Avrupa Parlamentosunun (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor tarafından hazırlanan ve Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini belirleyecek Türkiye Raporu bugün Strasbourg’da oylanıyor. Raporda demokrasi, yargı bağımsızlığı, kayyum uygulamaları ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu gibi başlıklar yer alsa da, metnin en çok ses getiren ve Ankara’yı sarsan maddesi; Adalet Bakanı Akın Gürlek’in adının açıkça zikredilerek doğrudan "yaptırım" listesine alınmasının talep edilmesi oldu.
Akın Gürlek alıntısı: "Derin rahatsızlık duyuyoruz"
Raporda, Türkiye’deki “demokratik gerileme” gerekçe gösterilerek, ülkede insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlal edilmesinden sorumlu olduğu düşünülen Türk yetkililere karşı AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi’nin işletilmesi talep ediliyor.
Metinde, “devletin baskıcı mekanizmasında kilit rol oynayan isimler” arasında eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve mevcut Adalet Bakanı Akın Gürlek’in adı açıkça zikrediliyor.
AP raporunda, Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı koltuğuna getirilmesine ilişkin şu ifadelere yer verildi:
"Komisyon Başkan Yardımcısı / Birliğin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi'ne (VP/HR), yukarıda açıklanan ciddi demokratik gerileme ışığında, AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında kısıtlayıcı tedbirleri değerlendirmesi yönündeki çağrısını yineler. Bu tedbirler arasında, insan hakları ve temel özgürlüklerin ciddi ve kasıtlı ihlallerinden sorumlu Türk yetkililere yönelik AB sınırları içindeki mal varlıklarının dondurulması da yer almalıdır. Buna, kayyım rolünü üstlenen ve onları atayan yetkililer ile devletin baskıcı mekanizmasının kilit aktörleri de dahildir. Eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek bu isimler arasında örnek olarak gösterilmektedir. Parlamento, Gürlek'in yakın zamanda Adalet Bakanı olarak atanmasından derin rahatsızlık duyduğunu ifade eder; bunun, kariyeri boyunca siyasi bir gündemi takip eden siyasi bir aktör olduğunu gösterdiğini belirtir."
AB bu yaptırımı uygulayabilir mi?
AP'nin bu hamlesi siyasi açıdan çok güçlü bir mesaj olsa da, hukuki olarak doğrudan bir yaptırım gücü bulunmuyor. AB'nin, ABD'deki Küresel Magnitsky Yasası'ndan esinlenerek 2020'de kabul ettiği "Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi" mekanizmasını işletme yetkisi sadece AB devlet ve hükümet liderlerine ait. AP'nin bu konuda bir yaptırım uygulama yetkisi bulunmuyor. Avrupa medyasında ve kulislerinde, AB liderlerinin mevcut jeopolitik konjonktürde bu yaptırım silahını Türkiye'ye karşı kullanma olasılığının oldukça düşük olduğu belirtiliyor.
Şubat 2026 raporunda da Türkiye hedef alınmıştı
Bugün oylanacak metin, Avrupa Parlamentosunun bu yıl içindeki ilk sert çıkışı değil. AP, henüz birkaç ay önce, Şubat 2026’da yayınladığı Türkiye Raporu’nda da benzer gerekçelerle Ankara'yı doğrudan hedef almıştı.
Şubat 2026'da kabul edilen o raporda öne çıkan ve bugünkü oylamaya zemin hazırlayan kritik detaylar şunlardı:
Şubat 2026 raporunun ana omurgasını, Türkiye’deki hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve temel hak ihlallerine yönelik ağır eleştiriler oluşturuyordu. Yargının siyasallaştığı iddiaları o dönem de AP kürsülerinde yüksek sesle dile getirilmişti.
AP, şubat ayındaki oturumlarda görevden alınıp tutuklanan ve yerlerine kayyum atanan belediye başkanlarına ilişkin sert bir duruş sergilemiş, kayyum atayan ve bu görevleri kabul eden şahıslara yaptırım seçeneğinin değerlendirilmesini ilk kez o dönem bir "tehdit" olarak kayda geçirmişti.
Raporda Türkiye'de muhalefetten gelen tüm olumlu ve yenilikçi çağrılara rağmen, Kopenhag kriterlerinde somut bir ilerleme sağlanmadığı sürece 2018'den beri donmuş olan katılım müzakerelerinin mevcut koşullarda "asla yeniden başlatılamayacağı" deklare edilmişti.
Bugün oylanacak raporda başka neler var?
Bugünkü oylamada oylanacak karar tasarısı, şubat ayındaki raporda yer alan "hukukun üstünlüğü" eleştirilerini bir adım daha ileri taşıyarak doğrudan güncel iç siyaset figürlerine bağlıyor:
BB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluk durumu ve yargı kıskacına alınması, raporun demokrasi ihlalleri bölümünde geniş yer tutuyor.
Siyasi ve hukuki eleştirilere rağmen AP, Türkiye'nin güçlü bir NATO müttefiki olduğunu; ticaret, göç yönetimi, enerji ve dış politikada (özellikle Karadeniz, Ukrayna ve Orta Doğu'daki kolaylaştırıcı rolü sebebiyle) AB için vazgeçilmez bir stratejik ortak olduğunu not ediyor. Yani Brüksel, "üyelik askıda kalsın ama çıkar ilişkilerimiz sürsün" mesajı veriyor.
Türkiye'nin AB dış politikasına uyumunun %4'lere kadar düşmesi, Rusya yaptırımlarına katılmaması ve İran ile olan sıkı diplomatik/ekonomik ilişkileri raporda "kaygı verici" olarak nitelendiriliyor.
Karar tasarısı formatındaki bu raporun, Strasbourg'daki Genel Kurul oylamasında kabul edilmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Kaynak: BBC - DW