeden eksik bir proje olarak kalır. Dünya siyasi liderleri arasında, onun kadar edebî inceliklere, şiirsel nüanslara ve sanatın yapısal boyutlarına aşina olan bir şahsiyeti bulmak zordu. Onun sanata bakışı, yalnızca araçsal veya tamamen siyasi bir bakış değildi; bilakis “taahhüt sahibi sanat” zemininde “anlam siyaseti” olarak adlandırılabilecek derin bir teorik temele dayanıyordu. Bu yazı, uzmanlık düzeyinde bir bakışla ve çağdaş kültür tarihinden bir sayfa olarak, onun şiir ve edebiyat üzerindeki hâkimiyetinin boyutlarını, müzik ve sinemaya bakışını ve taahhüt sahibi sanat kavramının açıklamasını incelemeyi amaçlamaktadır.
Asger Farsi
DİĞER Dünya HABERLERİ